Reptilians from Andromeda: “Birlikte ses üretmek bir tür ayin”

Reptilians from Andromeda: “Birlikte ses üretmek bir tür ayin”

Derin müzik sevgisi ve yüksek muhabbetle ana akıma karşı kürek çeken Reptilians from Andromeda elemanları, erken sürüm androidler olduğumuzu öneren yeni albüm Dialogues for Monkeys vesilesiyle müziklerinin üretim süreçlerini anlatıyor.

Röportaj: Gizem Kayar – Fotoğraf: Çağrı Demircan


Müziği grup olarak yapıyor olmaktan keyif aldığınızı biliyoruz. Birlikte çalmak sizin için ne ifade ediyor? 
Aybike Çelik Özbey: Reptilians From Andromeda ile müzik yaparken kafam müzikle yükseliyor, bir tür trans durumu yaşarken aslında birçok duyguyu da bir arada yaşıyorum.
Tolga Özbey: Birlikte ses üretmek bir tür ayin, kendinden geçiş, hafiflemek gibi ve birlikte zamanı değerlendirmenin güzel bir yolu.
Merve Ertuğrul: Öncelikle, çalarken hepimizin ruhu yansıyor müziğe. Daha sonra bütün olan o enerji hem birbirimize geçiyor hem de dinleyiciye geçiyor. Her sahnemizde yüksek bir enerjiyle karşılıyoruz birbirimizi ve izleyicileri. Şu ana kadar çaldığım gruplardan beni en heyecanlandıran ve mutlu eden grubum Reptilians From Andromeda oldu. Hepimiz müzik yapmayı çok seviyoruz, hepimiz grupla yapılan müziği seviyoruz ve ona inanıyoruz ama en önemlisi birbirimizi seviyoruz ve saygı duyuyoruz. Kısacası, birlikte çalmak benim için heyecanı, yüksek enerjiyi ve sevgiyi ifade ediyor.
Mert Akgül: Birlikte çalmak hoşuma gidiyor. Uyumlu bir ekibiz. Hem sahnede hem de stüdyoda beklenmedik sürprizler güzel sonuç verebiliyor. Yetenekli ve eğlenceli müzisyenlerle bir arada olmak benim için büyük bir rahatlık.
Orkun Bagatur: Grup müziği fazlasıyla özveri gerektiren bir oluşum bence. Sadece müzik zevkleri uyuşan birtakım insanların bir araya gelmesiyle grup olunamıyor, keza grup kuralım, tanınıp ünlü olalım gibi yaklaşımlar da pek sonuç vermiyor bildiğimiz gibi… Kişilerin müzik zevklerinin uyuşması elbette çok önemli bir nokta fakat ben bu konuda, farklı renklerin bütünlüğünden ortaya çıkan işlere de çok sıcak bakmışımdır. Lakin kendine has, özgün üretimler genelde bu şekilde ortaya çıkmakta. Bunların ötesinde benim için en mühim nokta grup içindeki dostluktur. “Mış” gibi yapamayacağınız ve kesinlikle müzikal üretimi derinden etkileyen ve tetikleyen en önemli unsur kişilerin arasındaki dostluk ve iletişimdir. Benim için birlikte çalmak ve üretmek bu bahsettiğim unsurlar var olabildiği zaman samimi ve gerçek olabiliyor. Prova veya konsere giderken dostlarımla başka bir boyutta muhabbete gidiyorum diye gitmeli insan.

Albüme adını veren Dialogues for Monkeys‘in hikâyesinden bahsetmek ister misiniz?
AÇÖ: Albüme adını veren “Dialogues For Monkeys” şarkısını Tübitak’ın ders kitaplarından evrim teorisini kaldırması üzerine yazdım. Aslında şarkının sözleri bir tür diyalog. Evrim karşıtı insanların, “Ben maymun değilim, o zaman maymunlar nasıl hâlâ varlar?” sorusundan çıkmış bir şarkı. Hâlâ evrimimiz devam ediyor, şu anda bizi kullandığımız aletler olmadan bir yere bıraksalar hayatta kalamayız. Erken sürüm androidleriz biz. Bunu kabul edersek devrimin o zaman gerçekleşeceğine inanıyorum.
TÖ: Albümdeki şarkılardan “Dialogues For Monkeys”i albüm açılış şarkısı yapmaya karar verdiğimizde albüm adı yapmaya da karar vermiş olduk aslında.

