Yorgos Lanthimos’un çürümüş aile yapısının damarlarını kestiği, çok konuşulan yeni filmi The Killing of A Sacred Deer bu ay gösterime girerken, sinema tarihinin tehdit altındaki ailelerine göz gezdirmenin tam sırası.


Geçtiğimiz Filmekimi’nde önemli sinemacıların son filmlerinden Happy End, Loveless ve The Party gibi örnekler, dışarıdan gelen bir tehditle yüzleşen aile bireylerinin etik açıdan bir hayli tartışmalı reaksiyonlarını gözler önüne seren, etkileyici ve üzerine uzun uzun konuşturabilecek malzemelerle donanmış filmlerdi. Bu filmlerin yanında öyle bir tanesi vardı ki meseleyi, absürt tonlarda gezinip, durumun yarattığı gerilim hissinden de ödün vermeden enine boyuna didikliyordu: söz konusu film elbette ki Yorgos Lanthimos’un bu ay bizde vizyona girecek olan son filmi The Killing of A Sacred Deer.

Kendi içinde patlak vermiş sorunlara net bir çözüm türetemese de bir aradalığın değerini, aile olmanın kudretini tamamen hisseden ya da hissetmekle yükümlü aile üyelerinin, bir yabancı tehditle yüzleşmesiyle başlayan değişimi konu eden The Killing of A Sacred Deer, Lanthimos’un tıpkı Kynodontas’ta (Dogtooth) yaptığı gibi aile kavramını delik deşik ediyor. Bıyık altından güldüren mizahı, alışılageldik aile içi pratikler üzerinden güçlendiren film, bir çatı altındaki bir aradalığın mevcudiyetini sürdürebilmenin ancak hastalıklı eğilimlerle mümkün olabileceğini deri altından hissettiriyor.

Lanthimos’a geçtiğimiz Cannes Film Festivali’nden En İyi Senaryo ödülü getiren bu sinir bozucu taşlama, sinema tarihinin yoz, çürük, aşırı ahlakçı ve gülünç diğer ailelerini akla getiriyor kaçınılmaz bir biçimde. Dışarıdan bir tehlike belirene kadar kendi içinde fırtınalar kopan bu ailelerin ortak özelliği, hasarlı da olsa kutsal sayılan ailenin sürekliğini sağlamak için canını dişine takan biçare üyelere sahip olması. İşte bunlardan bazıları:

GURBET KUŞLARI (1964)

Halit Refiğ’in senaryosunu Orhan Kemal’le birlikte kaleme alıp yönetmenliğini üstlendiği bu nefis Yeşilçam klasiği, Türkiye sinema ve edebiyatının çeşitli yıllarına ait örneklerde sıkça karşımıza çıkan, kasabadan kente göçen alt orta sınıf ailelerin çürüme ve yok oluş hikâyelerinin en unutulmazlarından biri. Visconti’nin Rocco e i Soui Fratelli’sinin (1960) serbest bir uyarlaması olan ve En İyi Film dalında Altın Portakal kazanmış ilk film olma özelliği taşıyan bu buruk melodram, Maraş’tan İstanbul’a göçen, üç erkek bir kız çocuğuna sahip bir ailenin 1960’lı yılların Fatih’ine taşınmasıyla başlayan kaçınılmaz yıkımını konu ediyor.

THE HAND THAT ROCKS THE CRADLE (1992)

Anne olma halini, birbirinden farklı pozisyonlarla hikâyesinin merkezine alan bu pek de nitelikli sayılmayacak gerilim filmi, 90’lı yılların en büyük tür filmi hitlerinden birine dönüşmüştü. Bu durumun nedenleri arasında filmin, izleyicinin beklentilerini karşılayan gergin atmosferi kadar, kutsal aileye dışarıdan dokunan elin kışkırtıcılığıyla da kuvvetli bir ilgisi vardı elbette. Bebek bakıcı olarak dahil olduğu ailede, zamanla anne ve eş rollerini taşımaya başladığını fark ettiğimiz tedirgin edici bir kadının yüksek tansiyonlu hikâyesi, ailenin dokunulmazlığı meselesine, formüle uygun bir yerden baksa da, resmin diğer tarafıyla ilgili de izleyicinin gözlerini açmaktan çekinmeyen bir filmdi.

