/dergi/no71/laraajinin-moon-pianosunun-los-isiginda-son-30-yildan-geceye-adanmis-bazi-muzikler/
193683

“En çok ne hakkında şarkı yazılmıştır?” sorusunun somut bir yanıtı yok tabii ki ama cevabın aşk olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz. Müzik tarihi boyunca bestecilerin ilhamı olmuş kavramlardan bir diğeri de “gece”. Yalnızlıkla, korkuyla, rüyalarla, karanlıkla, bilinmezlikle, sessizlikle ya da yine aşkla ilişkisi kurulabilecek bir tema pek tabii.

Geceyi mesele edinmiş ya da geceye eşlik etmek amacıyla üretilmiş tematik albümlere bir yenisi daha eklendi. 9 Ekim 2020 günü yayımlanan Laraaji albümü Moon Piano, yoğun bir duygu boşalması yaşatacak etkiye sahip. Bir o kadar da kişisel bir deneyim. Moon Piano’dan hareketle gece teması üzerine biraz duralım, dedik. Gecenin çağrıştırdıklarını yansıtan, gece dinleyince farklı etkileri olan ya da doğrudan gece hakkında olan; geride kalan 40 yıla yayılmış 10 albüm üzerinden. Elbette kişisel bir seçki.

Eşlikçi çalma listemizi açın, ışığı biraz kısın ve içeri buyurun.

Laraaji – Moon Piano
(2020, All Saints Records)

Brian Eno’nun 1970’li yıllarda sokak müzisyenliği yaparken keşfettiği, sonrasında meditatif ve içsel müzikleriyle birçok farklı kayıt ve performansa imza atan Laraaji, konsept albüm üçlemesinin ikinci halkasını 9 Ekim’de yayımladı. Laraaji’nin Brooklyn Kilisesi’nde piyanosuyla baş başa kaldığı Moon Piano, ilhamını geceden alan 10 doğaçlama şarkıdan oluşuyor. Kariyeri boyunca kahkaha döngülerinden elektronik seslere birçok farklı şekilde huzur dağıtan müzisyen, ağırbaşlı piyano melodileriyle bir kez daha müziğin iyileştirici gücüne vurgu yapıyor.

Robert Görl – Night Full of Tension
(1986, Mute)

Endüstriyel pop sahnesinin yol göstericilerinden D.A.F.’ın iki üyesinden biri olan Robert Görl, grubun verdiği ilk mola esnasında solo kariyerine start vermişti. Night Full of Tension, isminin çağrıştırdıklarının aksine enerjik ve parlak bir albüm. Bu tanımdan ve albümün geri kalanından sıyrılan bir parça söz konusu: 13. yüzyıldan bir Brecht şiiri üzerine bestelenmiş “Gewinn Wir Die Beste Der Frauen”, aksak, tekinsiz mi tekinsiz bir parça. Geceye de çok yakışıyor. Görl’ü ilk kez vokallerde duyduğumuz kayıtlarda kendisine Eurythmics’in sesi Annie Lennox da eşlik ediyor.  

Sarah Davachi – Let Night Come on Bells End the Day
(2018, L.A.T.E. Music)

“Bir battaniye, bir kadeh şarap, loş ışık, geniş bir pencere.” Recital plak şirketinin kurucusu, besteci Sean McCann, Sarah Davachi’nin albümünün çağrıştırdığı ortamı bu sözlerle tanımlıyor. 45 dakikaya yayılan 5 şarkı, birer düş gibi akıp gidiyor. Yalnız geçirilen bir gecede dinlendiğinde, derinde sakladıklarınızın göz hizasına gelmesi olası. Davachi de çeşitli röportajlarında şarkılarını geceleyin yazmayı, kayıtları da etrafı sessizliğe ve karanlığa bürünmüşken yapmayı sevdiğini söylüyor. Yarattığı karanlık da huzur veren cinsten.

Grace Jones – Nightclubbing
(1981, Island Records)

Bahamalar’daki meşhur Compass Point stüdyosunda kaydedilmiş efsane Grace Jones albümü. Robbie Shakespeare – Sly Dunbar ikilisinin taviz vermeyen groove’ları üzerine inşa edilmiş sofistike parçalarıyla Nightclubbing, Grace Jones kataloğunda post-disco döneminin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Gece hayatına değiniyor isminden de tahmin edebileceğiniz gibi. Ama gecenin akışına kendini kaptırmıyor, dağıtmıyor ve karizmasından, fiyakasından bir an bile ödün vermiyor. Dans etmeye değil; ortamı koklamaya, tansiyonu ölçmeye gelmiş gibi.

