Benim Kötülerim: Sezin Akbaşoğulları

Benim Kötülerim: Sezin Akbaşoğulları

Röportaj: Yetkin Nural – İllüstrasyon: Sadi Güran – Fotoğraf: Aylin Güngör

Hem sinema – televizyon hem de tiyatro işleriyle tanıdığımız Sezin Akbaşoğulları, gönlünde yatan “kötü” kadın karakterleri Bant Mag. için sıraladı. Antik Yunan’ın en trajik kötü kadını Medea’dan evcil hayvanların kızıl saçlı kâbusu Elmyra’ya uzanan favori kötülerinden ve “kötülük” anlayışının zengin çeşitliliğinden etkilendiğimizi itiraf ettiğimiz Sezin Akbaşoğulları’ndan kötü karakterin iyisi ve kötüsü nasıl olur, onun cevabını da aldık.

sezin1 sezin2

“Kötülük, iyiliğin olduğu yerde vardır.”

Sinema, tiyatro veya televizyonda –ya da okuduğun kitaplardan birinin henüz gerçekleşmemiş bir uyarlaması da olabilir bu– en çok hangi ‘‘kötü kadın’’ı canlandırmak isterdin? Ve elbette, neden?

Gerçeküstü bir karakter çok heyecan verici olurdu. Bilemiyorum belki de hiç böyle şanslara sahip olamadığımdan çekici geliyor fantastik karakterler. Aslında listeyi yaparken motivasyonum oynamak isteyeceğimi düşündüğüm, dolayısıyla favorim olan karakterleri seçmekti. Aralarından en çok elektrik aldıklarımdan biri Poison Ivy (Zehirli Sarmaşık). Kendisi beklenmedik bir karakter, tekinsizlik hissi, şahane kostümler… Bütün bunlar iştahımı kabartıyor.

Sence bir “kötü kadın” karakterin efsaneleşmesi için gerekli altın kurallar neler? En “iyi” kötü nasıl olunur?

Geçmişinde bir travma yatıyor olmalı, güçlü bir karakteri olmalı. Yani içine düştüğü korkunç şartlarla – herhangi birini öldürebilecek ya da intihara sürükleyebilecek şartlardan bahsediyorum– mücadele etmekten sertleşmiş, katılaşmış bir yüreği olan, bu sebeple acımasız olmuş bir kötü karakter bence her zaman daha ilginç.

Bir de tersinden sorsak, sence “kötü kadını” oynarken en çok yapılan hatalar neler? Bir diğer deyişle, kötünün kötüsü nasıl oluyor?

Sapıklığın kötülükle karıştırılması sonucu oluyor sanırım… Çünkü kötülük iyiliğin olduğu yerde vardır, iyi olabilecek şeyi bize düşündürür. Ama sapıklık öyle mi… Sapıklık, manyaklık vs. hastalıktır, tek başınadır ve sadece negatifi çağrıştırır. Kötü karaktere akla yatabilecek, vurucu bir hikâye bulmak lazım bence.

Kimi zaman “kötü kadın” karakterler gerçekten kötülük peşinde oldukları için değil, ataerkil sistemin biçtiği kadın rolüne karşı çıktıkları için “kötü” ilan ediliyor. Seçtiğin listedeki isimlerden bazıları, Medea veya Abigail örneğin, böyle karakterlerden sayılabilir.  Sen böyle bir karakter yazacak olsaydın, ne gibi bir ortamda, nasıl bir sistemi alt üst etmesini hayal eder, hangi nedenlerle “kötü” ilan edilmesini isterdin?

Ortamı trolleyen kötüler diyebilir miyiz bunlara? Reşat Ekrem Koçu’nun bir zenne hikâyesi vardı. İnanılmaz dillere destan bir zenne bu, zennelerin oynatıcıları olurmuş ve beraber çalışırlarmış o dönem. Bu dillere destan zennemiz aslında bir kız çocuğuymuş. Herkes onun peşinde, herkes onu elde etmeye çalışıyor falan… Ve onun bir kız çocuğu olduğu ortaya çıksa büyük skandal kopacak!

Bir süre idare ediyorlar, kız biraz büyüdükçe işler iyice karışır gibi oluyor, oynatıcı beyle aralarında bir etkileşim, bir yoldaşlık başlıyor ve adamımız kızımızı korumak için beraberce kaçmaya ikna ediyor, sanırım Mısır’a kaçıyorlar… Yolda adam vuruluyor, kız tek başına kaçmak zorunda kalıyor. Tabii bu kaçış türlü zorluklarla dolu, yasadışı yollarla yapılan bir kaçış. Mısır’da yeni bir hayat başlıyor, yıllar geçiyor falan derken kadın tekrar İstanbul’a geri dönüyor… Ama bu sefer VIP hizmet sunan bir randevuevi patroniçesi olarak. Kadın en sonunda öldürülüyor. Mafya ve eğlence dünyası trolleme/güzellemesi bir hikâye, mis gibi kötülük kokuyor.