SERIAL MOM (1994)

Neredeyse tüm sinemasını Amerikalı aile ve bireylerin yozlaşma süreçleri üzerinden işleten John Waters’ın, evlatlarının hayatını tehdit eden kişi ve kurumlarla ilgili vahşi planlar peşinde koşan, masum görünümlü bir banliyö annesinin kanlı macerasına odaklandığı filmi, kutsal ailenin varoluşu için dökülebilecek kanlar ve alınacak riskleri, sıkı bir taşlamayla önümüze getiriyor. Kara komedi formülünü son derece ölçülü ve muzip bir tonda takip eden Waters’ın gözü kara anne karakterini cinnetin eşiğine getiren olayların sıradanlığı, aile denen belalı ortamın, müthiş bir hızla nasıl da karanlık bir hale gelebileceğini gözler önüne seriyor.

Image

SHOTGUN STORIES (2007)

Aile, aidiyet ve miras kavramlarına, üveylik durumundan bakan nükteli senaryosunu, gergin ve yakıcı bir atmosferle birleştiren Jeff Nichols’ın muazzam ilk filmi, farklı annelere sahip iki ailenin kardeşlerini babalarının ölümünün ardından, Amerika’nın güneyinde kanlı bir hesaplaşmanın ortasında bırakıyor. Varoluşun köklerini, hastalıklı bir sahiplenme güdüsü üzerinden realize eden, yoz ve az gelişmiş ailelerin çocukların sahip olduğu tek mirasın birkaç toprak parçası değil, bu ezber olduğunu sert bir dille anlatan Shotgun Stories, hak ettiği ilgiyi görmese de onu keşfeden kitleler üzerinde etkisini gösteren nefis bir dram.

KYNODONTAS (Dogtooth, 2009)

Lanthimos’un ilk büyük çıkışı ve maharet şovu olan bu tamamıyla özgün ve son derece çarpıcı ilk film, üç çocuğunu dışarıdaki dünyadan bütünüyle izole yetiştirmiş ve hayati bilgilerin tümünü değiştirmiş bir baba ve anne figürü üzerinden, aile mekanizmasının karanlık gerçekliğini didikliyor. Ebeveynlerin bireyler üzerindeki rolünü ve motor hareketlerinden davranış matematiğine kadar ettikleri tesiri, gergin ve etkileyici bir tondan tanımlayan Kynodontas, 21. yüzyılın en sıradışı ve yaratıcı anlatılarından biri aynı zamanda.

Image

FORCE MAJEURE (Turist, 2014)

Bu yıl son filmi The Square ile Altın Palmiye ödülünün sahibi olan İsveçli yazar ve yönetmen Ruben Östlund’un üç yıl önce çektiği ve pek çoklarına göre kariyerinin zirvesine tekabül eden bu keskin zekâlı ve bol tespitli filmi, aile bireylerinin toplum tarafından biçilen rolleri üzerine alaycı bir hikâye anlatıyor. Anne, baba ve iki çocuktan oluşan bir çekirdek ailenin kayak tatilleri sırasında kendilerine doğru gelmekle olan bir çığ kütlesiyle sınavı noktasından hareket alan ve olayın etkilerinin baba ve ailenin geri kalanının üzerindeki tesirine odaklanan Force Majeure, aile içinde güç, iktidar ve güven kavramlarının ezberiyle keskin bir mizah yardımıyla oynuyor.

ME’EVER LAHARIM VEHAGVAOT (Beyond the Mountains and Hills, 2016)

Geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde dünya prömiyerini yapan ve seçkinin nitelikli filmleri arasında yer alan İsrail yapımı bu ilginç aile hikâyesi, birbirinden gizli işler karıştıran anne, baba ve iki çocuk üzerinden aile denen sır küpünü, delik deşik ederek, gizemini teşhir ediyor. Ordu mensubu bir baba, uygunsuz bir yasak ilişkinin pençesinde bir anne, suçun çeşitli formlarıyla flört eden iki evlat, gittikçe birbirinin parçası oldukları belalarla çarpışan bir hikâyenin etrafındaki örümcek ağına takılıyor ve ortaya keskin bir taşlama çıkıyor. Kutsal ailenin çürümüşlüğüne farklı bir coğrafyadan bakan bu incelikli hikâye, çok da parlak olmayan rejisine rağmen ilgiyi hak ediyor.