Alessandro Cortini – Sonno
(2014, Hospital Records)

“Sonno” kelimesinin Türkçe karşılığı “uyku”. İtalyan müzisyen ve synthesizer büyücüsü Alessandro Cortini’nin üçüncü solosu, tekrar eden yoğun ses katmanlarıyla melankolinin koynunda bir gece için birebir. Parçaların sonik detayları, üzerinize serpiştirilmiş ruh hâllerine dönüşmekte. Dokunaklı olduğu kadar kaotik de bir albüm. Synthesizer meraklıları için zihin açıcı bir çalışma olduğuna şüphe yok. Tematik olarak Sonno’yu takip eden, Risveglio (Uyanış) albümünü de hemen ardından dinleyebilirsiniz.

Ali Farka Touré & Toumani Diabaté – In The Heart of the Moon
(2005, World Circuit Records)

Mali’de bir göl kenarındayız; bir otelin en üst katından eşsiz manzarayı, yıldızların ve Ay’ın su üzerindeki yansımalarını izliyoruz. Ülkenin geleneksel müziğinin iki kahramanı Ali Farka Touré ve Toumani Diabaté, şifa dağıtan sarmal melodileriyle yanımızda. Gitar, kora ve perküsyonların titreşimleriyle Ay’ın kalbinde süzülüyoruz. Bir gecede, provasız bir şekilde birkaç cümle önce tanımladığım ortamda kaydedilmiş bir düet albüm. İsmini de Touré’nin şu tanımından alıyor: “Ay’ın kalbindeki ortak alanda çok önemli bir buluşma.”

Kate NV – Room for the Moon
(2020, RVNG Intl.)

2020’deki favorilerimden biri. Room for the Moon, ilhamını Kate NV’nin 70’ler ve 80’lerin “yaşanmamış” anılarından alıyor. Her parça, ferahlatıcı birer ninni gibi. Tercih edilen sesler ve havada süzülen, kimi zaman asılı kalan melodilerle suya alışmayı hızlandırıyor, haz veren bir güvenli alana dönüşüyor. Kate NV’nin Ay odası, her gece açık ve burada kaygıya yer yok. “Lu Na”, “Marafon 15”, “If Anyone’s Sleepy” gibi parçaların içinde hep birlikte huzurlu ve mutlu yaşayabiliriz.

Interpol – Turn on the Bright Lights
(2001, Matador)

Interpol diskografisinin tartışılmaz zirve noktası. Aynı zamanda başlangıç noktası olması da onu özel kılan detaylardan biri. Karanlık, şairane, akılda kalıcı. Gece dinlenince sahip olduğu büyünün daha belirginleştiği albümlerden. İsmi de “ışıkları açma” komutu veriyor. “Stella”, “The New” gibi parçalar, belli bir saatten sonra dinlendiğinde titremenize sebep olabilir. Belki ergenlik yıllarımda çok yer etmiş olmasından, çok naif duygularla özdeşleşiyor Turn on the Bright Lights. Albümdeki hemen her parçanın içinde geceye dair referanslar bulmak mümkün. Öyle güzel kelime oyunları var ki ilişkilenmemek mümkün değil. Kapanış şarkısı “Leif Erikson”da uğruna methiyeler dizilen, karanlığı seven ve geceleri uyumakta güçlük çeken kadın ya da geceyi aşkla bağdaştıran “Say Hello To The Angels”, bunun en güzel örnekleri muhtemelen.

Tamaryn – Dreaming the Dark
(2019, DERO Arcade)

Shoegaze ve gotik referanslarla 80’ler çağrışımlı bir müzikal evren yaratan Tamaryn, son albümü Dreaming the Dark’ta hemen her albümünde deneyimlediğimiz konsept anlatıyı daha güçlü eklemler üzerinden kurdu. İsmini 1982 tarihli Starhawk kitabı Dreaming the Dark: Magic, Sex & Politics’ten alan albüm, kışkırtıcı ve sürreel bir rüya âleminde vuku buluyor. Keskin beatlerine bakmayın, aslında derdini çok yumuşak ve kibar bir şekilde dillendiriyor. Korkuyu da, aşkı da, hayal kurmanın gücünü de işlerken hiç duymadığımız bir şey yaratmıyor Tamaryn ama yarattığı bütünün her bir parçasını kullanış biçimi, bu nostalji tufanı içinde albümü çok daha değerli kılıyor. Tamaryn’in karanlığı düşlemeye davet ettiği son albümünün damarlarında gotik kanı süzülüyor. Bir yandan ortamı sise boğarken, ayağınızı yerden kesip bilinmeze sürüklüyor. 

