/dergi/no-60/mesafenin-icinden-1-kivilcim-gungorun/
192254

Fotoğraf ve çeşitli disiplinler arasında üretim yapan sanatçı Kıvılcım Güngörün’ün “Mesafenin İçinden 1” sergisi, 25 Kasım’da Bant Mag. Havuz / Bina’da açılıyor. Güngörün’ün sadece bu sergi için çektiği ve geçtiğimiz birkaç aydır üzerinde çalıştığı fotoğraflarının yanı sıra yazdığı şiirler, dolaştığı yerlerde karşılaştığı çeşitli objeler ve bazı kolajlar da sergide görülebilecek. “Mesafenin İçinden 1” öncesi Kıvılcım Güngörün merak ettiklerimizi konuştuk.


Image
Image

Bu sergiden önce bilmediğin bir bilgi ne olabilir?
Hieronymus Bosch’un resimlerini ilk defa yakından inceleme fırsatım oldu, iyi bir arkadaşımın evinde. Daha öncesinde beni bu kadar etkilememişti, sadece birkaçını görmüşüm zaten. Bir sürü bilgi aktı onlardan, ne olduğunu tam söyleyemediğim. İçine girmek isterim her birinin bir süreliğine, ama çok da uzun değil.

Bu sergiye hazırlanırken aklında sürekli dolaşan bir düşünce oldu mu?
Hazırlık süresince bir geziye çıkmıştım. Çok hareketli ve dolu geçti günülerim aslında. Sevdiğim insanlarla vakit geçirip, yeni bir sürü insanla tanıştım. Keyfim yerindeydi ama genel olarak uyku tutmadı gözümü, anılar sıraya girdi. Geçmiş ihtimalleriyle boğuştum tüm bu güzellikler içinde. Pek karamsar ve hüzünlüydü kısaca günlerim. Karışık bir dönemdeydim. Proje de tüm bu durumlar içindeyken yeni başladı, sergilenecek oluşu da düşüncelerimin iyi dostu oldu. Tatlı mini planlarla ilerlememi sağladı. Yani işlerin hepsi de bu birkaç aylık süreçten olacak. 

Çektiğin fotoğraflarla bir anlamda kendine de dışarıdan bakıyorsun diyebiliriz. Gerçek hayatta kendine ve bazı hislerine mesafe koyup bunlarla fotoğraflarda yüzleşmek nasıl bir his?
Sürprizli oluyor bu durum çoğu zaman. Yaparken farkına varmadığım olabiliyor yani. Sonradan fotoğraflar önüme geldiğinde, görsel kanıtlar eşliğinde, kabulleniyorum yaşadığım ama kendime bile pek dillendirmediğim duygu durumlarını. Hatta bazen, bazı hisler o kadar ağır geliyor ki, altından kalkmanın tek yolu onları fotoğraflara hapsedip, gelecekte tekrar tekrar açıp görebileceğim somut imgelere çevirmek oluyor. İlacım yapıyorum fotoğraf çekme eylemini, günün belirli saatlerinde almam gereken ve işe yarayan türden.

Birine mesafeli olmakla bir mekânla mesafeli olmak arasında nasıl bir fark var senin için?
Mekâna mesafeli olmak bence bir ölçüde tamamen senin elinde. Ne kadar yakınlaşmak istersen o kadar yakınında olabilirsin. Korkarsan, sıkarsa seni, kaçarsın istediğin kadar. Hoşlanmazsan görmezden gelebilirsin. Seversen yakınlaşırsın ya da uzaktan da sever, baktıkça bakarsın. Dokusunu hissedersin, ellerin kirlenir dilersen. İstersen kokusunu bile çekersin doyasıya içine.

Mesafenin; hislerin, çıkarımların, iletişimin, o mekânla ilgili fikirlerin daha iyi anlaşılması için gerekli ve değerli bir alan olduğunu düşündüğümüzde bunun senin elinde olması durumu gerçekten rahatlatıcı. Mesafelerde fark eder bazen insan gerçekleri. Daha iyi ve rahatça anlamana yarar durumları.

Ama birine mesafeli olmak, bazen hiç de senin tercihlerin doğrultusunda gelişmez.  