SEZİN AKBAŞOĞULLARI’NIN FAVORİ KÖTÜLER SEÇKİSİNİ, SADİ GÜRAN’IN ÇİZGİLERİ VE KARAKTERLERİN/KİŞİLERİN BİRBİRİNDEN ŞEYTANİ ALINTILARIYLA SIRALADIK

hokus_pokus_-_WEB

Winifred Sanderson
“Lanetli büyü kitabım size sesleniyor. Bir Cadılar Bayramı gecesinde, ay yuvarlakken, bir bakir bizi yer altından çağıracak. Aha! Biz geri döneceğiz, ve Salem’de yaşayan tüm çocukların hayatı benim olacak!”

Kenny Ortega’nın yönetmenliğini yaptığı Hocus Pocus’da 17. yüzyılda idam edilen ve Salem halkından öç almak için ölümden geri dönen Sanderson kardeşlerin en büyüğü ve lideri. Bette Middler’ın canlandırdığı Winifred Sanderson aynı zamanda ödüllü oyuncunun en kült karakterlerinden bir tanesi.

Medea
“Birçok yönden farklıyım birçok insandan. Ağzı iyi laf yapan ahlaksıza müstahaktır cezaların en ağırı. Haksızlığı güzel sözlerle giydirerek büyük kötülüklere cüret eder. Oysa zeki değildir o kadar…”

Euripidies tarafından M.Ö. 5. yüzyılda kaleme alınan, Antik Yunan tragedyalarının en ünlü ve can alıcılarından biri olan Medea, kocası Jason’ın kendisini bir Yunan prensesiyle aldatmasının ardından hem prensesi hem de kendi öz çocuklarını öldürerek tiyatro tarihinin en sert ve acıklı intikam öykülerinden birinin baş kahramanı oldu.

misery_-_WEB

Annie Wilkes
“Zamanı geldi. Silahıma iki kurşun koyuyorum. Bizi benim için, biri de senin için. Ah sevgilim, herşey çok güzel olacak.

Stephen King’in Misery romanının sinema uyarlamasında yazar Paul Sheldon’ın hastalıklı hayranı Annie Wilkes’i canlandıran Kathy Bates bu obsesif ve dengesiz, canavar kadın rolüyle Oscar kazanmıştı.

tamora_-_titus_-_WEB

Goth Kraliçesi Tamora
“Bana sana kötülük yapan binlercesini göster.
Ve hepsinden intikamını alayım.”

Shakespeare’in ilk trajedisi ve en kanlı oyunlarından biri olarak bilinen Titus Andronicus’un ana karakterlerinden Goth Kraliçesi Tamora, kendisini tutsak eden ve en büyük oğlunu öldüren Roma generali Titus’tan tecavüz, kan ve vahşet dolu bir intikam alıyor. Kendi sonu da planladığı intikam kadar kanlı biten Tamora’nın oyunun finalinde yediği turtanın sakladığı dehşet ise kan donduran cinsten.

cesaret_ana_-_WEB

Cesaret Ana
“Bazen kendimi bu vagonla cehennemi gezerek kükürt satarken hayal ediyorum. Bazen de cennette arabamızı sürüp dolaşan ruhlara erzak dağıtırken! Ah keşke ateş edilmeyen bir yer bulabilsek, ben ve çocuklarım – çocuklarımdan geri kalanlar… O zaman biraz dinlenebilirdik.”

Bertol Brecht’in epik tiyatro oyunu Cesaret Ana ve Çocukları Otuz Yıl Savaşları sırasında vagon kantini ile savaş meydanlarını arşınlayarak savaştan ekmeğini kazanmaya çalışan ancak bir yandan da ona çocuklarını kaptırmamak için mücadele veren Cesaret Ana’nın başkaldırı dolu hikâyesini anlatıyordu. Bugün tiyatro tarihinin en önemli savaş karşıtı eserlerinden biri olarak kabul edilen Cesaret Ana ve Çocukları’ndan maalesef hâlâ öğreneceğimiz çok şey var.

Dosyanın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:65’e ulaşabilirsiniz.

Benzer yazılar