Anların arasını yakalamak: Brian ‘B+’ Cross

Anların arasını yakalamak: Brian ‘B+’ Cross

İrlandalı fotoğrafçı, yapımcı ve DJ Brian “B+” Cross, bugüne kadar siyahi sanat akımı, dub, Etiyopya cazı ve Brezilya sambasına dair özel birçok an belgelemiş olmanın yanı sıra DJ Shadow’un 1996 yılına can vermiş ilk albümü Endtroducing‘in kapak fotoğrafının da sorumlusu.

Röportaj: Leyla Aksu

Çalışmalarıyla dinlediğimiz müziğin içerisinde katman katman yer alan gizli alternatif tarihçeleri, eksik tarihi ve kültürel bağlamları ortaya çıkaran İrlandalı fotoğrafçı, film yapımcısı ve DJ Brian “B+” Cross, 1980’li yılların sonunda Los Angeles’a geldiğinde şehrin yeni doğan hip hop sahnesini belgelemeye koyuldu. O zamandan bu yana bulduğu müzikal izleri Kolombiya, Brezilya ve Ürdün gibi ülkelere kadar takip eden Cross, kendi fotoğraflarının yanı sıra ürettiği müzik videoları, albüm kapakları ve belgesellerle de the Freestyle Fellowship, DJ Shadow, David Axelrod, Mos Def, J Dilla, Jurassic 5, Thundercat, Lauryn Hill, Warren G, Q-Tip, Damien Marley, Dilated Peoples, Erykah Badu ve Rza dahil olmak üzere daha nice isimle beraber çalıştı. Yakın dönemde ise işlerini Ghostnotes: The Music of the Unplayed adı altında derleyen Cross, bizimle bu yeni kitabının nasıl bir araya geldiğini, Los Angeles’ta hip hop’ın erken dönemlerini ve bu aralar neler dinlediğini paylaştı.

David_Axelrod_North_Hollywood_California_US.__October_1999_and_Axelrod_home_North_Hollywood_California_US.__October_1999

David Axelrod, North Hollywood, California, ABD, Ekim 1999 – Axelrod’un evi, North Hollywood, California, ABD, Ekim 1999

İlkin daha İrlanda’dayken fotoğrafçılığa nasıl başladığını ve ilk olarak ne zaman ve nasıl müzikle ilgilenmeye başladığını sormak isterim.
Esasen İrlanda’dayken sanat okuluna gittim. Sanatta iyiydim, o her ne demekse, ve okuldayken “yeniden fotoğraflama” tarzı çalışmalar yapan, örneğin kurumsal eleştiri işleri olan Hans Haacke veya Cindy Sherman ve özellikle de Allan Sekula’nın çalışmaları sonucunda fotoğrafçılıkla ilgilenmeye başladım. Başlarda fotoğrafçılığı farklı fikirleri soruşturmak üzere bir çeşit araç olarak ele aldım.

Müziğe gelince, çok küçük yaşlardan beri müzikle biraz garip bir bağım olduğunu söyleyebilirim. Emin değilim, ailemde özellikle müzisyen falan olan kimse de yok. Yani babam biraz folkçu gibi, ama öyle çılgın bir şey yoktu yani. Sanırım 1970’lerin ortası ve sonuna doğru müzik uluslararası bir güç gibiydi ve İrlanda ise o dönemde oldukça içe dönüktü. O sebeple de müzik dünyanın geri kalanını düşünebilmek için bir yoldu, özellikle de radyo aslında. O dönemde pop müzik açısından İrlanda’ya pek bir şey gelmiyordu, ama örneğin Radyo Lüksemburg’u veya hava iyi olduğu zamanlarda BBC Radyo 1’ı dinleyebiliyorduk. Yani tam bilemiyorum ama müzik bana her zaman farklı yerleri düşündürüyordu sanırım.

Fakat CalArts’a (Kaliforniya Sanat Enstitüsü) gidene kadar görünürdeki bu iki ilgi alanını bir araya getirmeyi gerçekten düşünmedim. Jeton ancak orada olduğum günlerde düştü. Allan Sekula ile çalışmak üzere CalArts’ın lisans üstü fotoğrafçılık programına gitmiştim. Ama oradayken Los Angeles’la ilgili meşhur bir kitap üzerinde çalışmakta olan Mike Davis adlı bir başka profesör araya girdi ve beni Los Angeles’ta hip hop fotoğrafları çekmeye teşvik etti. Biraz da genç olmamın etkisi vardı. Bazen bu yüzden de bir şeyleri yapıyor insan… Bilemiyorum bazen de bakıyorsun ve diyorsun ki, “Tamam, bu ilginç bir şey, bir deneyeyim bakalım”. Hayatını değiştireceğini hiçbir şekilde düşünmüyorsun, ama sonunda da tam olarak öyle oldu.