Image
  1. Yeniden hayal edilen kadim figürler: The Black Power Tarot

    Le Guess Who? 2017 sırasında sergilenecek The Black Power Tarot’un yaratıcısı King Khan, bu eşsiz setin arkasında yatanları, ilhamlarını, seçim kriterlerini ve Michael James Eaton ile Alajandro Jodorowsky işbirliğini anlatıyor.

  2. Halil Altındere ve Das Art Project: Welcome to Homeland

    Halil Altındere'nin üç kıtaya yayılmış mülteci krizini ele alan üç işini bir arada yerleştiren Welcome to Homeland, 14 Eylül – 21 Ekim tarihleri arasında Cihangir Sadık Paşa Konağı'nda sergilendi. İstanbul'un pek bilinmeyen, metruk binalarını kısıtlı süreler için güncel sanat mekânlarına dönüştüren Das Art Project'in küratörlüğünü yaptığı Welcome to Homeland hakkında Halil Altındere ve Das Art Project üyeleriyle söyleştik.

  3. “Zaman her zaman çok şey öğretiyor”: EZGİ MOLA ve KALBEN (I)

    Şu sıralar yeni film ve yeni albüm heyecanı yaşayan iki arkadaş Ezgi Mola ve Kalben bir araya gelip, birbirlerine merak ettiklerini sordu ve ortaya mutlu olmanın yollarından, çocukluk travmalarına kadar uzanan kocaman bir sohbet çıktı.

  4. “Zaman her zaman çok şey öğretiyor”: EZGİ MOLA ve KALBEN (II)

    KALBEN: Onları ben taşıyacağım hayat boyu çünkü.EZGİ: Hayatımın son yedi yılı şu söylediğin şeyle geçti. KALBEN: Onunla hep oynamak lazım yani. Çocuk Kalben,

  5. İnsan faktörünü müziğe dahil etmek: LIIMA & GRIZZLY BEAR

    Liima üyesi Casper Clausen ve Grizzly Bear üyeleri Chris Taylor ve Chris Bear, birlikte yaptıkları Avrupa turnesi sırasında Bant Mag. için müziklerinin yaratım süreçleri üzerine sohbete koyuldu.

  6. Taner Öngür tarafından doldurulmuş bir plak: Elektrik Gramofon

    Araştırmacı, yazar ve arşivci Gökhan Akçura, Taner Öngür’e telefonla bağlanarak yeni çalışması Elektrik Gramofon üzerine konuştu.

  7. Çizgilerle: Pharoah Sanders

    Le Guess Who? 2017 programının en heyecan verici isimlerinden biri olan efsanevi müzisyen Pharoah Sanders'ın kariyerine, Furkan 'Nuka' Birgün'ün illüstrasyonlarıyla bir bakış.

  8. Fransız Art Rock’dan Arap Synth Pop’una açılan tünel: Ahmed Fakroun

    Awedny ve Nisyan gibi iki funk harikası yaratmış, İngiltere’nin saygıdeğer prodüktörlerinden birisi olan Tommy Vance ile birlikte kayıtlar yapmış, Madonna’dan David Bowie’ye birçok etkileyici isimle beraber çalışmış olan Jean-Baptiste Mondino'nun hayranlığını kazanmış, kariyerine bir süre jön olarak devam etmiş ve artık herkesçe bilinen “Arap dünyasının Talking Heads’i” lakabını kazanmış bir sanatçı olan Fakroun'un global bir dinleyici kitlesini etkisi altına almış olduğu aşikâr.

  9. Şarkı şarkı: Jane Weaver “Modern Kosmology” albümü

    12 Kasım Pazar günü Le Guess Who? 2017 sahnesinde olacak Jane Weaver, Mayıs ayında yayınladığı Modern Kosmology albümüyle kitleler üzerindeki etkisini sürdürüyor. Weaver’a psikedelik pop harikası albümündeki 10 parça için 10 soru yönelttik. Yanıtları Ethem Onur Bilgiç resimledi.

