Aklımdakiler: Hazal Yılmaz (@anlamarama)

Aklımdakiler: Hazal Yılmaz (@anlamarama)

Hazal Yılmaz’ın hikâyeleri ve denemelerinden bir araya gelen ilk kitabı Anlam Arama Mayıs 2018’de Karakarga Yayınları aracılığıyla ilk baskısını yaptı ve geride bıraktığımız yaza damgasını vuranlardan oldu. Kitap, ilk haftanın sonunda 4. baskıya girmişti. İkinci kitabının hazırlıklarını tamamlamak üzere olan Hazal Yılmaz’la konuşacak tabii ki çok şey var ve bu defa ona soruları gezgin yazarın ailesi ilan ettiği arkadaşları, sevdikleri, ilham kaynakları ve dokundukları soruyor.

Hazırlayan: Ekin Sanaç – İllüstrasyon: Gizem Gündüz

Hazal Yılmaz, yaşadıklarını, gördüklerini ve yaşayıp gördüklerinin ona düşündürdüklerini yazmanın hayatı anlamlandırmanın yolu olduğuna inanıyor; bir “oto-terapi”, bir tür kendini sağaltma yöntemi aynı zamanda.

Yıllar içinde blogger olarak türlü üretimine tanıklık ettik; ilham dolu dünya gezme rehberi Çok Gezenler Kulübü’nü kurdu, Urban Confessions adını verdiği web sitesi ve sosyal medya kanalları üzerinden yazılarıyla çok sayıda insanla buluştu. Devir ne kadar değişirse değişsin sabit kalan şeylerden biri, kelimeleri tutkuyla kullandığınızda başkalarına dokunabilmeniz. Hazal Yılmaz’ın sahip olduğu diri, sorgulayıcı, samimi sesin kaynağı da bu tutkudan geliyor, sanki yazmak onun için varoluşsal, hayat denkleminden çıkarılması imkânsız olan bir eylem.

Hazal Yılmaz’ın hikâyeleri ve denemelerinden bir araya gelen ilk kitabı Anlam Arama Mayıs 2018’de Karakarga Yayınları aracılığıyla ilk baskısını yaptı ve geride bıraktığımız yaza damgasını vuranlardan oldu. Kitap, ilk haftanın sonunda 4. baskıya girmişti. Hazal Yılmaz’la konuşacak tabii ki çok şey var ve bu defa ona soruları gezgin yazarın ailesi ilan ettiği arkadaşları, sevdikleri, ilham kaynakları ve dokundukları soruyor.

hazal

M.K. Perker (@mkperker)
İkinci kitap ne zaman geliyor?

İlk kitapla gelen tepkiler bana ikinci, üçüncü, dördüncü kitabı yazmak için çok büyük heyecan verdi! Bu kitabın başarısından bahsediliyorsa bunun en önemli sebeplerinden biri de yayınevi Karakarga ve sensin Perker. Roman, hikâye, şiir gibi hiçbir kategoriye girmeyen bu denemelere inandığınız için! Dünya bize evet, hadi diyen, yeniden, risk almaktan korkmayan insanlar olduğunda ne kadar umutlu bir yer. İkinci kitap hazır, editlerine başladım. Umarım Kasım’daki kitap fuarına yetişiyoruz!

Kalben (@kalbenben)
Kadın dilinde özgürleşebildiğin, hikâyelerini sansürlemeden paylaşabildiğin için çok mutluyum. Bize bu cesaret konusunda seni besleyen bir sır verebilir misin?

Sağlam, sevmekten korkmayan, birlikte olmayı seçmiş kadınların arasında büyüdüm. Dolayısıyla kadın olmak benim için yaşama, şartlar ne olursa olsun en güzel haliyle katılmak demek. Birbirleriyle değil haksızlıkla, eşitsizlikle savaşan bu kadınlar, mükemmelliğin başkalarına kıyasla değil, kendi içimizde erişebileceğimiz ve her gün gelişen bi organizma olduğunu öğretti. En önemli içsel mücadelemiz her durum ve şartta değişebilen hislerimizle, tehdit altındayken verdiğimiz tepkilerimizle olmalı. Egomu eğitmek için çok çalışıyorum.

Elif Tanverdi (@cizenbayan)
Kitabını okurken kendimden o kadar çok şey buldum ki. Çok yoğun hissettiğim, adını koyamadığım yenilgilerimi, korkularımı hatta köşelerimi görünür kıldın bana.