Grup olarak dünya basınında Rebel Noise, Losing Today, Punk Online gibi platformların keşfi ile sesinizi duyurmaya başladınız bile. Yaptığınız müziğin Türkiye’deki konumlanmasını nasıl görüyorsunuz?
ME: Türkiye’de tür olarak kimseye benzemiyoruz. O yüzden bir yere konumlandıramam. Türkiye’de ana akım olmayan ve hatta yurtdışında da ana akım olmayan bir türden bahsediyoruz. Biz sadece mutlu olduğumuz şeyi yapıyoruz. Böyle var olabiliyoruz. Türler konusu bir yana, Türkiye’de iyi müzik yapan gruplar var. Müzik yapmayı zorlaştıran birçok şey olmasına rağmen hepimizi müzik iyi kılıyor ve o ayakta tutuyor.

Albümün dikkat çeken özelliklerinden diğeri de mix ve mastering’in 1970’ler New Wave grubu The Monos’un vokalisti ve gitaristi Fran Ashcroft’a teslim edilmesi. Bu süreç nasıl gelişti biraz anlatabilir misiniz?
TÖ: Fran Ashcroft ile tanışmamız İngiltere’de yayınlanan Sonic Rabbit Hole EP’mizdeki “Like to the River to the Sea” şarkımıza Fran’in yaptığı remix’i göndermesiyle başladı. Fran’in uzun süre Gorillaz ve Dandy Warhols, Paul Cook (Sex Pistols) gibi sanatçılarla çalıştığını bilmeden yazışmaya devam ettik. Hatta bunu Prof Sny Records’tan yayınlanan 7 inçlik Doomsday EP’sine kadar da bilmiyorduk. Süper olumlu, eğlenceli ve mütevazı bir insan Fran. Zaman içinde çok iyi dost olduk, tavsiye ve yönlendirmeleri gerçekten ufuk açıcı oldu. Gerçekleştirmek istediğimiz şeyi en başında görüp, sevip, zaten bu sound’un öncülerinden olması da kayıtlara her zaman çok yoğun bir dinamizm katkısı sağladı.

cover front

Albüm kapak tasarımına baktığımızda tanıdık çizgiler görüyoruz. Ekibe Darren Merinuk nasıl dahil oldu? 
AÇÖ: Darren’ı Rockin Bones adlı çizgi romanı sayesinde tanıdık, uzun süredir yaptığı çizgi romanları, konser posterleri ve albüm kapaklarını takip ediyorduk. Albüm kayıtlarını ilk dinleyenlerden biri oldu, çok beğendiğini ve kapak tasarımın seve seve yapacağını söyledi. Tarzımızı tam yansıtan bir iş ortaya çıkacağından emindik. Kendisi sadece Garage/Punk grupları ile çalışan bir çizer. Detayları bizden istedi. Kapakta kendimizi sokakta çalan bir maymun grubu olarak görmek istediğimizden ve daha önceden düşündüğümüz bir reptilianın tavşana bir kutu tiner verme anından bahsettik. Çizimler ortaya çıktıkça bizden fotoğraf istediği aşamada da zombie bir rockabilly’nin fotoğrafımızı ısırması fikri ortaya çıktı.

2018’e dair planlarınız neler? Konser ajandanız hakkında biraz ipucu verebilir misiniz?
OB: Yeni bir videomuz var, yakında yayınlayacağız. 14 Şubat – 19 Şubat arası Belçika’da 6 konserlik bir turnemiz var. 3 Mayıs ve 5 Mayıs tarihlerinde Selanik ve Atina konserlerimiz kesinleşti. Bunlar haricinde 29 Mart’da Lofi Rocks diye bir etkinlikte çalacağız. Nisan ve Mayıs aylarında birer sürpriz İstanbul konserimiz daha olacak. Grup olarak yeni şarkılarımız üzerinde çalışmaya başladık. Eylül ayına kadar şarkıların kayıtlarını tamamlayıp yeni bir EP yayınlama düşüncemiz var.

*Reptilians from Andromeda’nın Dialogues for Monkeys adlı ilk albümü Prof Sny Records tarafından 22 Ocak’ta Çek Cumhuriyeti’nde 45 devir, 12 inç, 140 gram plak formatında yayınlandı.  

*Prof Sny Records ayrıca Türkiye’de grindcore’un öncü ismi sayılan, 1999 tarihli İstanbul Hatırası’yla tanınan Kuaför Cengiz’in Sapık İnek (TR) ve Graveyard (ABD) ile kaydettiği iki farklı split’i yayınlamaya hazırlanıyor. Ön satışta olan plaklar ocak sonunda satışa sunulacak. Şubat ayında ise Dead Generation ve Prof Sny Records ortaklığıyla, 2016’da ilk EP’sini salan “Kadıköylü çiğ punk grubu” Rötbrains’in Nekro Punk Terör albümü 10 inç formatında, 100 adetle sınırlı ve elle numaralandırılmış olarak plak formatında dinleyiciyle buluşacak. 

 

 

 

 

Benzer yazılar