Dönüşümlere açık isimsiz dünyalar: Maram Maatouq

17 Aralık Cumartesi Bant Mag. Mekân’da açılacak “Mevsimler – Fasıl IV” sergisinde Büyük Ev Ablukada ve Her An Her Şey Olabilir ekiplerinden de tanıdığımız çok yönlü sanatçı Gülin Kılıçay ile birlikte işlerini göreceğimiz, yaklaşık üç yıldır Sakarya’da yaşayan Suriyeli sanatçı Maram Maatouq’tan hikâyesi ve ona ilham veren şeyleri dinledik.

Röp: Ekin Sanaç

Bant Mag. Mekân’da 2016 yılı boyunca arthere işbirliği ve Prince Klaus Kültür ve Gelişim Fonu sponsorluğunda Türkiye’de yaşayan Suriyeli sanatçıların üretim alanlarını genişletmeye katkıda bulunmak için tasarladığımız Mevsimler sergi serisi kapsamında benzer yaklaşımları farklılaşan anlatımlara sunan sanatçıları buluşturduk. Mevsimler sergi serisinin dördüncü buluşması olan Fasıl IV, yaklaşık üç yıldır Sakarya’da yaşayan sanatçı Maram Maatouq ile Büyük Ev Ablukada ve Her An Her Şey Olabilir ekiplerinden de tanıdığımız çok yönlü sanatçı Gülin Kılıçay’ı bir araya getirerek 17 Aralık Cumartesi günü Bant Mag. Mekân’da açılıyor.

Karışık teknikle ürettiği derinlikli işleri aracılığıyla farklı figürlere odaklanan Maram Maatouq küçüklükten beri tutkusu olan resim alanında çalışma fırsatını kendi deyişiyle oldukça geç yakalamış. Yaklaşık üç yıl kadar önce de ülkesindeki savaş nedeniyle Halep’ten Türkiye’ye gelerek kızıyla Sakarya’ya yerleşmiş. Kâğıt ve boyalardan uzak kalmak durumunda kaldığı dönemlerin içinde resim yapmaya devam edemeyeceğine yönelik bir endişe yarattığını tarif eden sanatçıdan hikâyesini ve işlerine olan yaklaşımını dinledik.

obt0134

Çizim ve resim yapmaya ilk nasıl ve ne zaman başladın?

Çocukluğumdan beri çizip, resim yapıyorum. Teknik anlamda herhangi bir altyapım yoktu, zaten küçükken tekniğin benim için bir önemi yoktu. Beni harekete geçiren merakım olmuştu ve elimin altında ne varsa onu kullanarak bir şeyler yapıyordum. Resim yapmaya başlama hikâyemde babamın da rolü var. Babam Rusya’da okumuş ve Ermitaj Müzesi’nin çok iyi bir kataloğunu getirmişti. Sürekli bu kataloğa bakıyordum. Çok sayıda ünlü ressamın resimleri vardı katalogda. Baktıkça resim yapmak istediğimi anlıyordum. Zaten okulda normal dersleri sevmezdim. Sonrasında da üniversiteyi Güzel Sanatlar’da okumak için aileme ısrar ettim ama olmadı. Kolay bir süreç değildi. Ancak çok geç bunu başarabilirdim. Önce konservatuvarı bitirdim, sonra evlendikten sonra Güzel Sanatlar’a girdim. Yani  Güzel Sanatları 2012’de bitirdim.

İlk yıllardan beri seni bir şeyler çizmek için harekete geçiren şeylerden, en çok nelerden etkilendiğinden biraz bahsedebilir misin?

Resimle ilk haşır neşir olduğumdan beri portre yapmayı çok seviyorum. Sevdiğim insanları çizerek başladım. Annem, anneannem… Kadınlara özellikle çok önemli benim için ve kadınlar resimlerimde hep yer buldular. Onları çizmeyi seviyorum. Sonraları benim için vücudun, figürlerin ne kadar önemli olduğunu anladım. Vücudun farklı hallerini seviyordum.

Kullandığın malzemeler zaman içinde değişti mi? Farklı malzemelerle kurduğun ilişkiyi nasıl tarif edebilirsin? Şu anda en rahat hissettiğin malzemelerin neler olduğunu söyleyebilirsin?

