/dergi/no72/kayra-ve-ege-avciyla-butun-ayazlarin-ortasinda/
195697

Yerli hip hop sahnesinin en nitelikli kelime cambazlarından Kayra’nın 2018 tarihli albümü Bütün Ayazların Ortasında, baştan sona bir olay örgüsü etrafında şekillenen bir konsept albüm. Çizgi roman sanatçısı Ege Avcı’nın yazıp resimlediği aynı isimli çizgi roman da Kayra’nın bu harikasının serbest bir uyarlaması. Baobab etiketiyle yayımlanan çizgi roman, yerli sahnede daha fazla örneğini görmek istediğimiz disiplinlerarası ortaklıkların en nitelikli işçiliklerinden birini gözler önüne seriyor. Albümdeki anlatının da baş karakteri olan Veysel’in zihninin içini keşfe çıktığımız sayfalar, Ege’nin çizgileri ve şarkılardan aşina olduğumuz cümlelerin hayat bulduğu anlatısıyla Bütün Ayazların Ortasında’yı sindirmek kolay değil. Ama tek nefeste okuyacağınıza emin olabilirsiniz.

İç sıkıntısı, geçmişle hesaplaşma ve aile bağları ekseninde ilerleyen Bütün Ayazların Ortasında’nın yaratıcıları Ege Avcı ve Kayra’dan kitabın yaratım sürecini ve iş birliklerinin detaylarını dinledik.

Ege Avcı yanıtlıyor:

“Hiçbir dinleyici şarkı sözlerinin yüzde yüz ne anlattığını bilmek istemez. Hele bunu sanatçı dışında birinden duymak asla istemez. O yüzden ben yalnızca işaret ettim, göstermedim.”

Kayra’nın müziğiyle ne zaman tanıştın? Bütün Ayazların Ortasında süreci başlamadan, bu müzikle nasıl bir ilişki kurmuştun?

2014 yılında Hayalet Islığı albümünü dinleyerek tanıştım. Türkçe sözlü rap müzikten uzak kaldığım bir dönem vardı. Albüm aynı zamanda bu arada kaçırdığım onlarca sanatçıyı da keşfetmemi sağladı. O sıralar ilk çizgi romanım Kebenin Gölgesinde üzerinde çalışıyordum. Taşrada büyümeye çalışan iki çocuk hakkındaydı. Anlatmaya çalıştığım dünyanın müziklerini onun şarkılarında bulmuştum.

Bütün Ayazların Ortasında, hip hop sahnesinin en yetenekli hikâyecilerinden birinin işi. Bu anlatıyla kendinden bir şeyler katarken neleri göz önünde bulundurdun? Albümü dinleyip bilenlere yeni detaylar sunmak bir baskı unsuruna dönüştü mü?

Evet, dönüştü ama özellikle sürecin başında yaşadığım bir baskıydı. Rap ortamını az çok bilen biri olarak gelebilecek eleştirileri şöyle bir duyar gibi oldum. Fakat aynı ortamın bir gerçeği de eğer yaptığın, ortaya koyduğun işi yürekten yaparsan kabul edileceğiydi. Buna inandım. Sonra tamamen albüm ve çizgi romanla baş başa kaldım. Araya kimseyi sokmadım.

Kitabın son sözlerinde kendi çağrışımların üzerine bir kurgu yapmak adına albümde Kayra’nın ucu açık bırakmayı tercih ettiği noktaları eşelediğinden bahsetmişsin. Hikâyenin ilk eskizlerini oluşturmadan önce nasıl bir metot izledin?

