/dergi/no-56/koklere-donus-trans-am/
192250

Trans Am üyesi Phil Manley, yeni albüm California Hotel’in hazırlık aşamalarını anlatıyor.


Phil Manley, Sebastian Thomson ve Nathan Means’ten oluşan Trans Am, 1990’ların ilk yarısında başlayan serüvenlerinde denemek istediği şeyi yapmaktan asla kendini alıkoymayan ve asla bir kalıba sığdırılamayacak müzikler yaparak yakın dönem müzik tarihinde kendine özel bir yer edindi. Üç yıllık aranın ardından California Hotel isimli yeni bir albümle karşımıza çıkmaya hazırlanan grup, köklerine ve ilk döneminin heyecanına geri dönüş sinyalleri veriyor.

22 Nisan’da kutlanacak Record Store Day’de Thrill Jockey etiketiyle sınırlı sayıda satışa sunulacak yeni Trans Am albümünü, gruptan Phil Manley ile konuştuk.

Trans Am’in müzikal kariyeri başlayalı yirmi yıldan fazla oluyor. Geriye baktığın zaman, sence grubun müzikal alışkanlıklarındaki en büyük değişiklikler neler?

Bu gerçekten iyi bir soru. Sanırım başladığımız zamanlarda daha fazla riske giriyorduk. 1990’ların başlarında hâlâ kendi sound’umuzu ararken Casio klavyelerden canlı davul sample’larına; davul makinelerinden feedback’lere birçok farklı şeylere deneyler yapıyorduk. Bir arada daha çok çaldıkça belli bir rutine girdiğimizi hissediyorum. Eskiden olduğu gibi çok fazla keşif yapmıyoruz. Kendi sonik paletimize sıkı bir şekilde yerleştiğimizi düşünüyorum.

Yeni Trans Am albümü California Hotel, geride kalan iki yılın farklı dönemlerinde yazılmış şarkılardan oluşuyor. Albüm içinde bir bütünlük oluşturmayı nasıl başardınız?

Bilinçli bir şekilde albümü iki farklı temaya ayırdık: A yüzü gürültülü ve daha agresif; B yüzü ise daha yumuşak ve elektronik. İki farklı belirgin ruh hali yaratmaya çalışıyorduk. Birçok Trans Am albümü, şarkıdan şarkıya farklı ruh halleri arasında gidip gelir. Bu albümde iki farklı ruh halini belirgin bir şekilde ayırarak yeni bir şey denedik ve bence işe yaradı.

Albümün açılış şarkısı “I Hear Fake Voices” yalnızca beş saatlik bir zaman diliminde yazılmış, kaydedilmiş ve mikslenmiş! Bu bugüne dek en hızlı şekilde bitirdiğiniz şarkı mı?

Bu başlı başına bir deneyimdi! Henüz ayakları yere basmayan bir iskeletimiz vardı ve bir süredir düşünüp taşındığım birkaç riff vardı. Bitmiş şarkılara nasıl yerleştirebileceğimi bir türlü bulamadığım riff’lerdi. Nate (Means) ve Seb (Thomson), ertesi gün başka ülkelere gidiyor olduğu için çok sıkı bir teslim tarihimiz vardı. Dedikleri gibi, zorunluluk yeni buluşların anasıdır! Şarkıyı tam olarak o anda yazmamız ve düzenlememiz gerekiyordu. Stüdyoda şarkıyı hep beraber canlı olarak çaldık ve çok ufak eklemeler yaptık.

California Hotel ismi Eagles’ın kurucusu Glenn Frey’e bir saygı duruşu. Ayrıca söz konusu albüm için Led Zeppelin’den John Carpenter’a geniş bir skalada ilham kaynaklarından bahsediyorsunuz. Bir dinleyici olarak, diskografinizdeki seslerin çeşitliliği göz önüne alınca bu etkileşimler zaten belirgin hale geliyor. Bu anlamda, California Hotel’i Trans Am için retrospektif bir albüm olarak tanımlayabilir miyiz?

Hmmm. Belki? Bu albümde kendi köklerimize dönmeye çalışıyorduk. İlk olarak albüm yapmaya başladığımız zamanlarda olduğu gibi, California Hotel’in bir kısmını banda kaydettik. Ayrıca canlı performans hissiyatının peşinden gittik ki bu da ilk birkaç albümümüzü kaydettiğimiz şekle bir hayli benziyor.

Şarkıların büyük kısmı stüdyoda canlı olarak kaydedilmiş. Bu seçimin arkasındaki motivasyon neydi?