Küçükken olmasa da sonrasında teknik elbette benim için çok önemli oldu. Tek başına çizgiler, karalamalar bir süre sonra bana yetmez oldu. Örneğin akrilik çok sevdiğim bir malzeme değildi. Bazen bana plastik gibi gelmiş olduğunu bile söyleyebilirim. Ama ilk bakışta heyecan yaratabilen, ifadeyi hemen aktarabildiğin bir malzemeydi. Yağlıboya çok daha uzun süre istediği için her zaman tercih ettiğim bir malzeme olmadı. Şu anda akriliği daha çok seviyorum. Ama bununla da yetinmiyorum. İşlerimde kolaj kullanmayı da seviyorum. Ve bir süredir özellikle grafik ifadeleri kendime çok yakın buluyorum. Grafik ifadelerden çok keyif alıyorum. Bazen grafik okumadığım için pişman bile oluyorum; keşke grafik üzerine daha çok çalışabilmiş olsaydım diyorum. Kısacası bazen yağlı boya, bazen grafik; ben farklı tekniklerle çalışmayı seviyorum. Suluboya da eskiden beri çok kullandığım bir malzeme, hâlâ da çok seviyorum çünkü şeffaf katlarla çalışmaktan hoşlanıyorum. Akriliğin bu anlamda da daha yakın olduğunu hissediyorum. Ama söylediğim gibi bazen hiçbiri yetmiyor ve bence bu çok iyi bir şey çünkü farklı tekniklerle çalışmak konusunda dinmeyen bir merakım olduğunu hissediyorum. Bu arada resimlerimle ilgili ilk kez Türkçe konuştuğum için biraz heyecanlıyım.

Çok iyi Türkçe konuşuyorsun! Çok da güzel anlatıyorsun.

Sevindim. Eminim eksikler var anlatımımda çünkü herhangi bir dil kursuna gitmedim. Ama dil öğrenmeyi seviyorum ve fırsatım olsa bir kursa gitmeyi de isterdim.

Image
Image

Peki Mevsimler sergisinde göreceğimiz çalışmaların arasında Türkiye’ye geldikten sonra yaptığın işler de var mı?

Genellikle daha önceden yaptığım çalışmalara yer vereceğim. Türkiye’ye geldiğimden beri çok fazla yeni iş üretmedim çünkü mülteci olarak burada yaşamak kolay değil. Resim yapmak için hayatta biraz istikrar ve rahatlığa ihtiyaç oluyor ve burada tek başıma olduğum için bu her zaman çok kolay olmuyor. Tabii ki yeni çalışmalar yapabiliyorsun ama sürekli moral ve motivasyon gerekiyor ve bunu sürekli kılmak mümkün olmuyor. Dolayısıyla bu bir merak ve korku yaratıyor açıkçası bir süredir içimde. Acaba resim yapmaya devam edebilecek miyim? Başka fırsatlar karşıma çıkabilecek mi? Çıkmayabilir diye de korkuyorum gerçekten. Mesela bir ay eskiz bile yapmadığımda, acaba bir daha yapamayacak mıyım diye bir endişe yaşayabiliyorum. Artık ressam olup olmadığımı sorguluyorum.

Resimlerinde söylediğin gibi kadın figürleri sık sık görüyoruz, yanı sıra hayvanlar ya da çocuklar… Bazen “yalnızlık” bazen de “şefkat” duyguları mı ön plana çıkıyor? Biraz çizdiğin figürlerin kim olduğundan ve onları çizerken senin yaşadığın duygulardan bahsedebilir misin?

Aslında figürlerin yalnız olmaları çok hissettiğim bir duygu değil. Ben vücut çalışmayı seviyorum. Onlar hem vücut, hem de can. Fark etmiyor. Yalnız ya da değil; tek ya da iki ya da üç. Fark etmiyor. Önemli olan benim için bu vücutlar. Nasıl oturuyor? Nasıl duruyor? Bunlarla ilgileniyorum. Figürlerle ilgileniyorum. Çok düşünmüyorum aslında. Şiirsel bir yere götürmeyi sevmiyorum. Eğlenmek için resim yapıyorum. Eğlenirken tabii ki bazı acılar da ortaya çıkabiliyor.

Yaptığım işlere isim koymayı da sevmiyorum. Hiç sevmiyorum. Çünkü bana her ihtimal ölebilir gibi geliyor, hepsinin bir sonu var gibi geliyor. O yüzden her zaman açık bırakmayı seviyorum. Çizdiğim figürlere bakan kişilere ne hissettiriyor o önemli. Sergide izleyiciyle buluştuğunda ona bakıp istediği gibi hissetmekte özgür. Ben nasıl hissediyorum ve çiziyorum, sonrasında da artık o figürler, o vücutlar, o tablolar bana ait olmuyor. Başka hayatlara, başka dünyalara dönüşüyorlar. O kadar.

Röportajın tamamını Bant Mag. No:54’ten buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.