O –aranızdaki sessiz anlaşmalarla– senin ona yakın olmanı istediğin kadar yakınlaşmana izin verir ya bazen… Belki hiç konuşmazsınız bunu ama zaten içten içe bilirsin ona ne kadar yakınlaşabileceğini. Hem fiziksel hem zihinsel anlamda.

Yeri geliyor itebiliyor seni kendinden, ölesiye istiyorsun yakınında olmak; yaklaştırmıyor seni. Ona mesafeli olmak o kadar sert geliyor ki bir raddeden sonra, gitmiyorsun bile yanına. Uzaktan yaşıyorsun tüm hisleri, mesafenin o gerekli alan olma durumu ters tepip, artık bir tek üzmeye yarıyor seni. Koca bir çaresizlik kalıyor geriye, içinden çıkmak istediğin ama çıkamadığın hiç bir şekilde. İçine sıkışmak işte bu mesafelerin… Aaa pardon, soru neydi? Ben yine kedere daldım!

Bir anlamda da kendini en iyi gizleyebildiğin, hoşuna gitmeyen ruh halinden kaçtığın yer fotoğrafların. Peki fotoğraflar dışında kendini en iyi gizlediğin yer neresi?
Gizlemekten öte kendime daha yakınlaşmaya çalıştığım, hoşuma gitmese bile bazen gerçek ve doğal olan o zor hisleri daha iyi anlamlandırdığım köşeler olarak görüyorum fotoğraflarımı. Durumun üzerine gidip sonuna kadar onu hissederek aldığım kayıtları temsil eden günlüğün sayfaları gibi bir bakıma. Genelde açık ama bazen de dolaylı yoldan anlatımla aktardığım kendimi. Karşıma çıkan durumların ve görüntülerin satır aralarına gizlemek hislerimi. Bu anlamda bakıldığında fotoğraf dışında kendime en yakın ve doğal baktığım yer sokaklar herhalde. Kimsenin beni tanımadığı ve bir yerden bir yere gittiğim sanılan yerler. Neden oradayım kimse bilmiyor, ben de onları bilmiyorum. Yalnızım. Yürüyorum. Oturuyorum bazen bir bankta birini bekler gibi ya da otobüs bekler gibi bir durakta. İnsanlar var onları izliyorum, onlar da bana bakıyor arada. Ağladığım da oluyor, hiç durmadan ve rahatsız olmadan. Nedeni çoğu zaman belli değil ya da seçemiyorum. Gizleniyorum doyasıya kendi hayatımdan. Başkası oluyorum, ama çok iyi tanıdığım bir başkası. Zaman tutuklaşıyor, uzuyor. Binaları kayıt altına alırken hislerimi akıtarak üstlerine, insanlaşmalarını sağlıyorum. Sonra yanımda olamayanları özlemenin keyfi geliyor aklıma. Gizlensem bile bir şeylerden hep aklımda olan insanların tadına varıyorum iyice, oralarda, adını bile bilmediğim o sokaklarda ve hiçbir şeyin bana ait olmaması da çok rahatlatıyor beni. Sokak saklanmaları kısaca. Güzel proje adı olur bundan bu arada!

“Mesafenin İçinden 1” devamı gelecek bir proje anladığımız kadarıyla. Biraz projenin geleceğinden bahseder misin ?
Günlük duygu durumlarımı, karşılaştıklarım üzerinden anlatmayı pratik edeceğim bir proje bu, süreci baz alan bir düşünme ve uygulama disiplini. Bu nedenle hemen bir sona varması zor. Farklı projeler arasında geçen zamanın, mesafe kavramını daha iyi ortaya çıkaracağını düşünüyorum. O yüzden bu projeyi zaman içinde değişen ve gelişen bir seri halinde sergileyeceğim. Aslında bu, mesafeler arasında bulduğum bir yolculuk.