Daha güçlü bir etki yaratmak. Bütün, parçaların bir araya gelmesinden çok daha harika bir şey ve bir arada çalmak da kesinlikle bunu kanıtlıyor. Canlı performansların, albümler aşama aşama kaydedildiği zaman genellikle kaybolan ya da en azından seyrekleşen bir enerjisi var. Biz iyi bir canlı performans grubuyuz ve müziği bir arada çalarak kaydetmemiz de bunu gözler önüne seriyor.

Albümün ilk ve sınırlı baskıları Record Store Day 2017 kapsamında satışa sunulacak. Müzisyen olarak Record Store Day’e dair düşüncelerin neler? Bugünün dijital çağında başarılı bir trend olduğunu düşünüyor musun?

Bir konsept olarak Record Store Day’i seviyorum. Plak dükkânlarına giderek büyüdüm. Hem yeni müzik keşfettiğin hem de civarda kimlerin çalıyor olduğunu gösteren el ilanlarına ulaşabildiğin yerler olması açısında önemli. İnternet tuğla ve harçla hayata geçmiş işletmelerin işini zorlaştırdı. Lokal plak dükkânlarını desteklemek ve fiziksel medyaları satın almak çok önemli ve Record Store Day bu fikir için bir farkındalık getiriyor. Son Record Store Day’de Berkeley’deki Rasputin Records’ta Metallica’nın konserini izlemiştim. Tek kelimeyle inanılmazdı!

Thrill Jockey dünya genelinde en ilham verici plak şirketlerinden biri. Bu ailenin bir parçası olmak nasıl hissettiriyor?

Bu harika bir şey ve yirmi yıldan fazla bir süredir bu ailenin bir parçası olduğumuz için şanslıyız. Hâlâ bunu yapabiliyor olduğumuza ve onların da bizim garip albümlerimizi yayınlamaya devam ettiğine inanamadığım oluyor.

Trans Am için sırada ne var? Yeni bir albüm için üç sene daha bekleyecek miyiz?

Muhtemelen daha fazla? Nathan Yeni Zelanda’ya taşınıyor ve eşim ve ben de mayıs ayında doğacak ikinci çocuğumuzu bekliyoruz. Sebastian ise bir yandan Baroness ve solo projesi Publicist’le meşgul.

Image
  1. Seks turizmi ve kupa eşler peşinde: Ekaterina

    Romain Mader’den, kadınların iyi bir eş olmak ve güzel fiziklerini korumak için eğitim aldıkları ve sadece evlenerek terk edebildikleri Дреамтовн isimli bir kasabada geçen, hiciv dozu yüksek kurgu bir öykü...

  2. Regl öncesi sendromu üzerine bir artırılmış gerçeklik sergisi: PMS

    14 Nisan’da sanatçı ve illüstratör Meltem Şahin küratörlüğünde Bant Mag. Havuz’da açılan PMS, Türkiye ve farklı ülkelerden kadın sanatçıların regl öncesi sendromundan yola çıkarak hazırladığı GIF’leri bir “artırılmış gerçeklik” sergisinde bir araya getiriyor.

  3. Gezegenin “öteki” suratları: “İnsan Dışı”

    Barselona’da sanatın çocuk eğitimindeki rolü alanında yaptığı doktora çalışması ve hem yurt içinde hem de dışındaki çeşitli karma sergilerinden sonra 3 Haziran’da Bant Mag. Havuz’da açılacak ilk solo sergisi İnsan Dışı için hazırlanan Heval Tonger Yazıcı ile sohbet ettik.

  4. Air Max Günü şerefine: Paris Running Club & Nike Air Quarters buluşması

    Nike Air Max Günü, İstanbul’da başta Paris Running Club üyeleri olmak üzere birçok yaratıcı ismin yer aldığı ve Bünyamin Aydın’ın küratörlüğünde gerçekleşen etkinlikle kutlandı.

  5. A’dan Z’ye: Can

    Bu ay kuruluşunun 50. yılını kutlayan efsanevi gruba dair A’dan Z’ye bilinmesi gerekenler...

  6. Aklımdakiler: Pentagram

    Türkiye’de metal müzik denince akla gelen ilk grup Pentagram, otuz yıllık yolculuğuna çeşitli şekillerde tanıklık etmiş yazar, müzisyen ve organizatörlerin sorularını yanıtlıyor.

