“İnsanlar gülümsüyorsa, bu güçlü bir şey”: TOLGA KARAÇELİK ve BARTU KÜÇÜKÇAĞLAYAN

“İnsanlar gülümsüyorsa, bu güçlü bir şey”: TOLGA KARAÇELİK ve BARTU KÜÇÜKÇAĞLAYAN

Yönetmen Tolga Karaçelik ve Sundance’den En İyi Film ödülünü kaptıktan sonra 30 Mart’ta gösterime girecek olan son filmi Kelebekler’in başrol oyuncusu Bartu Küçükçağlayan, kebapçıdan metroya, polis kordonundan stadyuma uzanan mekânlarda, bir yandan gasp edilip, diğer yandan itiş kakış içerisinde girdikleri stadyumda, kâh maçı (Galatasaray-Antalyaspor) değerlendirip kâh cinsiyetçi küfürlerden utanarak, ödüllü filmlerini ve nasıl hayatta kaldıklarını konuşuyor.

 İllüstrasyon: Sadi Güran

bt2

*MAÇ ÖNCESİ KEBAPÇIDALAR…

Tolga: Röportaja başlamadan bir şey soracağım. “Gülüşmeler” yazacak mısın?

Bartu: Sanmıyorum (Gülüşmeler). Hoş geldin Tolga. Sundance’e aday olduğumuzu birbirimize söylediğimiz yer olduğu için buluşmak için bu kebapçıyı seçtim.

Tolga: Bu masadaydık yine. O yüzden şimdi kıçımız donuyor şubat ayında dışarda oturuyoruz. O zaman hava daha güzeldi.

Bartu: Kasım sonu gibiydi galiba. Kendi kendimize film için iyi oldu Sundance’e adaylıkla başlamak diyorduk. Şu an ödül sahibi olduk. Müthiş. Ben film dışında bir soruyla başlayayım… Bu sinema yapmak mevzusu sadece sorun ve sorun çözmek üzerine kurulu bir şey bir yerde değil mi?Tolga: Kesinlikle. O yüzden diyorum ya sana hep, hani radyasyonda bir karafatmalar ayakta kalır bir de sinemacılar. Doğru ama! Sürekli bir sorun var.

Bartu: Aslında senaryo yazarken de bir sorun yaratmak zorundasın. Senaryo akışında o sorunu çözmen gerekiyor. Sonra senaryo yazmanın kendisi bir sorun oluyor.

Tolga: Zaten aslında bir soruna ihtiyacın var üretim sürecinde. Bir şeyi kafana takıyorsun, o senin sorunun oluyor ve hikâye buradan çıkıyor. Onun üzerine gidiyorsun. Onunla baş etmek, onu yenmek için motivasyonunu hep güçlü tutmak durumundasın. Başkalarının süreçleri nasıl ilerliyor bilmiyorum ama benimki hep böyle oldu bu zamana kadar.

“OYUNCULARI AYRI SEVİYORUM ÇÜNKÜ OYUNCULAR DA AYNI BENİM GİBİ. ÇOCUK GİBİ ÇABUK İNANABİLİYORLAR. İNANIYORLAR, PARÇASI OLUYORLAR, KENDİLERİNİ ONUN YERİNE KOYUYORLAR, ÇOK BENZER BİR MOTİVASYONUMUZ VAR ASLINDA TEMELDE.” -TOLGA KARAÇELİK

Bartu: Ben de demin şeyi düşündüm: Evet, bir sorunun oluyor. Sen sonra bir odaya giriyorsun, aylarca yazıyorsun. Tek kişilik bir macera oluyor aslında bu. Sonrasında set, set öncesi, görüntü yönetmeniyle muhabbetlerin, sanat yönetmeniyle muhabbetlerin derken tek kişiden bir anda bir ekibe dönüşüyor iş.

Tolga: Çete lideri gibisin esasında. Gerçekten öyle. Herkesi motive etmeye çalışıyorsun, herkesi kendi hayaline ortak etmeye çalışıyorsun. O yüzden oyuncuları ayrı seviyorum zaten. Çünkü oyuncular da aynı benim gibi. Çocuk gibi çabuk inanabiliyorlar. İnanıyorlar, parçası oluyorlar, kendilerini onun yerine koyuyorlar, çok benzer bir motivasyonumuz var aslında temelde.