Bu sergiden sonra yapmak istediğin ilk şey nedir?
Karar vermem gereken birkaç konu var, zamana ihtiyacı olan. Sakin ve durağan bir şekilde. Bir süre yalnız kalıp kendimle vakit geçireceğim bir alan yaratmalıyım. Onunla beraber geçtiğimiz yıllarda yaptığım ve düzenleyemediğim çok fazla proje, seri, fikir biriktirdim. Dağınıklıkları yük olmaya başladı. Onlara yeni bilgiler ekleyerek bir toparlanma sürecine girmeyi planlıyorum.

Image
Image
  1. Yeniden hayal edilen kadim figürler: The Black Power Tarot

    Le Guess Who? 2017 sırasında sergilenecek The Black Power Tarot’un yaratıcısı King Khan, bu eşsiz setin arkasında yatanları, ilhamlarını, seçim kriterlerini ve Michael James Eaton ile Alajandro Jodorowsky işbirliğini anlatıyor.

  2. Halil Altındere ve Das Art Project: Welcome to Homeland

    Halil Altındere'nin üç kıtaya yayılmış mülteci krizini ele alan üç işini bir arada yerleştiren Welcome to Homeland, 14 Eylül – 21 Ekim tarihleri arasında Cihangir Sadık Paşa Konağı'nda sergilendi. İstanbul'un pek bilinmeyen, metruk binalarını kısıtlı süreler için güncel sanat mekânlarına dönüştüren Das Art Project'in küratörlüğünü yaptığı Welcome to Homeland hakkında Halil Altındere ve Das Art Project üyeleriyle söyleştik.

  3. “Zaman her zaman çok şey öğretiyor”: EZGİ MOLA ve KALBEN (I)

    Şu sıralar yeni film ve yeni albüm heyecanı yaşayan iki arkadaş Ezgi Mola ve Kalben bir araya gelip, birbirlerine merak ettiklerini sordu ve ortaya mutlu olmanın yollarından, çocukluk travmalarına kadar uzanan kocaman bir sohbet çıktı.

  4. “Zaman her zaman çok şey öğretiyor”: EZGİ MOLA ve KALBEN (II)

  5. İnsan faktörünü müziğe dahil etmek: LIIMA & GRIZZLY BEAR

    Liima üyesi Casper Clausen ve Grizzly Bear üyeleri Chris Taylor ve Chris Bear, birlikte yaptıkları Avrupa turnesi sırasında Bant Mag. için müziklerinin yaratım süreçleri üzerine sohbete koyuldu.

  6. Taner Öngür tarafından doldurulmuş bir plak: Elektrik Gramofon

    Araştırmacı, yazar ve arşivci Gökhan Akçura, Taner Öngür’e telefonla bağlanarak yeni çalışması Elektrik Gramofon üzerine konuştu.

  7. Çizgilerle: Pharoah Sanders

    Le Guess Who? 2017 programının en heyecan verici isimlerinden biri olan efsanevi müzisyen Pharoah Sanders'ın kariyerine, Furkan 'Nuka' Birgün'ün illüstrasyonlarıyla bir bakış.

  8. Fransız Art Rock'dan Arap Synth Pop'una açılan tünel: Ahmed Fakroun

    Awedny ve Nisyan gibi iki funk harikası yaratmış, İngiltere’nin saygıdeğer prodüktörlerinden birisi olan Tommy Vance ile birlikte kayıtlar yapmış, Madonna’dan David Bowie’ye birçok etkileyici isimle beraber çalışmış olan Jean-Baptiste Mondino'nun hayranlığını kazanmış, kariyerine bir süre jön olarak devam etmiş ve artık herkesçe bilinen “Arap dünyasının Talking Heads’i” lakabını kazanmış bir sanatçı olan Fakroun'un global bir dinleyici kitlesini etkisi altına almış olduğu aşikâr.

  9. Şarkı şarkı: Jane Weaver “Modern Kosmology” albümü

    12 Kasım Pazar günü Le Guess Who? 2017 sahnesinde olacak Jane Weaver, Mayıs ayında yayınladığı Modern Kosmology albümüyle kitleler üzerindeki etkisini sürdürüyor. Weaver’a psikedelik pop harikası albümündeki 10 parça için 10 soru yönelttik. Yanıtları Ethem Onur Bilgiç resimledi.

