Cannes günlükleri – 10

Cannes günlükleri – 10
Yarın akşam gerçekleşecek kapanış töreni öncesi, kalan son gösterimler arasında mekik dokunacak bugünde, yarışmanın son filmi “Macbeth”in prömiyeri mevcut. Aynı zamanda kapanış filmi olan Luc Jacquet imzalı belgesel Ice and the Sky da bugün aradan çıkardıklarımdan…

Yazı: Melikşah Altuntaş
Dün gerçekleşen Quinzaine’in ödül töreninde ise Ciro Guerra’nın Embrace of the Serpent’ı büyük ödülü kucakladı… Deniz Gamze Ergüven’in Mustang’i ise bölümdeki en iyi Avrupa filmi seçildi. Bunlar olup biterken ben dün yarışmadan son eksikleri tamamlayıp, The Little Prince’in galasını yakaladım. Bu sabahki prömiyerinde de Macbeth’i ve ardından Ice and the Sky’ı gördüm.
mon
Güne yarışmanın önceki günlerinden kaçırdığım, Maiween imzalı Mon Roi ile başladım. Bir ilişkinin 10 yıla yayılan iniş çıkışlı sürecini anlatan film, kimi duygu yüklü anları dışında son derece sıradan bir seyirlikti. Yine neden yarışmada olduğunu anlayamadığımız cinste filmlerden olan Mon Roi, yarışmada kadın oyuncudan başka bir dalda iddialı görünmüyor.
Bu yıl yarışan 19 film arasında belirgin bir biçimde öne çıkan Fransız yapımı filmlerin hemen hepsinin vasat sularda yüzmesi akla komplo teorileri de getirmiyor değil elbette ama efendiliğimi bozmak istemiyorum şu an…
image1 (4)
Akşam saatlerinde ortalığa yayılan tatlı bir heyecan dalgasıyla birlikte gelen “The Little Prince” prömiyeri de en azından benim için günü kurtaran film oldu. Mark Osbourne’un yönettiği animasyon, bu muazzam klasiğin ruhuna uygun bir iade-i itibarda bulunuyor ve özellikle ikinci yarısıyla seyircinin kalbini fethediyor. Son 15 dakikasında salya sümük ağlatan ve yaklaşık 20 dakika alkışlanan filmin klasik anaakım animasyonlardan hem senaryo kurgusu, hem de görsel açıdan ayrıldığı pek çok nokta var ve bu da ticari açıdan bir risk unsuru taşıyor… Filmin prömiyerini Cannes’da gerçekleştirmesi de ayrı bir anlam kazanmış oldu böylece.
image4 (3)
Gelelim yarışmanın son filmi Macbeth’e… İlk filmi Snowtown belli ölçüde sevilen yönetmen Justin Kurzel’in kapkara bir atmosfer ve kan bordosu renklerle kurduğu dünyaya izleyicisini hapsettiği Macbeth, izleyicisini avucuna aldıkları ve dışarıda bıraktıkları olarak ikiye ayırıyor…
image5 (1)
Her saniyesi heyecan dolu epik bir Hollywood prodüksiyonu ya da metne göbekten bağlı bir dönem draması bekleyenler bu uyarlamada aradığını bulamayabilir, zira Kurzel hikayenin en çok nedamet kısmıyla ilgilenmiş ve rejisini de bunun seyirciye sirayetine göre kurmuş. Neredeyse tüm filme eşlik eden nefis müzikleri, kabusu andıran tablolar çıkaran akılcı görüntü yönetimi ve özellikle finale doğru gelen monoloğuyla Maron Cotillard’ın parladığı film, yarışmanın nevi şahsına münhasır filmlerinden.
Her ne kadar benim yarışmam bu akşam izleyebileceğim Valley of Love’la tamamlanıyor olsa da, kapanış filmi Ice and the Sky da bugün Lumiere’de gösterimini gerçekleştirdi. March of the Penguins’in yönetmeni Luc Jacquet’in yine buzullarda geçen filmi, küresel ısınmanın varlığını keşfeden ilk bilim insanı olan Claude Lorious’ı merkeze alarak geçmişe doğru bir yolculuğa çıkarıyor izleyicisini. Jacquet’in doğa belgeselinde bir dünya markası olduğunu ıspatının ardından, yeni bir filmine kavuşmak epey sevindirdi. Cannes’ı böyle bir filmle kapatmak da epey iyi bir fikirmiş.
image1 (5)
Festivalde yarın ödül töreni var… Günlükler tamamlandı ama tahminler ve yarışma analizi törenden önce gelecek, bekleyin efem!

 

Benzer yazılar