Bartu: Senin tek başına yarattığın şeyle en fazla baş başa kalan, onu üstüne en fazla giyen oyuncular oldukları için de belki öyle çocuksu bir yerden sahipleniyorlar. 

Tolga: Diğerleri daha teknik ekip olduğu için çözüm odaklı hareket ediyor. Ama oyuncular içselleştirmek zorunda.

Bartu: Yalnız başladığın macera setle, ekiple kalabalıklaşıyor ve en yüksek notaya ulaşıyor. Sonra tekrar yalnızlaşmaya başlıyorsun değil mi?

Tolga: Eninde sonunda yalnızlaşıyorsun. Sen zaten önce terk ediyorsun. İlk başta anlayamıyor insanlar ama terk ediyorsun çünkü yeni bir şeye başlaman lazım –ki başladım. O benim çünkü dinlenme biçimim oluyor. Eninde sonunda şunu soruyorsun zaten: “Peki biz nerede akşam çıkıp eğleniyorduk, içiyorduk?” Kimse sana o bilgiyi de vermiyor. Üç senedir kapalısın. Geçen gün bir çıktım ki bitmiş Asmalımescit falan! Yok yani öyle bir şey.

Bartu: Kadıköy’e gideceksin.

Tolga: Evet. Hepiniz nereye gittiniz?

Bartu: Kadıköy’de millet. Ben bu Beyoğlu’nun yok olmasına uyuz oluyorum. Hiçbir şey de yapmıyorum bunun için. Beyoğlu gitti, hiç kimse bir şey demiyor ya.

Tolga: Geri gelir. İstanbul binlerce olay gördü ya, eninde sonunda geri gelir. Ne yapacaksın ki?

Bartu: Çok güzel elimizden alındı. Hiç elimizden alındığını hissetmiyorum bile. “Aaa 15 aydır Beyoğlu’na gitmiyorum” diye aklıma geldi mesela.

Tolga: Ben geçen gün gittim. Aynı içki orda da var yani. N’apıyorsunuz Kadıköy’de? Yani çok da garip bir şey yok. Kiki’ye gittim önce. Oradan çıktım Koridor’a gittim. Oradan da Babylon’a gittim.

Bartu: Kimi seyrettin?

Tolga: Jakuzi.

Bartu: Güzel! Sevdin mi? Ben baya seviyorum, fiyakalılar.

Tolga: Sevdim ben de adamları. Onlarda da sizin önceki konserlerinizde de olan kendini çok ciddiye alma hali birazcık var. Onu biraz görüyorsun yani. Ama sizde de vardı ya o hani bir önceki albümde.

Bartu: Kendimden eminim duruşumu diyorsun sen. Sanki pantolonun içinde bir tayt varmış gibi. 2012’deki konserimizi seyrediyorum, yani böyle bir büst gibi durma, mutsuzluk, önüne bakma…

Tolga: Evet evet! O mutsuzluk bizi mahvetti. Hepimizi o Kurt Cobain mahvetti söyleyeyim.

Bartu: Ben belli bir zaman sonra çok açıldım. Şimdi Huysuz Virjin gibi takılıyorum sahnede. 

Tolga: Ve çok yakışıyor.

Bartu: Çok kuvvetli bir yer sahne. Hani ben oyuncuyum falan ama çıkınca ne yapacağını bilemediğin bir yere dönüşüyor sahne başlarda.

Tolga: Yüzde 100! Ama o her şeyin aurası için geçerli. Sanma ki benim de kafamda yönetmen şöyle davranır, böyle davranır gibi şeyler var. Ama Altın Portakal’da stagedive yaptım. Orada en son “Siyad şaşırma sabrımı taşırma” diye bağırıyordum, beni odaya götürdüler!

bt

Bartu: Beni nasıl seçtin bu filme?

Tolga: Birincisi git Bant Mag.’da gazeteci ol diye seçmedim seni! Kariyerine yardımcı olur diye seçtim ama olmayınca olmuyor, olmayınca olmuyor!