  10. Yırtılan bir gerilimin sesleri: Ben Frost

    Geçtiğimiz günlerde Mute Records’dan çıkan son albümü The Centre Cannot Hold’un ertesinde ve Le Guess Who? performansının öncesinde 1 Kasım akşamı Salon İKSV’de çalmak üzere İstanbul’a gelen Frost’un geçmiş çalışmaları ve projelerine kısaca göz atıyoruz.

  11. Kürasyonun ifade ettiği söylemler: Jerusalem In My Heart

    Radwan Ghazi Moumneh, bu seneki Le Guess Who? festivalinin Jerusalem In My Heart tarafından oluşturulmuş programına dair yol gösterici detaylar ve ilginç hikâyeler anlatıyor.

  12. Çizgilerle: Linda Sharrock

    Le Guess Who? 2017'de Jerusalem In My Heart'ın konuğu olarak sahne alacak efsanevi müzisyen Linda Sharrock'ın kariyerinin satırbaşlarını, Deniz Pasha'nın illüstrasyonlarıyla hatırlıyoruz.

  13. Fırtına öncesi sessizlik: METZ

    Kanadalı vahşi noise rock üçlüsü METZ, diskografisinin üçüncü albümü Strange Peace’i Sub Pop etiketiyle yayınladı. Utrecht’te gerçekleşecek Le Guess Who? festivaline iki yıl sonra geri dönecek olan grubun solisti ve gitaristi Alex Edkins’le Steve Albini’nin ses mühendisliğini üstlendiği yeni albümü hakkında konuştuk.

  14. A’dan Z’ye: Liars

    Le Guess Who? kapsamında vereceği konserin ardından 1 Aralık’ta da Salon İKSV’de izleyeceğimiz Liars’ın yolculuğundan önemli karakterler, detaylar ve ilginç hikâyelere, A’dan Z’ye bakıyoruz.

  15. Değişebilen biçimler: EKİN FİL

    Le Guess Who? 2017’de Grouper’ın küratörlüğünü üstlendiği programın konuğu olarak sahne alacak Ekin Fil ile bu sene yayınladığı son albümü Ghosts Inside ve üretim dinamikleri üzerine bir sohbet.

  16. Julianna Barwick: Hayatımı değiştiren kadınlar

    Amerikalı sanatçı Juliana Barwick, küratörlüğünü Perfume Genius’ın üstlendiği program kapsamında Le Guess Who? izleyicisini büyülemeye hazırlanıyor. Kendi jenerasyonunun en özgün şarkı yazarlarından biri olan Barwick, hayatına farklı şekillerde dokunmuş ve ona ilham vermiş kadın sanatçıları anlatıyor.

  17. Çizgilerle: James Holden

    Bu seneki Le Guess Who? programının mucitlerinden biri olan James Holden, yeni albümü The Animal Spirits'le festivalin en ilgi çekici isimlerinden biri. Holden'ın heyecanla beklediğimiz performansı öncesinde, kariyerinden öne çıkan detaylara Sadi Güran'ın çizimleriyle bakıyoruz.

  18. Çizgilerle: Linton Kwesi Johnson

    Dub şairleri arasında bir ikon haline gelen Linton Kwesi Johnson'ın kariyerini Sedat Girgin'in illüstrasyonlarıyla gözden geçiriyoruz.

  19. Altın Gün’ün Türkiye’den favori psikedelik seçkisi

    21 Ekim’de Garaj’da İstanbul izleyicisiyle buluşan ve Le Guess Who? sahnesini Ahmed Fakroun ile paylaşmaya hazırlanan Hollanda menşeli psikedelik rock grubu Altın Gün’den, Türkiye’den en sevdiği 10 parçayı sıralamasını istedik.

  20. Le Guess Who? deneyimi

    Ben Shemie, Mario Batkovic ve Jessica Moss, önceki yıllarda Le Guess Who? festivalinde nasıl deneyimler kazandığını yazdı.

  21. Çizgilerle: William Basinski

    Deneysel müzik sahnesinin öncü isimlerinden William Basinski'nin müzikal yolculuğundan öne çıkan detayları, Burak Dak'ın çizimleriyle mercek altına alıyoruz.

