Aklımdakiler: M. Kutlukhan Perker

Aklımdakiler: M. Kutlukhan Perker

Türkiye’de çizgi roman kültürünün baş aktörlerinden M. Kutlukhan Perker, geçtiğimiz sene Contemporary İstanbul kapsamında ilk kez sergilenen “Miralay” serisindeki çalışmaları eşliğinde, sanat ve edebiyat dünyasının tanınmış isimlerinin sorduğu soruları yanıtlıyor.

Bant Mag. No:66’daki tüm içerikler için buraya tıklamanız yeterli.

Türkiye’de çizgi roman kültürünün varlığından ve yaygınlığından bahsedebiliyorsak eğer, bunun en önemli baş aktörlerinden biri M. Kutlukhan Perker. 1901 yılında New York’ta kurulan Society of Illustrators oluşumunun ilk ve tek Türkiyeli üyesi olan sanatçı, çini mürekkebi ve tarama ucu sanatının da ülkedeki az sayıdaki temsilcilerinden biri.

Perker, Türkiye’nin önemli mizah dergileri Gırgır, LeMan, Penguen’den ABD’nin en önemli basılı yayınlarından The New Yorker, The Washington Post, The Wall Street Journal’a birçok basılı yayın için işlere imza attı. Çizgi roman dünyasının prestijli yayınevleri Image, Dark Horse ve DC’den çeşitli yayınlar yapan Perker, geçtiğimiz yıllarda kurduğu Karakarga Yayınları’yla birçok önemli çizgi romanın Türkçe olarak yayımlanmasına sebep oldu.

Sanatçının geçtiğimiz aylarda Contemporary İstanbul kapsamında ilk kez sergilenen Miralay serisindeki çalışmaları eşliğinde, sanat ve edebiyat dünyasının tanınmış isimlerinden gelen soruları yanıtladığı söyleşide kendisini üretmek için tetikleyenlerden hayranı olduğu sanatçılara ilginç detay ve hikâyeler sizi bekliyor.

m. kutlukhan perker

Ahmet Mümtaz Taylan
Hem ABD’de hem Türkiye’de başarıyla çizdin. Hikâyeye, malzemeye ulaşma bakımından hangi ülke daha verimli ve ilham vericiydi? Biraz açarak yanıtlar mısın?

İlk bakışta sanki Türkiye daha verimli olmalı gibi genel bir intiba var. Ama bence hikâye, gelen malzemeyle pek ilgili değil. Herhangi bir veriyi hayal gücü ya da bakış açısının orijinalliği sayesinde büyütebilmek ya da doğru kullanabilmek asıl önemli olan. ABD zaten büyük bir esin kaynağı, çeşitliliği itibariyle. Ama şöyle de düşünmek mümkün: En iyi suç hikâyeleri dünyada en düşük suç oranına sahip İskandinav ülkelerinden geliyor.

Ece Temelkuran
Öldükten sonra yayınlamak üzere çizdiğin şeyler var mı? Varsa ne ile ilgili?

Öldükten sonra yayınlanmak üzere sakladığım çizimlerim yok ama o kadar çok illüstrasyon yaptım ki ben öldükten sonra farklı yayınların editörleri o işleri farklı yazılara refakat ettirerek ikinci turu attırsa bir 50-60 yıl daha gider.

m. kutlukhan perker m. kutlukhan perker

Zülfü Livaneli
Sanatın verdiği mutluluk, hayatın zevklerinin yerini tutuyor mu?

Bir yazarın ya da çizerin yazıp çizerken kendileri hakkında edindikleri fikrin ya da sahip olduklarına kanaat getirdikleri imajın, yazıp çizmedikleri anlarda geçerliliğini yitirdiğini düşünüyorum. Bu yüzden hayat daha zevkli diyebilirim ama sanat, hayatın kırıp döktüklerini tedavi edebilmek için başvurulabilecek en samimi terapi biçimi.

Nilay Örnek
Her daim takım elbise giymenin nedeni nedir?

1940 ve 1950’lerin çizerleri hep takım elbise giyip kravat takmışlar. 1970’li yıllarda Robert Crumb’ın öncülüğünde San Francisco’da başlayan underground çizgi roman akımının öncüleri ve temsilcileri de takım elbise giyip, anarşist işlere imza atarak bir kontrast yaratmışlar. Günümüzde hâlâ anaakım dışında kalmayı tercih eden çizgi romancı ve illüstratörler bu geleneği sürdürüyorlar. Benim her gün takım elbise giymemin tek nedeni budur.

Teoman
Ortak bir hayranlığımız var: Todd Solondz. Benim ilk üçüme giren harika bir yönetmen, senin de arkadaşın New York’tan. Onunla ilgili hikâyeler anlatmıştın bana. Çizgi romanlardan, Altın Palmiye’den, sanat sinemasıyla karın doyuramayıp anne evine taşınmaktan bahseden. Bana tekrar hatırlatsana onunla ilişkini, hikâyelerini.

