Tim Gane’in son harikası: Cavern of Anti-Matter

Tim Gane’in son harikası: Cavern of Anti-Matter

Karşımıza uzun yıllar Stereolab’le çıkan yetenekli müzisyen Tim Gane, bu kez grup arkadaşı Joe Dilworth ve müzisyen Holger Zapf’la bir araya geldikleri enstrümantal projeleri Cavern of Anti-Matter ismiyle geliyor. Deneyimli üçlünün dinleyeni hipnoz edercesine etkisi altına aldığı şarkılarından oluşan albümleri void beats/invocation trex, geçtiğimiz şubat ayında yayınlanmıştı. Uzun zamandır Berlin’de yaşayan Tim Gane’e yeni grubuyla ilgili merak ettiğimiz ne varsa sorduk.

Röp: Busen Dostgül – İllüstrasyon: Saydan Akşit

Cavern of Anti-Matter fikri nasıl ortaya çıktı?

Berlin’de yaşayan Fransız sanatçı Nicola Mühlen’le arkadaşız. Nicola’nın Grautag isminde bir plak şirketi var. Bana yaklaşık beş yıl önce, Grautag’dan yayınlanmak üzere bir albüm yapmak isteyip istemediğimi sormuştu ve ben de “belki” demiştim. Üç yıl önce, yeniden aynı soruyla bana geldi. Grautag biraz farklı bir plak şirketi, özel plak tasarımları yapıyorlar ve bazı müzisyenlerin özel kayıtlarını yayınlıyorlar. Aslında bu, bir çeşit işbirliği şeklinde yapılıyor. Bir sanatçı gelip plak tasarlıyor, bu plağın az sayıda (yaklaşık beş yüz tane) edisyonu basılıyor. Ben ilk başta sadece çift plaklı albümler yaptıklarını bilmiyordum. Benden sadece bir single istediğini düşünmüştüm. Ona da, aynı şekilde yanıt verdim ve bir single yapabileceğimi söyledim. Nicola, “Hayır, biz sadece iki plaklı albümler basıyoruz” dedi. Ben de “Tamam o zaman ben de öyle yaparım” dedim. Single’la arasında çok büyük bir fark vardı ama çalışmalara başladım. Çeşitli enstrümantal kayıtların yer aldığı çalışmalarımı tamamlamıştım ama bunları yayınlamak için seçmiş olduğum herhangi bir isim yoktu çünkü sadece ben ve birkaç arkadaşım takılıyor gibiydik. Joe Dilworth ve Holger Zapf, kayıtlarda bana yardımcı oldular. Çalışmalar tamamlandığında, işimin de bu noktada bittiğini düşünüyordum ve başka şeylerle ilgilenecektim. Grautag için hazırladığımız albümü canlı çalmamızı istediklerini söylediler. Biz gerçek bir grup bile değildik. Yani sadece bendim gibi bir şey. Bazı davul kayıtlarında Joe çalmıştı ve synthesizer’lı kısımlarda da bana yardımcı olmak için Holger çalmıştı. Dolayısıyla, bu konsere cevabım “Hayır” oldu çünkü canlı çalamazdık. Bize tekrar tekrar canlı çalmamızı istediklerini söylediler. Ben de sonunda Joe ve Holger’e bana konserde yardım etmek isterler mi diye sordum. Holger synth’leri, ben gitarları, Joe da davulu çalacaktı. Konser oldu ve aslında oldukça da güzel geçti. Ardından yeniden çalmamızı istediklerini söylediler. İngiltere’de düzenlenen All Tomorrow Parties festivalinden de teklif aldık. Birdenbire dört veya beş konser vermiştik ve dahası da olacak gibiydi. Bir grup kurma fikriyle baş başaydık. Eskilerde olduğu gibi klasik bir şekilde kurmadık grubu. Ama kesinlikle bu şekilde olduğu için mutlu olduğumu söyleyebilirim. Bu şekilde ilerlemek eğlenceli. Farklı bir yolda ilerliyoruz. Tekrardan çalmayı hayal bile edemezdim ama daha şimdiden birçok belli olan konserimiz var.

Evet, Primavera Sound’da da çalacaksınız. Biz de orada olacağız. Ben canlı performansınızın nasıl olacağını merak ediyorum. Herhangi bir görsel kullanacak mısınız?

Hayır, şu an için öyle bir düşüncemiz yok ama sahnede çok sıkıcı gözüktüğümüz için başka bir şeyler düşünüyoruz. Şarkıcımız yok sonuçta. İzleyenlerin dikkatini verecekleri bir şey yok ki bu aslında iyi bir şey. Çünkü çalmak da aynı zamanda görsel bir olay. Bu konuda herhangi bir şikâyetim yok ama bir ara herhangi bir film veya benzeri bir şey için durup düşünmemiz de gerekiyor. Bunun Primavera’ya kadar da olacağını sanmıyorum. Aslında, biraz da nasıl olması gerektiğine dair şu an için herhangi bir fikrim de yok. Şimdi yapmamız gereken bir sürü başka iş var ve her şey son dakikaya kalacak gibi hissediyorum. Ama yakın zamanda bu görsel işini düşünmeyi deneyeceğim. Sahnede synth ve elektronik öğeler için analog bir set kullanıyoruz. Joe ortada davuluyla duruyor, bense gitarları çalıyorum. Aslında basit gibi ama uzun süren bir yapıdayız. Seri bir şekilde ilerleyen bir metotla çalıyoruz ve bol bol synth kullanıyoruz. Bu da biraz yayvan, dağınık ve garaj türünde olduğu gibi sesler çıkarmamızı sağlıyor. Yani temiz bir elektronik müzik yapmıyoruz. Bir çeşit karışım gibi bir şey. Geçtiğimiz aylarda çok çalmadık ama yakın zamanda neredeyse on beş konser vermişizdir.