“SENARYOYU BİTİRİR BİTİRMEZ BUNU YAZAN MANYAKLA BENİM OTURUP KONUŞMAM LAZIM DEDİM. SONRA TOLGA’YLA BİZ STÜDYODA BULUŞTUK SEVGİLİ OKURLAR VE BANA FİLMİ VE HAYALİNİ ANLATTI. İNSANLARI BİRAZ GÜLDÜRMEK İSTEDİĞİNİ, HEPİMİZİN PERİŞAN OLDUĞUNU FALAN SÖYLEDİ. BEN DE BİZ ‘BİZ DE ROCK MÜZİK YAPIYORDUK, İNSANLAR DANS ETSİN DİYE DANS ALBÜMÜ YAPTIK’ DEDİM. DAHA ÇIKMAMIŞTI ALBÜM.” -BARTU KÜÇÜKÇAĞLAYAN

Bartu: Dur ben ilk buluşmamızı anlatayım o zaman. Şöyle bir şey oldu… Sen bana geldin. O zaman Tophane’deki Büyük Ev Ablukada stüdyosundaydık. Buluştuk. Bana senaryo geldi öncesinde. Öncelikle şunu söyleyeyim bana senaryolar gelir, haha!

Tolga: Gelen senaryoları önce alfabetik dizerim, sonra kalınlık sırasına doğru dizerim!

Bartu: Michael Caine gelen senaryoların bir ilk bir de son sayfasına bakar, ikisinde de varsa oynarmış ya. 

Tolga: Çok iyiymiş! Çok doğru!

Bartu: Ben öyle yapmıyorum tabi. Şimdi senaryo bana geldi. Ve kesinlikle anlamadığım bir şeyler vardı senaryoda! Yani okuduğumu anlamıyorum gibi bir şey de değil. Hani okumanın da bir ritmi vardır ya; komik bir şeyse ona göre okursun, ağır bir romansa daha dingin okursun. Yani bunu okuyorum okuyorum, hayal etmeye çalışıyorum ama anlayamıyorum. Sonra baktım rolün macerası ne? O filmin numarası oluyor genelde. Rolün macerasına bir an kendimi kaptırdım ve böyle etrafında neler olup bitiyor bu herifin anlayamıyorum!

Tolga: Rol de tam olarak o yani!

Bartu: Sonra okudukça daha iyi anlamaya başladım. Adam benim için giderek insanlaşmaya başladı. Ama senaryoyu bitirdiğimde bu nasıl bi saçmalık demiştim!

Tolga: İlk karşılaştığımızda da bunu söyledin zaten.

Bartu: Evet. Yani saçma bir şey yok aslında filmde.

Tolga: Her şey çok mantıklı ve bilimsel esasında.

Bartu: O yüzden senaryoyu bitirir bitirmez bunu yazan manyakla benim oturup konuşmam lazım dedim. Sonra Tolga’yla biz stüdyoda buluştuk sevgili okurlar ve bana filmi ve hayalini anlattı. İnsanları biraz güldürmek istediğini, hepimizin perişan olduğunu falan söyledi. Ben de “Biz de rock müzik yapıyorduk, insanlar dans etsin diye dans albümü yaptık” dedim. Daha çıkmamıştı albüm.Tolga: Ama bir şey söyleyeyim mi sana? Yanlış anlama. Senle ilgili en sevdiğim şey işte bu; yani gerçekten de ondan beridir de görüşüyoruz. O gözünün parlama ânı var ya! Yani 6 yaşında çocuk olma hali. Albümü dinletmeden önceki hal. “Ben bunu sevdim, ben seni de sevdim. Ve ben sevdiğim bir şeyi sana göstermek istiyorum” dermişsin gibi bir hal…

Bartu: “Hadi senin oyuncaklarına baktık şimdi benim oyuncaklarıma bakalım Tolga!..” diyormuşum gibi.

Tolga: Aynen o hal işte! Hah! İşte ondan sonra denk geldi senin kendi müziğini bana dinletişin. Bir baktım ki tam yapmak istediğim şeyle birebir örtüşüyor.

Söyleşinin tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:62’ye ulaşabilirsiniz.

Benzer yazılar