Peki buradan kitaba gelecek olursak –içerisinde de bundan biraz bahsediliyor ama–, bize “ghostnotes”kavramını ve bunu kitabın yapısıyla nasıl ilişkilendirdiğini biraz açabilir misin?
Evet. Ben her zaman fotoğrafların nasıl bir arada yürüdüğüne ilgi duymuşumdur, mesela fotoğraf serilerinin nasıl çalıştığına. Bunlara her zaman çok fazla kafa yormuşumdur. Açıkçası bunu ilk düşünmeye başladığım sıralarda zaten 10 yıldır, 15 yıldır müzikle, müzik ve kültürle ve bu gibi şeylerin insanları nasıl çeşitli şekillerde bir araya getirdiğiyle, topluluklar yarattığıyla ilgili farklı tarihçeleri araştıran fotoğraflar çekiyordum. O sıralarda sanırım Nu-mark’ta meşhur baterist Bernard Purdie’nin hazırladığı harika bir eğitici VHS kaset vardı. Purdie bu kasette hayalet notalardan (ghostnotes) bahsediyordu. Bayağı havalı bir ifade olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum ve bir yandan da fotoğrafın yaptıklarını, yakaladıklarını da bir şekilde anlatıyor gibi gelmişti. Her şeyin başlangıcı da buydu. Ondan sonra tabii ki yıllar geçtikçe bateristler hakkında daha fazla öğrendikçe ve sıkça da bateristlerle beraber çalıştıkça, Keepintime ve Brazilintime filmlerini çekip tarihin nasıl işlediğini, mesela bir şeylerin hayata geçirilmeden bile nasıl var olabildiğini düşündükçe ve bu ifadenin içerisinde yatan tüm mecazi olasılıkları hayal ettikçe oturdu her şey. Başlık olaraksa “ghostnotes”u ilk kez 1998 ya da 1999 yılında buradaki ufak ama önemli bir galeri olan New Image Art’taki bir sergimde kullandım ve isim yapıştı kaldı.

Sonrasında da zaten her zaman bunu yapacağıma dair bir düşüncem oluştu ama diğer fotoğrafçılar tarafından da uyarıldım: Eğer fotoğraflarından oluşan bir kitap hazırlayacaksan sadece fotoğrafladığın en tanınmış isimlere dönüşmesin. İşlerin tek başına ayakta durabilmesi lazım; hepsinin bir anlamı, amacı var ve kitabın da buna işaret etmesi lazım. Yani “ghostnotes” her zaman oradaydı; isim olarak hep benle kaldı ve her zaman da ister tarih olsun ister yer ve zaman olsun ya da fotoğrafçılığın bu rastlantısal özelliği olsun, ilgi duyduğum şeyleri bir araya toplamak ya da tarif etmek açısından çok güzel bir işlev gördü. Bu yakalanan anların neredeyse var olmadığı fikri… Kısacası fotoğrafçılık biraz da anların arasını yakalamakla ilgili.

“Akademinin üzücü tarafı belli alanlarda araştırma konusunda çok yavaş ilerlemesi. Örneğin Batılı-Avrupa klasik müziğini incelemek üzere muazzam kaynak ve zaman harcıyoruz, fakat popüler müziğin aslında Afrika’dan gelen köklerini araştırmaya kaynak ve zaman veremiyoruz.”

.__May_1995.__This_is_the_cover_of_CEndtroducingC_by_DJ_Shadow

Soldan sağa: Beni B, Chief Xcel ve Lyrics Born. Sacramento, California, ABD, Mayıs 1995. DJ Shadow’un “Endtroducing” adlı ilk albümünün kapağında kullanılan fotoğraf.