Canlı performanslarınız nasıl oluyor? Sadece albümdeki şarkıları mı çalıyorsunuz yoksa emprovizasyon yaptığınız zamanlar da oluyor mu?

Aslında her ikisi de diyebilirim. Yani şarkılarımız belli bir düzeni olan basit şarkılar. Bunları uzatabiliriz de uzatmayabiliriz de. Tamamen konserden aldığımız enerjiye göre değişir. Eğer iyi hissediyorsak uzatabiliriz. Bazen emprovizasyon yapmak çok kolay olmuyor ve işin kötüsü o anlarda yapmamız gereken tek şey de bu oluyor. Diğer zamanlarda biraz daha şarkıların yapılarına göre ilerliyoruz. Ama evet, emprovizasyon ve daha birçok şey yapıyoruz. Yani, kayıtlarımız çok şarkı şarkı olmadığı için, belli bir fikirden yola çıkarak yaptığımız için kendince bir sırası da oluyor. Her şekilde kesinlikle şarkının orijinalinden çok fazla uzaklaşmıyoruz. İnsanların önünde çalmak, stüdyoda olmak veya prova yapıyor olmaktan çok farklı bir şey. Ortada başka insanlar olunca, her şey değişiyor. Ben biraz utangacımdır, öyle çok rock ’n’ roll biri değilim. Çalarken müziğin içinde kaybolmayı deniyorum. Orada insanların olduğu gerçeğini kafamdan atarak çalmaya çalışıyorum. İşe yarıyor gibi. Benim için müziği daha yoğun kılıyor ve böylece performansın sadece bir konser olmaktan çıktığını da hissediyorum. Çalacağımız her şeyin provasını yapıyoruz ve bunları aynı şekilde çalmak için sahneye çıkıyoruz. Emprovizasyonlar bazen iyi olabiliyor, bazen de kötü. Bunu kontrol etmek çok zor.

Bu arada, Deerhunter da Primavera’da çalacak. Bradford Cox’la birlikte sahneye çıkmak konusunda bir şeyler konuştunuz mu?

O şarkıyı canlı performanslarımızda çalmıyoruz ama belki enstrümantal versiyonunu çalabiliriz. Ona sormayı aslında bakarsan hiç düşünmedim. Şu an için planlı bir şeyimiz yok ama bence en iyisi bunu yapmamak.

Peki Bradford Cox albüme nasıl dahil oldu?

“Liquid Gate” aslında bir film için iki sene önce onunla birlikte yaptığımız bir şarkı. Aslen Cavern of Anti-Matter için yapılmadı. Bir filmin müziğiydi. Film için yaptığım çalışmaların bitmesine iki hafta kala, yönetmen beni aradı ve bir parti sahnesi için altı elektronik müzik şarkısına ihtiyacı olduğunu söyledi. Ne yapacağımı bilmiyordum ve yönetmen bu müziklerin mutlaka olması gerektiğini söylüyordu. Dolayısıyla, şarkı söyleyecek birilerini bulmam gerekiyordu çünkü yönetmen kullanacağı müziğin içinde vokal olmasını da istemişti. Brad’le uzun bir süredir mailleşiyorduk ve ben de ona sordum. O dönem biraz hastaydı. Yapabileceğini hiç düşünmemiştim. Birkaç hafta sonra, bir anda Brad vokal kayıtlarını yolladı. Bu kez benim hızlıca müzik kısmını halletmem gerekiyordu fakat çok iyi gitmedi. Günde dört-beş şarkı miksliyordum ve zamanla yarışıyordum. Bu benim adıma utanç verici bir şeydi çünkü vokaller çok iyiydi ve müzik bir türlü iyi olmuyordu. Şarkıyı yeniden kaydederek albümdeki haline getirdik. Yani aslında ilk olarak Cavern of Anti-Matter için yapılmış bir şarkı değildi. Albümdeki diğer şarkıların bazıları iki sene önceki kayıtlardan, bazıları da yeni yaptığımız şarkılar. Bir çeşit karışım gibi. Hepsi yeniler.

Enstrümantal müzik yaparken kendini rahat hissediyor musun?

Evet, mükemmel bir şey, çok seviyorum. Vokalleri de özlüyorum tabii, tüm o detayları da. Geriye dönüp de klasik şarkı formatında kayıtlar yapmayı şu an için büyük ölçüde istemiyorum. Albümde farklı bir tını yakalamak adına böyle bir iki şey olması iyi bir şey bence. Enstrümantal kayıtların özgürlüğünü ve hiçbir şeyin ön planda olmaması özelliğini çok seviyorum. Diğer türlü, vokaller ilgi odağı oluyor. Enstrümantal olma fikrini seviyorum. Bazıları enstrümantal olarak çok fazla çalamayacağımızı, insanların bunu sevmediğini söylüyor. Benim için sorun yok, bu bizim problemimiz olmaz. Mesela Tortoise gibi büyük grupları düşünün. Tortoise’u çok severim ve onların da neredeyse vokalli şarkıları yok. O yüzden, dediğim gibi, bu beni çok rahatsız etmez. Enstrümantal müziği seviyorum ve bu şekilde ilerleyeceğiz.

Röportajın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:49’a ulaşabilirsiniz.

 

Benzer yazılar