  10. Yırtılan bir gerilimin sesleri: Ben Frost

    Geçtiğimiz günlerde Mute Records’dan çıkan son albümü The Centre Cannot Hold’un ertesinde ve Le Guess Who? performansının öncesinde 1 Kasım akşamı Salon İKSV’de çalmak üzere İstanbul’a gelen Frost’un geçmiş çalışmaları ve projelerine kısaca göz atıyoruz.

  11. Kürasyonun ifade ettiği söylemler: Jerusalem In My Heart

    Radwan Ghazi Moumneh, bu seneki Le Guess Who? festivalinin Jerusalem In My Heart tarafından oluşturulmuş programına dair yol gösterici detaylar ve ilginç hikâyeler anlatıyor.

  12. Çizgilerle: Linda Sharrock

    Le Guess Who? 2017'de Jerusalem In My Heart'ın konuğu olarak sahne alacak efsanevi müzisyen Linda Sharrock'ın kariyerinin satırbaşlarını, Deniz Pasha'nın illüstrasyonlarıyla hatırlıyoruz.

  13. Fırtına öncesi sessizlik: METZ

    Kanadalı vahşi noise rock üçlüsü METZ, diskografisinin üçüncü albümü Strange Peace’i Sub Pop etiketiyle yayınladı. Utrecht’te gerçekleşecek Le Guess Who? festivaline iki yıl sonra geri dönecek olan grubun solisti ve gitaristi Alex Edkins’le Steve Albini’nin ses mühendisliğini üstlendiği yeni albümü hakkında konuştuk.

  14. A’dan Z’ye: Liars

    Le Guess Who? kapsamında vereceği konserin ardından 1 Aralık’ta da Salon İKSV’de izleyeceğimiz Liars’ın yolculuğundan önemli karakterler, detaylar ve ilginç hikâyelere, A’dan Z’ye bakıyoruz.

  15. Değişebilen biçimler: EKİN FİL

    Le Guess Who? 2017’de Grouper’ın küratörlüğünü üstlendiği programın konuğu olarak sahne alacak Ekin Fil ile bu sene yayınladığı son albümü Ghosts Inside ve üretim dinamikleri üzerine bir sohbet.

  16. Julianna Barwick: Hayatımı değiştiren kadınlar

    Amerikalı sanatçı Juliana Barwick, küratörlüğünü Perfume Genius’ın üstlendiği program kapsamında Le Guess Who? izleyicisini büyülemeye hazırlanıyor. Kendi jenerasyonunun en özgün şarkı yazarlarından biri olan Barwick, hayatına farklı şekillerde dokunmuş ve ona ilham vermiş kadın sanatçıları anlatıyor.

  17. Çizgilerle: Linton Kwesi Johnson

    Dub şairleri arasında bir ikon haline gelen Linton Kwesi Johnson'ın kariyerini Sedat Girgin'in illüstrasyonlarıyla gözden geçiriyoruz.

  18. Çizgilerle: James Holden

    Bu seneki Le Guess Who? programının mucitlerinden biri olan James Holden, yeni albümü The Animal Spirits'le festivalin en ilgi çekici isimlerinden biri. Holden'ın heyecanla beklediğimiz performansı öncesinde, kariyerinden öne çıkan detaylara Sadi Güran'ın çizimleriyle bakıyoruz.

  19. Altın Gün’ün Türkiye’den favori psikedelik seçkisi

    21 Ekim’de Garaj’da İstanbul izleyicisiyle buluşan ve Le Guess Who? sahnesini Ahmed Fakroun ile paylaşmaya hazırlanan Hollanda menşeli psikedelik rock grubu Altın Gün’den, Türkiye’den en sevdiği 10 parçayı sıralamasını istedik.

  20. Le Guess Who? deneyimi

    Ben Shemie, Mario Batkovic ve Jessica Moss, önceki yıllarda Le Guess Who? festivalinde nasıl deneyimler kazandığını yazdı.

  21. Çizgilerle: William Basinski

    Deneysel müzik sahnesinin öncü isimlerinden William Basinski'nin müzikal yolculuğundan öne çıkan detayları, Burak Dak'ın çizimleriyle mercek altına alıyoruz.

  22. Beyaz perdede tehdit altındaki çürümüş aileler

    Yorgos Lanthimos’un çürümüş aile yapısının damarlarını kestiği, çok konuşulan yeni filmi The Killing of A Sacred Deer bu ay gösterime girerken, sinema tarihinin tehdit altındaki ailelerine göz gezdirmenin tam sırası.

