Bant Mag. No:27′den // Müzik ve tutku: Kutu

Geçtiğimiz seneyi kendi adını taşıyan “mis gibi” bir albümle taçlandıran Kutu bizlerle… Trompet sevdalısı Barıştık Mı, Utku Öğüt ile Kutu’yu ve son albümünü konuştu.

Utku Öğüt’ün 2009’dan beri farklı yapılar içinde dinlediğimiz projesi Kutu, geçtiğimiz seneyi, Müzik Hayvanı aracılığıyla dijital olarak yayınlanan nefis bir albümle taçlandırdı. Kutu’da da trompetini eline alan Barıştık Mı, Öğüt ile grubu ve yeni albümü üzerine sohbet etti… İşte Kutu’dan, çekme My Dying Bride CD’sinin içinden Portishead albümü çıktığı günlerden bu zamana, müzik ve tutkuya dair bir muhabbet…

Barıştık Mı: Geçen senenin sonlarına doğru tam olarak DIY (do it yourself) diyebileceğimiz mis gibi bir albüm çıkardın KUTU adı altında. Tını olarak da pek çok etkileşim mevcut içinde. Kafası karışık biraz. Yıllardır birikenlerin bir kısmını ceplerinden boşalttın, seni en çok etkileyen şeyler nelerdi?
Kutu: Ağbi küçük yaşta da müziğimi seçebilecek durumdaydım. Ailemden dolayı evde çok geniş bir arşiv vardı. Mesela annem Demis Roussos severdi. Bowie vardı evde, Elton John vardı… Ama ilk kez dinleyip “N’oluyoruz lan?!” dediğim şey Cure’du.
B: Albümde de fark ediliyor.
K: İlk şarkıda selam çakıyoruz zaten.
B: Nasıl?
K: “Wonderer”da atak geliyor: “TAS-TAS! TAS-TAS!” Aslında orada “Just Like Heaven”ın girişine selam çakıyoruz. İlk albümdü ve tamamen kendi şarkılarım olan bir şey çıkarttım ve de hayatımda beni etkilemiş pek çok şeye selam çaktım. Melodik olarak değil ama tınısal olarak.
Cure’dan sonra bir dönem çokça eski ekol punk, psikedelik, doom/death metal falan dinledim. O dönem bir de çekme CD alıyordum Akmar’ın oralardan. My Dying Bride kapağının içinden Portishead – Dummy çıkmıştı. Benim için o andan sonra başladı Massive Attack’lar, Air’lar… Björk! Sonrasında seninle tanışmamıza vesile olan Gainsbourg… Bir dönem klasik müzik eğitimi aldım, oradan da Wagner, Debussy ve Saint Saens beni en çok etkileyenlerdendi. Asla dinleyici olarak bir türün neferi olmadım ama.
B: Ne kadar sürdü bu albümün yapım aşaması?
K: Proje, 2009’da başladı. Sahneye tek kişi çıkıyordum. Öncesinde elektro punk yapan bir grubum vardı. O proje bittikten sonra bir dönem müzik dâhil pek çok şeye ara vermiştim. Sonra bir gün bir arkadaşımla Hakan ağbiyi (Orman) ziyarete giderken demomu da yanımda götürmüştüm. Çok kötü bir demoydu. Vokalleri, kemanları WebCam mikrofonu ile kaydetmiştim. Hakan ağbiye demoyu verdim. Dedi ki, “Yavrum 4 Şubat’ı sana veriyorum.” Öyle başladı işte… Sonra büyüdük küçüldük, dağıldık, toplandık derken geçen yıl “yeter” dedim. 2-3 haftalık bir programla şarkıların kaydını tamamladım. Yazın başında yayınlayacaktık ama Gezi başladı. Biz de kasıma erteledik.
B: Bir dahaki albümü yine ev, minimum stüdyo ekipmanları ve senin prodüktörlüğün ekseninde mi kaydedeceksin?
K: Gibi… Yani biraz daha ödenek yaratıp davul kaydını en azından stüdyoda canlı almak istiyorum.
B: Evet, ilk albümde davulları bilgisayar yordamıyla kaydetmiştin. Bir de “Brit” duyulan bir albüm olmadı mı sence?
K: Ben aslında tasarlarken o kadar da “Brit” kastetmemiştim ama öyle çıktı. Öte yandan stüdyoda kaydedilecekse parçalarla ilgili çok kesin kararlarla gitmek gerekiyor. “Dur ya onun orasına da şunu ekleyeyim” deme şansın sürekli olmuyor çünkü taksimetre çalışıyor. Ancak edit-miks aşamaları da çekilecek dert değil.
B: Sen mi yapmıştın miks ve editi?
K: Yardımlı. Mesela senin trompet kaydının olduğu güne Taner de (Yücel) gelmişti. O da ev kaydı yapar ve ses algısına inanılmaz güvendiğim için kendisinden fikirler aldım. Özellikle Taner ile benim fetişize ettiğimiz bir davul soundu var, sen de bilirsin. Bir de son rötuşta Metin (Kahyaoğlu).
B: Kapalı, 70’lerdeki trampet soundu gibi mi?
K: Evet. Tight, Melody Nelson’daki gibi… French, funk, soulda da olan kafa…
Biraz yaratıcılık konusunda da daha rahat olmasını sağlıyor insanın kendi kaydının başında olması… Elbette yine destek alırım ama son sözü kendim söylerim.

Barıştık Mı tarafından yapılan röportajın devamını okumak için buraya tıklayabilirsiniz.