  7. Eski kafalı ve fütürist: Allred & Broderick

    Cappadox’tan hemen önce, Peter Broderick’le Erased Tapes etiketiyle yayınlanan taptaze işbirliği üzerine...

  8. Köklere dönüş: Trans Am

    Trans Am üyesi Phil Manley, yeni albüm California Hotel’in hazırlık aşamalarını anlatıyor.

  9. Onuncu yılında: Record Store Day

    Müzik sektörünün en çok tartışılan kutlamalarından biri olan Record Store Day, bu yıl onuncu kez düzenleniyor.

  10. “Müzik kolay kısmıydı”: ESG albümü “Step-Off” 15 yaşında

    ESG üyesi Renee Scroggins’le on beşinci yılı şerefine yeniden yayınlanacak Step-Off üzerine.

  11. “Kolektif olmayan bir yapı düşünmek insanlığa aykırı”: Tampon

    1 Nisan’da İstanbullu efsanevi punk grubu Tampon’un tarihi değer taşıyan ilk albümü Planet Tampon çok özel duyulan ve çok özel hissedilen bir plak baskısı olarak bizlerle buluşuyorken grupla arayı kapatıyoruz!

  12. “Severim iğneyle kuyu kazmayı!”: Prof Sny Records

    Bizleri Planet Tampon plağına kavuşturan Prof Sny Records bugüne kadar yaptığı tüm yayınlarının detaylarını; neyi, nasıl ve neden yaptığını anlatıyor.

  13. Karşılıklı bir teslimiyet: Anadol

    Anadol’un tahrik edici bir pop içliliğine sahip yeni albümü Hatıralar müptelalarını bekliyor.

  14. Teftiş: Bu ay ne dinlesem?

    Yakın zamanda keşfettiğimiz, etkilendiğimiz ve paylaşmak istediğimiz müziklerden bir seçki.

  15. Juliette Binoche ve kafamıza sıkan 10 unutulmaz performansı

    Dünyanın en özel birkaç oyuncusundan biri olan Juliette Binoche, Nisan ayı itibariyle Ghost in the Shell’de karşımıza çıkacak. Kendisinin muazzam kariyerinden on şahane performansa aşk mektubu yazmak için bulduğumuz en iyi bahane, şimdilik bu.

  16. Müdanasız bir oyuncu: Nur Sürer

    Türkiye sinemasının nev-i şahsına münhasır kimliklerinden Nur Sürer’le şöhreti kulaktan kulağa yayılan online dizi Masum’daki harika performansından başlayan sohbetimiz koyulaşarak akıp kendi yolunu buldu. Buyrun, kendisinin hayata baktığı o harika yerde tüm hayranlığımızla beraberce eriyip bitelim.

  17. Ölümsüzlüğü hedeflemeyen bir efsane: Ian McKellen

    “Homofobiyle mücadele sürecinde küçücük bir rol oynayabilmek bile ayrıcalıktır.”

  18. İyisiyle kötüsüyle: Favori animasyonların canlı aksiyon uyarlamaları

    Nisan ayında vizyonda izleyeceğimiz anime uyarlaması Ghost in the Shell’den de hareketle, favori animasyonların canlı aksiyon uyarlamalarını, iyisiyle kötüsüyle masaya yatırmakta karar kıldık.

  19. “Unutmanın sınırı ne olabilir?” sorusunun peşinden: Kaygı

    Ceylan Özgün Özçelik’le Nisan ayında İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma Bölümü’nde Türkiye izleyicisiyle buluşacak ilk filmi Kaygı’yı konuştuk.

  20. Mekân içinde mekân, beden içinde organ: “YU”

    Mart ayında Ah! Kosmos olarak Together We Collide isimli yeni EP’sini yayınlayan Başak Günak, daha önce Şimdi düşünüyorum da senin için yok olmak ne zor olurdu performansında birlikte çalıştığı dansçı ve koreograf Gizem Aksu’yla bahar aylarında da İstanbul ve yurtdışındaki yolcuğunu sürdürecek son işi YU üzerine konuştu.

  21. Yaşamı neden hep “üreyebilme” üzerinden tanımlayalım ki?: Svalbard Küresel Tohum Deposu

    Norveç'e bağlı Svalbard takım adalarında yer alan Küresel Tohum Deposu’nda saha araştırması yapan Sophia Roosth’la, evrimsel biyolojiye, queer kuramına, biyolojide ve siyasette hızlı-yavaş ritim tasavvurlarına ve zamanı derinlemesine düşünen mimari yapılara uzanan, kafa açıcı bir sohbet.

  22. Künye