  22. Beyaz perdede tehdit altındaki çürümüş aileler

    Yorgos Lanthimos’un çürümüş aile yapısının damarlarını kestiği, çok konuşulan yeni filmi The Killing of A Sacred Deer bu ay gösterime girerken, sinema tarihinin tehdit altındaki ailelerine göz gezdirmenin tam sırası.

  23. Söylemek mi daha iyi, yoksa ölmek mi?: Call Me By Your Name

    Kusursuz bir filmin ne tamamen orijinal bir hikâye, ne de sadece sıradışı bir görsel tecrübeden ibaret olamayacağını kanıtlarcasına, yalnızca ele aldığı öyküyü ona en uygun şekilde anlatmayı seçmiş, özel bir tecrübeyle karşı karşıyayız.

  24. Gerçeklik leş gibi kokunca büyüyü yaratmak kime kalır?: Körfez

    Emre Yeksan’ın 74. Venedik Film Festivali’nden dünya prömiyerini yapan ilk uzun metraj filmi Körfez, geçtiğimiz ay da Ulusal Yarışma kapsamında İstanbul prömiyerini gerçekleştirdi. Filmin 1 Aralık’ta başlayacak vizyon gösterimleri öncesinde Yeksan ile ilk filmi, senaryo süreci, İzmir ve büyülü gerçekçilik üzerine sohbet ettik.

  25. “Herkes gibi film sevmekle başladım”: Sarı Sıcak

    Yönetmen Fikret Reyhan, çocukluğunun geçtiği mekânlarda canlandırdığı ve 1 Aralık’ta vizyona gelecek ilk filmi Sarı Sıcak’ın, içindeki bundan sonra film yapma isteğini de alevlendirdiğini anlatıyor.

  26. Geçmişi Hatırlarken: 2010’lardan Amerika Sivil Haklar Mücadelesi Belgeselleri

    Le Guess Who? 2017 programındaki The Invaders belgesel gösterimi ve The Black Power Tarot sergisinden yola çıkarak 2010’larda yayınlanan etkileyici ve önemli Sivil Haklar Mücadelesi belgesellerini sıraladık.

  27. Mesafenin İçinden 1: KIVILCIM GÜNGÖRÜN

    Fotoğraf ve çeşitli disiplinler arasında üretim yapan sanatçı Kıvılcım Güngörün’ün “Mesafenin İçinden 1” sergisi, 25 Kasım’da Bant Mag. Havuz / Bina’da açılıyor. Güngörün’ün sadece bu sergi için çektiği ve geçtiğimiz birkaç aydır üzerinde çalıştığı fotoğraflarının yanı sıra yazdığı şiirler, dolaştığı yerlerde karşılaştığı çeşitli objeler ve bazı kolajlar da sergide görülebilecek. “Mesafenin İçinden 1” öncesi Kıvılcım Güngörün merak ettiklerimizi konuştuk.

  28. Tövbeler Tövbesi: ETHEM ONUR BİLGİÇ

    Bant Mag. dahil pek çok yayın ve projede sık sık işleriyle karşımıza çıkan Ethem Onur Bilgiç’in yeni sergisi “Tövbeler Tövbesi”, 28 Ekim cumartesi günü Bant Mag Havuz / Bina’da görücüye çıkıyor. Bilgiç’le günahları ve tövbeleri konu olan yeni sergisi, dijital ve “geleneksel” çalışmanın farkları ve sürekli izinsiz kullanılan işleri üzerine kısa kısa sohbet ettik.

  29. Ortama yaraşır posterler yaratma tutkusu: Le Gig Poster?

    Le Guess Who? festivali kapsamında bu sene beşincisi gerçekleşecek Le Gig Poster? sergisinin yaratıcısı sanatçı Joris Diks, geçmişten günümüze bu poster deneyimini anlatıyor.

  30. Diyarbakır’daki genç sanatçıların yeni alanı: Loading

    Diyarbakır’da açılan yeni sanat alanı Loading’in Deniz Aktaş, Erkan Özgen, Şener Özmen, Cengiz Tekin’den oluşan ekibi, en önemli derdin ayakta durma çabaları olduğunu vurguluyor.

  31. Künye