Morphine – The Night
(2000, DreamWorks)

Gece ve müzik ilişkisi kurduğumuz bir listede Morphine’e değinmemek insanlık suçu olacaktır. Dilediğiniz her Morphine albümünü geceyle bağdaştırabilirsiniz ama ismini geceden alan final albümü, müzik tarihinin en yürek burkan vedalarından birinin ardından gelmiş olması itibariyle de öne çıkıyor. Mark Sandman’ın Roma’da bir konser sırasında kalp krizi geçirmesinin ardından yarıda kalan albüm 2000’de yayımlanmıştı. Açılış şarkısı “The Night”, gece için yazılmış en özel, en cool parça olabilir. “Rope on Fire”, “I’m Yours, You’re Mine” gibi alevli şarkılar da cabası.

  1. Kim kime bakıyor?: Stephan Gladieu ve Kuzey Kore’de ilk kez portrelenen hayatlar

    Kariyerine savaş fotoğrafçısı olarak başlayıp sahadaki deneyimini ilerleyen yıllarda çektiği portre fotoğraflarına aktaran Fransız sanatçı Stephan Gladieu, son projesinde Kuzey Kore’nin kapalı ve homojen toplumsal dokusu içindeki çeşitlilikleri kamerasından bizlere yansıtıyor.

  2. 90’lar İngiltere’sinde kaçışın ve partileme özgürlüğünün mücadelesi: “Spiralled”

    İngiliz hükûmeti “tekrar eden beatler” eşliğinde 20’den fazla kişinin bir araya geldiği izinsiz etkinlikleri yasaklayan kanunu 1994 yılında çıkardığında Seana Gavin, underground rave sahnesine gönül vermiş bir ergendi.

  3. Korkular, şifalar ve bizi biz yapanlar: Cem Yiğit Üzümoğlu ve Metin Akdülger sohbeti

    Akdülger ve Üzümoğlu; üretimlerine, deneyimlerine, ilgi alanlarına dair içten bir sohbete koyuldu.

  4. A’dan Z’ye: Şehir ve müzik

    A’dan Z’ye serimizde bu kez önümüze dünya atlasını açıyoruz.

  5. Yıkım kuyusuna dalmadan: TOBACCO

    “Butthole Surfers olsa ne yapardı?” değil, “Cyndi Lauper olsa ne yapardı?”

  6. Laraaji’nin “Moon Piano”sunun loş ışığında: Son 40 yıldan, geceye adanmış bazı müzikler

    Geceyi mesele edinmiş ya da geceye eşlik etmek amacıyla üretilmiş tematik albümlere bir yenisi daha eklendi.

  7. 30 yılın ardından yeniden dalgalanan ilham denizi: Café Türk

    İsviçre’de ikâmet eden Metin Demiral, 80’lerde liderliğini üstlendiği Café Türk ile new wave’den psikedeliye ve çok ötesine uzanan geniş yelpazede kafasına esen müziği yapmış, kendi imkânlarıyla iki albüm yayımlamış. Zel Zele Records’ın yayımlayacağı toplamayla Café Türk kayıtları yeniden gün yüzüne çıkıyor.

  8. Berlin sokaklarında bir su perisi: “Undine” ve Christian Petzold’un tüm hayaletleri

    Farklı janrları kendi üslubuyla yorumlamayı, türlerin kodlarını değiştirmeyi pek seven Alman sinemacının büyülü gerçekçi olarak betimlenebilecek son işi “Undine”, 39. İstanbul Film Festivali’nin ekim ayı seçkisinde yer almasının ardından 27 Kasım’da vizyona geliyor.

  9. “Kendi jenerasyonumun yaşadıkları”: Azra Deniz Okyay, "Hayaletler"i anlatıyor

    “Her gün yeni bir kaosun yaşandığı ülkemde kendi jenerasyonumun yaşadıklarıydı projeyi şekillendiren.”

  10. “Cinsellik hakkında konuşmamak, kendin hakkında da konuşmamaktır”: Metin Akdemir’in Hayalindeki Sahneler

    “Yeşilçam filmlerine olan aşkım hep devam etti. Belgeseldeki üç film de başrollerinde kadınların olduğu ve kadınların hikâyeleri etrafında dönen filmler. Üçünün ortak özelliği ise iki kadın karakterin bir aşamada erkeği kenara iterek bireysel ya da beraber hayatlarına onsuz devam etmeleri.”

  11. Hayat ve ölüm üzerine kendi mitinin peşine düşen bir anlatı: “Maddenin Halleri”

    “Toplumun her kesiminden insanın girip çıktığı, pek çok insanın bir arada olduğu bu yer, bir ülke metaforuna dönüşebiliyor.” -Deniz Tortum

  12. Künye