Senin çok sevdiğin bir detayı hatırlıyorum o konuşmalarımızdan. Todd Solondz, o dönemde yazdığı ve çekmeye çalıştığı filmi Palindromes’a maddi kaynak oluşturabilmek için evini satıp ailesinin New Jersey’deki evine yerleşmişti. Hem de çocukluğunu geçirdiği odasına dönerek. Dünyaca ünlü bir underground film yönetmeninin, film yapabilmek için genç yaşta terk ettiği çocukluk odasına, yıllar sonra büyük bir şöhrete sahipken tekrar film yapabilmek için geri dönmek zorunda kalmış olması başlı başına bir hikâyedir.

Anne baba evine tekrar taşınırken biz de ona yardım etmiştik. Taşıdığımız koliler arasında bugüne kadar biriktirdiği bütün çizgi romanlar vardı ve hepsi muhafaza için kullanılan poşetlerin içindeydi. Fasikül olan çizgi romanların arkasına, deforme olmasınlar diye karton plakalar yerleştirmişti.

Sen bundan bahsedince ben de şunu hatırladım. Aktörlerin doğaçlama kabiliyetlerinden bahsediyorduk seninle ve ikimiz de aynı anda Marlon Brando’nun On the Waterfront filminde Eva Marie Saint’in düşürdüğü eldiveni yerden alıp kendi eline takarak sahneye devam ettiği andan bahsetmiştik. Kendi alanlarında natürel yeteneğe sahip sanatçılar hem hayatta, hem kendi sanat disiplinleri içinde şahane doğaçlamalar yapabiliyorlar. Todd’ın anne baba evine dönüşü bunlardan biriydi.

Sunay Akın
Sende iz bırakan, çocukluğunda en çok sevindiğin ya da üzüldüğün iki hikâye nedir?

En üzüldüğümden başlayayım. Bir komşumuzun oğlu eşcinseldi ve baskılar yüzünden mahalleden taşınmak zorunda kalmışlardı. Kamyonete doldurdukları eşyalarıyla Beylerbeyi’nden ayrıldıkları anı unutamam. Sadece annem el sallamıştı arkalarından. En sevindiğim ise; babam bir yurt dışı gezisinden dönecekti ve herkes bizim evde toplanmıştı. O gün kendimi çok mutlu hissetmiştim. O yüzden galiba konusunun benim hatıramla hiç alakalı olmasa da Emir Kustirica’nın Babam İş Gezisinde filmini çok severim.

m. kutlukhan perker

Ken Kristensen
Kariyerindeki en büyük pişmanlık nedir?

Sen, zamanında New York’tan Los Angeles’a taşınmayıp sinema sektörüyle çalışmamam olduğunu söyletmek için bunu soruyorsun ama hiç pişmanlığım yok.

Nebil Özgentürk
“Bayburtlu Zihni gibi gülen Hoca Nasrettin gibi ağlayan” der Nazım… Sokaklarda büyüyen, ilk gençliğinden beri siyasi gelişmeleri yakından gören bir Yurttaş ve çizer olarak Kutlukhan’a sorum şudur… Türkiye sokakta ve siyasette konu bolluğuyla dolu. Bir sanatçı için yaratıcılığa katkısı olumlu mu olumsuz mu?

Yaratıcılığa bir katkısı olduğunu sanmıyorum ama sürekliliğe ve dirayete katkısı büyük bence.

Sinem Sal
Hangi çizgi romana kim olarak sızsan, kimse durumu çakmazdı?

Edward Gorey’nin ve Nicholas De Crecy’nin çizgi roman ve kitaplarında olsam, kendileri de çakmazdı. Aslında ikisine de çok hazırdım keşfetmeden önce. Çünkü öncesinde iki tanesi benim hayran olduğum çizeri etkilemiş, diğeri de hayran olduğum çizerden etkilenmişti. Bunlardan ikisi Jean Pierre Jeunet ve Marc Caro (ki beni etkileyen iki filmlerinde birlikte çalışmışlardı), diğeri Tim Burton. Bu üç isim de yönetmenliğe çizerlikten geçmişlerdi. Bu durumu da sonradan öğrenmiştim. Jeunet ve Caro’nun geçmişini ropörtajlardan, Tim Burton’unkini harika bir serinin ürünü olan Burton on Burton isimli kitaptan. Jeunet ve Caro, Nicholas De Crecy’nin her çizgi albümü ve Triplets of Belville gibi çizgi filmlere yaptığı tasarımların temel ambiyansının asıl kaynağı ve sorumlusudurlar. Edward Gorey ise artık Tim Burton’a atfedilen mizahi gotik ve Viktoryen atmosferin kurucusudur. Hem Gorey hem de DeCrecy’nin çizgileri ve ambiyanslarının kendi işlerime sızdığını bildiğim için ben de onların dünyasına ilhak etsem, yabancı kalmazdım.

Deli Uğur
Asayiş berkemal mi birader?

Sende asayiş berkemal, bende de berkemal, o zaman benim asayiş Mustafa berkemal olsun.

m. kutlukhan perker

Benzer yazılar