.__2000

J Dilla, Clinton Township, Detroit, Michigan, ABD, 2000

İşlerini bir açıdan gizli alternatif kültürel tarihçelerle etkileşim kurmak ve harita yaratmak olarak gördüğünü söyledin ki bu da bence hip hop’ın yaratım süreci bağlamında düşünüldüğünde yaptıklarını müziğin bir uzantısı olarak konumlandırıyor. Bize bu bakış açını, bunun neyi ve kimi fotoğraflamayı seçtiğini nasıl etkilediğini ve fotoğrafın kalıcılığının burada oynadığı rolü biraz anlatabilir misin?
İşin gerçeği şu ki bir gün oturup da iyice bunları düşünüp bir araştırma örgüsü kurmadım. Brazilintimebelgeselinde kullandığım şöyle bir ifade var, “Belgesel, bir başlangıç fikri olan, fakat bitiş düşüncesi asla olmayan bir filmdir.” Ben de böyle yola çıktım; yani nereye gittiğimi pek bilmiyordum. Kolombiya hakkında bir şey bilmiyordum örneğin, Brezilya hakkında da pek bir şey bilmiyordum, hele Etiyopya hakkında kesinlikle hiçbir şey bilmiyordum. Bunların işlerimde nasıl bir rol oynayacağı konusunda da hiçbir fikrim yoktu. Ama aynı zamanda da yaptığımız araştırma içtendi, gerçekten derinden ilgilendiğim bir şeydi ve müziğin kendisinin de öncülük ettiği bir şeydi. Senin deneyiminde nasıl oldu bilmiyorum ama benimkinde hip hop sayesinde sample edilen plakları gidip bulmak istedim, bu çeşit söyleyişlerin, deyimlerin ortaya çıkmasını sağlayan koşulları anlamak istedim. Bana ilham olan araştırma modellerini düşünüyorum da şimdi… Örneğin Grail Marcus’un yazdığı Lipstick Traceskitabını uzun yıllar önce okumuştum. Hatırlıyorum, zamanında o kitapta harika bir şeyler yakaladığını düşünmüştüm. Yani tamam, Johnny Rotten (John Lydon) “I am an anti-Christ” (Ben İsa’ya karşıyım) diyor ama bu söylem nereden geliyor? Bunun tarihi ne? Veya James Brown’un çıkardığı inanılmaz sesler de beni aynı şekilde etkilemişti. Sanki dışarıda vücudumu saran yepyeni bir deneyim biçimi var ama onu kavrayabilme yöntemlerim çok kısıtlı. Tabii ilerledikçe farkına varıyorsun ki bu hiç de bildiğimiz yönlerden mantıksal veya batılı bir kavrama meselesi değil. Aslında tam tersini teşvik ediyor.

İşte her şey biraz böyle başladı, ama bunun yanı sıra tesadüfi buluşlar da oldu tabii. Mesela 1990’lı yılların sonuna doğru Miami’de bir müzik dükkânında ucuza [Discos] Fuentes’in daha paketi bile açılmamış büyük bir yığın plağını buldum. Üzerinde “Afro” yazıyordu. “Kolombiya’dan Afro plaklar mı? Ulan bu ne acaba?!” demiştim. Eve gidip dinledim, çok sevdim ve etkilendim ama duyduklarımı tam olarak anlayabilmemin bir yolu yoktu. Böylece tarihi sondan başa giderek çalışmaya koyuldum.

Artık ders de vermeye başladığım için durum biraz farklı ama akademinin üzücü tarafı belli alanlarda araştırma konusunda çok yavaş ilerlemesi. Örneğin Batılı-Avrupa klasik müziğini incelemek üzere muazzam kaynak ve zaman harcıyoruz, fakat popüler müziğin aslında Afrika’dan gelen köklerini araştırmaya kaynak ve zaman veremiyoruz. Tabii ki bu çalışmaları yapan ve yapmış olan akademisyenler var ama nispeten bu konulara aynı şekilde kaynak harcamıyoruz. Benim bunları öğrenmem ve anlamam gerekiyordu ya da en azından orada bulunmam gerekiyordu. 1993’teki It’s Not About a Salary… de bununla ilgiliydi. Projenin bana hissettirdiği, “Lanet olsun, bilmediğim ve gidip düşünüp dikkat etmem, kulak vermem gereken çok fazla şey var” oldu. Ghostnotesda garip bir şekilde bunun bir ürünü. Ama tabii ki böyle bir harita ulusal sınırlar içinde ilerlemiyor; biraz dolambaçlı, biraz kuş uçuşu gibi, plağın dönüşü gibi bir yolculuk oldu ve sonunda öyle bir yere geldim ki… Brezilya’nın kuzeyindeki Belém’de bir sona geldiğimi hissettim. Ondan sonra da Kendrick [Lamar] To Pimp A Butterfly’ı çıkardı. O son noktaya ulaşmama yardımcı olan bir başka noktalı virgül de buydu.

