Bu yıl Cannes’ın favorilerinden “You Were Never Really Here” Filmekimi’nde!

Bu yıl Cannes’ın favorilerinden “You Were Never Really Here” Filmekimi’nde!

Ekim ayında 16. kez düzenlenecek Filmekimi’nde gösterilecek ilk filmler açıklanmaya başladı. Yerli sinefillerin, geçtiğimiz hafta son bulan 70. Cannes Film Festivali’nin en sevilen filmlerinden iki tanesine ekim ayında kavuşması kesinleşti.

Yazı: Melikşah Altuntaş

Dünyaca ünlü iki usta kadın yönetmenin son filmleri Filmekimi’nde yer alacak. Bu yılki Cannes ana yarışmadaki 19 filmden, Bant Mag.’in favorisi olan ve festivalden En İyi Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu ödülleriyle ayrılan, Lynne Ramsay imzalı You Were Never Really Here, ekim ayında 16. Filmekimi’nde izleyici ile buluşacak. Festivalde Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde gösterilen usta yönetmen Claire Denis imzalı, Juliette Binoche’un başrolünde döktürdüğü Let the Sunshine In’in de Filmekimi’nde gösterileceği bilgisi de önceki günlerde, festivalin resmi hesaplarından duyurulmuştu. Bakalım önümüzdeki günlerde Cannes’ın kaç bomba filmi daha Filmekimi programına eklenecek…

1.2

YOU WERE NEVER REALLY HERE

Ramsay’nin savaştan döndükten sonra bir daha kendini toparlayamamış, çocukluk travmaları tüm benliğini sarmış ve resmi olarak suçla savaştığı dönemde şahit olduğu cansız bedenleri zihninden kazıyamamış bir çeşit özel dedektif olan Joe’yu merkez alan filmi, beyaz perdede şahit olduğumuz en benzersiz kurgu işlerinden birini karşımıza getiriyor. Günümüzde lineer akan öykü, Joe’nun geçmişinden gelen karanlık manzaralar ve sayıklamalarla yerli yerine oturuyor ve Ramsay karakteri hakkında uzun bir biyografi anlatmak yerine, izleyicinin hayal gücüne güvenen, adeta “Nasıl bir şey olduğunu tahmin edersiniz” diyen bir an şahitliği yaratıyor. Gördüğümüz kısacık planlarla topladığımız veriler, finale kadar Joe’ya dair tüm boşlukları tamamlamamıza ve sert, mesafeli ve geçişsiz karakterinin içyüzünü aydınlatmamıza neden oluyor.

Her zamanki gibi eşsiz bir performansla Joaquin Phoenix’in baştan sona bir anda bile kopmadığı şahane karakterini tüm hasarlarıyla kusursuz bir biçimde bedene getirdiği film, hikayede bir çeşit kurtarıcı rolü verilmiş olan Joe’yu kahramanlaştırmaktan da özellikle kaçınıyor. Kurtarıcısı olduğu ‘mağdure’nin kendi başının çaresine bakabilir hali ve aslında iki yaralı ruhun birbiriyle kalması hali, filmi öykü anlamında epey parlak bir alana ulaştırıyor. Sinopsisinden oyuncu seçimine kadar Martin Scorsese’nin Taxi Driver’ını anımsatan filmde Joe’nun Travis Bickle’la, Nina’nın ise Jodie Foster’ın karakteriyle çok sayıda benzerşik taşıdığını söyleyebiliriz. Ancak Psycho‘dan Drive‘a pek çok referans içeren filmde Ramsay’nin her hamlesi gibi bu göndermeler de incelikle kurulmuş büyük bir tasarının parçası.

11

LET THE SUNSHINE IN

Ana yarışmadaki son filmi Bastards‘dan dört yıl sonra sinemanın eşsiz kadın yönetmenlerinden Claire Denis, Let the Sunshine In ile alıştığımız tarzının dışında, olgun bir komedi filmi ile karşımızda. Juliette Binoche’un canlandırdığı ressam kahramanının hayatına giren romantik ilişkiler arasında mekik dokuyan ve karakterini sakin bir limana ulaştırmaya çalışan film, yakın dönemde izlediğimiz Gloria ve Things to Come gibi olgun kadın kahramanlı duygusal komedilere bir yenisini ekliyor.

Olgun kadın cinselliğinin beyaz perdedeki (her nedense son derece kısıtlı örneği ile karşılaştığımız) en derinlikli yolculuklarından birine şahit eden film, Claire Denis’nin yüksek tansiyonlu nefis gerilimlerinden uzakta, daha çok Nenette & Boni ya da 35 Shots of Rum gibi sıcak dramedileri arasında yerini alıyor. Juliette Binoche’un her zamanki gibi muhteşem olduğu filmde, Denis filmlerinin vazgeçilmezi Stuart Staples notaları da bu kez caz piyano tınılarında seyrediyor. Filmin pek nefis “At Last” sahnesinden hemen önce kulüpte Acid Arab ve Cem Yıldız imzalı, Türkçe sözlü “Stil” parçasını duymak da eğlenceli bir tecrübe oldu.

 

Benzer yazılar