Bant Mag. No:37’den // Maskeleriyle: Candan Seda Balaban

Bant Mag. No:37’den // Maskeleriyle: Candan Seda Balaban

Kral (Soytarım) Lear oyununun etkileyici maske ve kostüm tasarımında imzası olan Candan Seda Balaban konuğumuz…

Röportaj: Seçil Kalenderoğlu

Geçen yıl ilk kez Tiyatro Festivali’nde oynayan Kral (Soytarım) Lear, adından çokça söz ettirmiş bir yapıt. Oyunun böylesine etkileyici olmasının en önemli nedenlerinden biri de elbette maske ve kostüm tasarımı. Oyuncuların büründükleri kişilikleri bir üst noktaya taşıyan bu görsel tasarımın altında Candan Seda Balaban’ın imzası var. “Atölyem benim dünyam ve bu dünyayı paylaşmaktan keyif alıyorum” diyen Balaban’a oyunu ve birbirinden özel çalışmalarını sorduk.

16 yıldan fazla bir süredir görsel sanatlar alanında maskeler ve kuklalarla ilgileniyorsunuz. Eczacılık geçmişinizi terk edip alaylı bir eğitimle başladığınız bu dünyaya sizi çeken ne oldu ve olaylar nasıl gelişti?
Hayatıma baktığımda rahatlıkla söyleyebilirim ki garip olan tek şey bir dönem eczacılık yapmış olmamdır. Hep sanatla ilgiliydim; klasik bale, gitar, solistlik, resim, heykel ve tiyatro. Fakat ailem ekonomik kaygılar yüzünden beni başka bir mesleğe yönlendirdi. Ama 28 yaşım hayatımda önemli bir dönüm noktasıdır; hayatın bir anda sona erebileceği gerçeğiyle yüzleştiğim ve isteklerimin peşinden gitmeye karar verdiğim yaş. Maskeler benim için tiyatroya açılan bir kapıydı ve bir Venedik seyahati her şeyi tetikledi. Kendime bir eğitim programı hazırladım. Seramik, heykel ve desen dersleri aldım, elime geçen tüm parayı Amazon’dan maske ve kukla kitapları almak için kullandım. Bir maske sergisi açtım ve ondan aldığım cesaretle kendi atölyemi kurdum.

candan-seda-balaban_01

Kral (Soytarım) Lear oyununda baştan sona oyunun tüm görsel kurgusunun altında imzanız var. Bir oyuna hazırlanma sürecinizi ve oyunun kurgulanışından sahneye koyulmasına kadar deneyimlediklerinizi anlatabilir misiniz?
Her şey tekst ile başlıyor elbette. Okur, çalışırım. Oyunun bendeki karşılığı üzerine kafa yorarım. Yönetmenin oyuna bakışını en iyi şekilde anlamaya çalışırım, sorular sorar, ikna olana kadar sorgularım. Sizi ikna edecek güçlü bir fikre ulaştığınız zaman gerisi ona olan inancı daim tutmak ve sadık kalmakla alâkalı bence. Çok prova seyrederim. Oyuncuların fikirlerini, yeteneklerini, bedenlerini, karakterlere yaklaşım biçimlerini anlamaya çalışırım. Çizimlerin büyük bir kısmını da prova seyrederken yaparım.

Kral (Soytarım) Lear, Shakespeare’in meşhur oyunu Kral Lear’ın grotesk bir uyarlaması. Bildiğimiz Lear’dan farklı olarak hikâyeyi soytarıların gözünden anlatıyor. Size “ben bu oyunda olmalıyım” dedirten ne oldu?

Bana “ben bu oyunda olmalıyım” dedirten bu oyunun soytarıların sahnelediği bir Lear hikâyesi olması ve bu oyunu Yiğit Sertdemir’in yönetiyor olmasıdır. Yiğit müthiş yetenekli bir yazar, yönetmen ve oyuncu. Çok yönlü bir sanatçıdır. Bu birlikte yaptığımız ilk proje değil ve umarım daha çok projeler yaparız. Daha önce birçok oyunda beraber çalıştık ve bu çalışmalar sayesinde aramızda giderek gelişen bir ortak yaratım dili oluştuğunu düşünüyorum. Yiğit, tasarıma ve tasarımcıya çok önem veren bir sanatçıdır, dolayısıyla size de çalışırken ilginç yaratım alanları sağlar ve oyun sürecinin son gününe kadar bu alanları aktif tutar. Egolarıyla size gereksiz sınırlar koymaz, saçmalamanıza ve en önemlisi oyunu sahiplenmenize izin verir.

Röportajın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:37’ye ulaşabilirsiniz.

 

Benzer yazılar