Ghostnotes’u bir araya getirme süreci nasıl şekillendi? Hangi fotoğrafları dahil edeceğine, fotoğraf eşlemelerine, düzenine, kimin denemeleri yazacağına nasıl karar verdin? Hepsi nasıl bir araya geldi?
Esasında gayet mutlu bir şekilde 20 yıldır manyak gibi fotoğraf çekiyorum, resmen sadece burnum, kulaklarım ve kalbimin peşinden gidiyordum. Açık konuşmam gerekirse bu kitaptaki fotoğrafların belirli bir yüzdesi para karşılığı yaptığım işlerden oluşuyor ve hâlâ da müzik fotoğrafçısı olarak oldukça başarılı bir kariyerim var. Ama ne zaman işlerin biraz önüne geçsem hep bir yerlere gitmeye çalıştım. Çünkü bana göre Wu-Tang [Clan] ile ilgili bir şeyi anlamak istiyorsan Staten Island’a gitmen, toplu konut projelerine uğraman, oralarda yürümen ve müziği orada dinlemen lazım; orada seni nasıl çarptığını, oradayken müziği vücudunda nasıl hissettiğini görmen lazım. Farklı bir kavrayışın olur. Yani cigaranı alıp, kırmızı plastik bardakta biraz Hennessy’le arabayla Crenshaw’dan inerken dinlemek, dünyada olacağın herhangi başka bir yerden tamamen farklı bir deneyim olacaktır. Bence işe bu şekilde yaklaşmanın öğretici bir tarafı var. O yüzden de ne zaman imkânım olsa, farklı yerlerde fotoğraf çekmeye gidip bir şekilde daha büyük bir projeye yatırım yapmaya çalışıyordum. Böylece yıllar içerisinde bir sürü şey birikti elimde. Ve sonrasında düzgün bir arşive yatırım yapmaya karar verdim. Çok iyi ve pahalı bir tarayıcı aldım. 2012 yılında asistanımla beraber taramaya başladık. Sanırım 4500 kadar fotoğraf taradık. Hatırlamadığım birçok şey buldum ve sonra da onlarla oynamaya koyuldum.

Daha önce sergilerde göstermek üzere bu kitabın farklı versiyonları hazırlamıştım. Yani yıllardır üzerinde çalıştığım bir şeydi. Ama bu sefer farklı olan bunu dijital olarak yapmam oldu. Aslında hâlâ kağıt makasla yapmayı tercih ediyorum. Dijital olarak yapmak biraz farklı bir kafa gerektiriyor. Büyük uğraşılar neticesinde kitabı yaklaşık 450 fotoğraflık bir versiyona indirgedim. Lanet olası dev gibi bir şeydi, hem yatay hem dikey olarak da işliyor… Ardından ilgilenebileceğini düşündüğüm insanlara el uzatmaya başladım, ama ilginçtir irtibata geçtiğim insanlardan hiç biri kitapla ilgilenmedi! Fakat yok yerden bir anda da University of Texas Press’ten habersiz bir e-mail aldım. Elimde kitabın PDF’i vardı tabii; David Hammrick de önceden çalışmalarımı beğeniyordu, ama bu koca şeyi gördüğünde “Tamam, peki, bu da iyi… ama ortalama bir fotoğraf kitabının içinde 85 görsel olur, sende 500 küsür var. Elemen lazım, en azından 200’e yaklaştırmayı hedefleyelim,” dedi. Ben de oldukça hızlı bir şekilde neredeyse 225 fotoğrafa indirdim. Kitabın hazırlık sürecinde birtakım dolambaçlar oldu; bir ara Lauryn Hill’i kaybettiğimi düşündüm, sonrasında [Erykah] Badu çıkageldi, Lauryn geri döndü… Bu kitapta olmayan Quantic, the Roots, Old Dirty [Bastard] gibi isimler için üzgünüm. Artık onlar da ikinci ciltte olur. Yani umarım bu yaptığım son fotoğraf kitabı olmaz. Kitap sadece iki gün önce elime geçti. Gerçekten bittiğine inanamıyorum.

Röportajın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:61’e ulaşabilirsiniz.

Benzer yazılar