  23. Söylemek mi daha iyi, yoksa ölmek mi?: Call Me By Your Name

    Kusursuz bir filmin ne tamamen orijinal bir hikâye, ne de sadece sıradışı bir görsel tecrübeden ibaret olamayacağını kanıtlarcasına, yalnızca ele aldığı öyküyü ona en uygun şekilde anlatmayı seçmiş, özel bir tecrübeyle karşı karşıyayız.

  24. Gerçeklik leş gibi kokunca büyüyü yaratmak kime kalır?: Körfez

    Emre Yeksan’ın 74. Venedik Film Festivali’nden dünya prömiyerini yapan ilk uzun metraj filmi Körfez, geçtiğimiz ay da Ulusal Yarışma kapsamında İstanbul prömiyerini gerçekleştirdi. Filmin 1 Aralık’ta başlayacak vizyon gösterimleri öncesinde Yeksan ile ilk filmi, senaryo süreci, İzmir ve büyülü gerçekçilik üzerine sohbet ettik.

  25. “Herkes gibi film sevmekle başladım”: Sarı Sıcak

    Yönetmen Fikret Reyhan, çocukluğunun geçtiği mekânlarda canlandırdığı ve 1 Aralık’ta vizyona gelecek ilk filmi Sarı Sıcak’ın, içindeki bundan sonra film yapma isteğini de alevlendirdiğini anlatıyor.

  26. Geçmişi Hatırlarken: 2010’lardan Amerika Sivil Haklar Mücadelesi Belgeselleri

    Le Guess Who? 2017 programındaki The Invaders belgesel gösterimi ve The Black Power Tarot sergisinden yola çıkarak 2010’larda yayınlanan etkileyici ve önemli Sivil Haklar Mücadelesi belgesellerini sıraladık.

  27. Mesafenin İçinden 1: KIVILCIM GÜNGÖRÜN

    Fotoğraf ve çeşitli disiplinler arasında üretim yapan sanatçı Kıvılcım Güngörün’ün “Mesafenin İçinden 1” sergisi, 25 Kasım’da Bant Mag. Havuz / Bina’da açılıyor. Güngörün’ün sadece bu sergi için çektiği ve geçtiğimiz birkaç aydır üzerinde çalıştığı fotoğraflarının yanı sıra yazdığı şiirler, dolaştığı yerlerde karşılaştığı çeşitli objeler ve bazı kolajlar da sergide görülebilecek. “Mesafenin İçinden 1” öncesi Kıvılcım Güngörün merak ettiklerimizi konuştuk.

  28. Tövbeler Tövbesi: ETHEM ONUR BİLGİÇ

    Bant Mag. dahil pek çok yayın ve projede sık sık işleriyle karşımıza çıkan Ethem Onur Bilgiç’in yeni sergisi “Tövbeler Tövbesi”, 28 Ekim cumartesi günü Bant Mag Havuz / Bina’da görücüye çıkıyor. Bilgiç’le günahları ve tövbeleri konu olan yeni sergisi, dijital ve “geleneksel” çalışmanın farkları ve sürekli izinsiz kullanılan işleri üzerine kısa kısa sohbet ettik.

  29. Ortama yaraşır posterler yaratma tutkusu: Le Gig Poster?

    Le Guess Who? festivali kapsamında bu sene beşincisi gerçekleşecek Le Gig Poster? sergisinin yaratıcısı sanatçı Joris Diks, geçmişten günümüze bu poster deneyimini anlatıyor.

  30. Diyarbakır’daki genç sanatçıların yeni alanı: Loading

    Diyarbakır’da açılan yeni sanat alanı Loading’in Deniz Aktaş, Erkan Özgen, Şener Özmen, Cengiz Tekin’den oluşan ekibi, en önemli derdin ayakta durma çabaları olduğunu vurguluyor.

  31. Künye

    yayın imtiyaz sahiplerive etkinlik direktörleri Aylin Güngö[email protected] J. Hakan Dedeoğ[email protected] genel yayın yönetmeni Ekin Sanaç[email protected] kreatif direktör Aylin Güngö[email protected] editörler