Hayattaki o kesseler acımaz duruşuna tezat aslında ne kadar da kırılgansın satır aralarında. Hayran olunası bir cesaretle çırılçıplak soyunmuşsun okuyucu karşısında. Bu bir terapi biçimi mi? Yazmak senin için ne ifade ediyor?

Bazen kendimi senin gözünden izleyebilecek bir icat bulunsun istiyorum. Kırılırım diye kelimelerini saklamasan, sansürsüz tanışsak…nasıl biriyim? Kesseler acıyor aslında ama acıyla başetmenin yolunu buldum. O da yazmak. Yazmak benim için barışmak. Kendimle, geçmişimle, seninle, şimdiyle ve geleceğimle. Bir tür oto-terapi olmanın ötesinde acayip bir tutku da. Bazen dans pistinin ortasında buluyor kelimeler beni, bir kenara oturup not almaya başlıyorum, bazen oturduğum sandalyede gündüz düşlerine dalıyorum, bazen de gecenin köründe bilgisayar başına kuruluyorum. Uyumadan, yemeden, içmeden oluyor da yazmadan duramıyorum!  

begüm toprak - web

Begüm Toprak (@begumtoprak)
Juan Carlos Onetti’nin bir sözü vardır; “Edebiyat uzun bir itiraftır.” Bu kitapta epey bir itiraflarla dolu. Yazarken çekindiğin veya ilk kez itiraf ettiğin (kendine veya bizlere) bir şeyler oldu mu?

Off bu soru! Olmaz mı? Kitapta ve hayatta en çok gerçekten sevmeyi bilip bilmediğimi sorguluyorum. Heyecana düşmeyi, maceraya atlamayı, bilinmeze koşmayı fütursuzca yapıyorum ama sevmek, uçakta yanındaki koltuğa, tek başına gerindiğin yatağa, hayallerinin ortasına birini davet etmek “nasılsa sonu gelecek” korkusuyla tünüyor hayatıma. Sahip ve ait olmadan sevmeyi, birini hayatımıza kendi istediğimiz şekliyle değil, tüm zaafları, inançları, eksikleriyle dahil etmeyi becerebilecek miyiz? İkinci kitapta cevap aradığım sorulardan biri de bu.

Aslı Seven (@asli_seven)
Bu kitap bana bir göç hikâyesi gibi nüfuz etti. Hem süregelen bir göc, bir diyasporalaşma halinin/anının belgeseli, hem de temelinde göçebe bir varoluşu tanımlar gibi, şehirlere, insanlara, küçük alışkanlıklara, hem ilişkilenmeye, hem ilişkilenmeme haline dair… Direnç ve arzu arasında gidip gelir gibi… Göçebelik insanın kendi kimliğine dair sahip olduğu fikirlere, imgelere de bir mesafeden bakmayı gerektirir ya, merak ediyorum, yazı senin için hiçbir noktada vazgeçilebilir olur mu? Yerine koyabilsen koyabileceğin ya da koymak isteyebileceğin veya yerine koymadan, yanına koymak istediğin neler var bugün?

Her yazan için böyle mi bilemiyorum ama, bir kitap yazmak, kitabı olan bir yazarım demek, bu kitabı okuyanlardan gelen ikinci kitap için sabırsızlanıyoruz tepkileri ya başaramazsam, ya bütün yapıp yapabileceğim buysa endişesini de yanında getiriyor. Sen yazarken sadece kendinin değil, okuyan insanın sırrını, hüznünü, korkusunu da taşıyorsun satırlarda. Okuyucu kendini içine koyduğunda başka bir anlam kazanıyor kitap. Bu anlamda yazmak büyük bir sorumluluk. Ben yazmaya asla küsmeyeceğimi düşünüyorum ama günlükler ötesine gitmeyen karalamalar da yapabilirim… Kendimi eğitmek için okumaya, anlamaya devam etmem şart. Ama bunların yanında biraz daha doğayla ilişki kurduğum bir hayata dahil olmak istiyorum. Sadece beynimi değil, elimi, bedenimi de çalıştırdığım uğraşlar edinmeliyim.

Gamze Yalçın (@_gamzeyalcin_)
Seninle birkaç yıl önce yollarımız Bonjuk Bay’de kesişmişti. Muhteşem dostlarla çevrili çok özel bir tanışmaydı benim için ve birkaç gün önce de Fusion Festivali için Berlin’e birlikte geldiğim sevgili Elif Tanverdi’nin elindeki Anlam Arama kitabında adeta gökyüzünde buluştuk. Kitabını yol boyunca okudum, İlk kez hayatımda uçuş boyunca bir kitabı okuyup bitirmeyi başardım. Güldüm, ağladım, hüzünlendim, Ege’yi özledim, Londra’ya gelmek seninle sohbet etmek istedim… Anlaşılan yolda olanla yolların kesişmesi için yolda olmak gerekiyor. Bize yollarından, yollarında kesiştiğin yolcularından, akışlarından, gördüğün renklerden ve en çok da yollarda ânı yakalamanın muhteşem hafifliğinden bahseder misin?

Oruç Aruoba’nın bir sözü vardır: “Yol iki yer arası değildir, yer iki yol arasıdır.” Benim için de ev çıkarken kapı, pencere kilitli mi diye kontrol ettiğin yer değil. En sevdiklerine gel dediğin, olur da canın yalnız kalmak isterse ücraya çekildiğin, yuvarlak masa etrafında kahkahaların ya da gözyaşlarının birleştiği, çıplak ayakla gezdiğin, ne kadar uzağa gitsen de hep seni beklediğini bildiğin mesken, ev. Bazen de sadece bir insan, köpek, ağaç, kanal kenarında boş olmasını umduğun şezlong. Belki de bu yüzden üç gün diye gittiğim yerlerde haftalarca kalıyorum. Yolda, tüm mecburiyetlerini geride bırakmış, olmak istediği insana değil, olduğuna yaklaşmış çoğunluklarla tanışıyorum. Dünyada kendimizi yalnız hissettiğimizde, grupların, -izm’lerin içine dalmaya meyilli olduğumuzu düşünüyorum. Bu da otantik kendimizi kaybetmemize sebep oluyor. Çoğunluk olmak benim için bu anlamda farklı bir anlam taşıyor. Kendimize, isteklerimize, istemediklerimize ne kadar sadık kalırsak, o kadar sağlam kalabalıklar yaratabiliriz.

zeynep erekli - web

Zeynep Erekli (@zerekli)
Metinlerin çoğunlukla iç dünyan, yaşadıkların, beklentilerin, seni mutlu edenler ve düş kırıklıkların ekseninde, çok kişisel bir noktadan doğuyor. Senin hakkında bildiğimiz iki temel şey; yazıyla kendini ifade ettiğin, sağalttığın ve çok seyahat ettiğin. Bu ikisi iç içe geçmiş vaziyette. İnsan şunu merak ediyor: Seyahat ettiğin coğrafyalar, duygu ve düşüncelerini, yani yazılarını doğrudan etkiliyor mu? Sözgelimi büyük bir hayal kırıklığı Avrupa’da daha acı verirken, güney yarımkürede daha hızlı iyileşiyor olabilir mi?

Birlikte doğmanın, büyümenin, acıları ve neşeleri paylaşmanın bize getirdiği bir yuva duygusu var. Ben bunu Akdeniz ile, uzun ve kalkılmayan sofralarda, bazen o sofralarda akan gözyaşlarıyla, bu sofrada konuşulan her şey aramızda kalacak, şerefe! diye tokuşturulan kadehlerle özdeşleştiriyorum. Sanırım ondan Akdeniz’e, Ege’ye bakan manzaralarda daha kolaylaşıyor kendim olmak, içimi dökmek. Belki de bundan uzun vadede kurduğum hayallerde hep birlikte yaşayacağımız bir komün hayatı var. Dünyanın pek çok yanına dağılmış “biz” sonunda oraları, o yollarda edindiğimiz aileleri de içimizde ve yanımızda taşıyarak yuvamıza, birbirimize kavuşacağız.

Dilan Bozyel (@dilanbozyel)
Gezegendeki yolculuklarında şu ana kadar kaç kişiyle tanıştığını saydın mı hiç bilmiyorum ama merakım ise şöyle; Anlam Arama cümlelerinin Türkiyeliler dışında en çok hangi ülkenin insanları tarafından okunmasını hayal ediyorsun?

Her gittiğim ülkede, şehirde, bir aile bırakıyorum. Geride bırakmanın eksikliği yok ama, tanışmışlığın tamamlanmışlığı var. Bu ailelerin hepsini kapsayacak, sarılmak kadar evrensel bir dil olsa, o dilde yazabilmeyi çok isterdim. Bizi birbirimize, kültürümüze bağlayan diller aynı şekilde ayrılmamıza da sebep. Ne üzücü.

Dosyanın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:64’e ulaşabilirsiniz.

 

Benzer yazılar