Albümü dinledim. Defalarca… Önceki dinlemelerden farklı olarak elime boş bir defter ve kalem alarak. Beni yakalayan, bir anlam ifaden her bir sözü yazıp çizmeye başladım. Her bir dinlemede bu karalamalara, notlara yenileri eklendi. Kayra’nın bence ustaca yaptığı şey, hikâyede çok iyi bilerek bıraktığı boşluklar. O boşlukları bizler tamamlıyoruz. Bu sefer farklı olarak yaptığım şey boşlukları kâğıda dökmek ve bir çizgi roman hâline getirmekti. Hiçbir dinleyici şarkı sözlerinin yüzde yüz ne anlattığını bilmek istemez. Hele bunu sanatçı dışında birinden duymak asla istemez. O yüzden ben yalnızca işaret ettim, göstermedim. Metot diyebileceğim tek şey bu.

Aynı ailenin üç nesilden erkeği etrafında şekilleniyor Bütün Ayazların Ortasında’nın anlatısı. Sayfaları çevirdikçe Veysel’in zihni gibi bulanan bir akış var. İlk uzun soluklu yayının Kebenin Gölgesinde’yle kıyasladığın zaman, yaratım sürecindeki ruh hâlinde ne gibi farklılıklar gözlemledin?

Kebenin Gölgesinde daha öyküsel bir anlatıma sahip. Bu bakımdan ister istemez daha lineer bir çizgisi var. Kayra bu albümde hikâye anlatıcılığını kullanmış da olsa yazım türü şiir. Şiirin her zaman farklı bir ritmi vardır, kendine has akışı, çağrışımları… O tadı kitapta yakalamak öncelikli hedefimdi. O ritim, akış ve çağrışımlar dünyası beni daha dışavurumcu hissettirdi. Bir anlamda eski bir kalıbı kırıp yeni bir şeyler bulmuş gibiydim. Özgürleştiriciydi.

Veysel’in geçmişiyle hesaplaşması hikâyenin odağında. Zamanlar arasında gidip gelirken duygularla birlikte renklerin de değiştiğini görüyoruz. Bu flashback anlarındaki sarı rengi seçmende estetik anlayıştan başka bir neden var mı?

Öykü benim için sonbaharda kurumuş bir yaprak görüntüsüydü. Bunu “Kara Leke” şarkısının animasyon klibinde de kullandık. Şu an geriye dönük fark ediyorum. Muhtemelen kurumuş bir yaprağın sarısıydı; eski, geçmiş günleri hatırlatan, her baharda tekrar filizlenen.

Şimdi Bütün Ayazların Ortasında’yı dinlerken aklından neler geçiyor? Albümün senin için ifade ettiği şey neye dönüştü?

Albümü dinlerken çizgi roman, görüntüleriyle ve yalnız kendimle paylaştığım sahneleriyle aklımda canlanmaya devam ediyor. 2014 yılında Kayra’yı dinlerken durmadan kendime keşke ortak bir şeyler yapabilsek, deyip dururdum. Bu hayalim gerçek oldu. Hem de doğal bir akışta. Bunun mutluluğunu yaşıyorum. Yıllar boyunca unutamayacağım bir anı.

Kayra yanıtlıyor:

“Karakterleri, imajları sayfalarda gördüğüm zaman o ilk şaşkınlığı atınca inceden bir ürperme geldi. Kafamın içinden çıkıp sanki kafalarına göre sağda solda dolaşıp başka bir hikâyeye başlamışlar gibi de hissettim. Sanki bana ‘senin bildiğinden çok daha fazlası var bu hikâyede’ diyor gibi bir hâlleri vardı.”

İlk olarak Bütün Ayazların Ortasında’nın yaratım sürecine dönelim. Anladığım kadarıyla bu tematik albümün anlattığı hikâyeyi bir çizgi roman gibi kurgulamışsın zihninde. Albümün şarkı yazım aşamasında zihninde canlanan atmosfer, Ege’nin kitabındakine ne kadar benziyordu?

Evet, zihnimde sürekli çizgi roman şeklinde hareket ediyordu albümdeki olaylar. Kare kare ilerliyordu. Benim kontrolüm dışında ilerleyen bir durum vardı ama beni hiç rahatsız etmedi. Hatta kendim ufak tefek aşırı basit şeyler bile çizmeye başladım. Ege albümü dinledikten sonra bana telefonda aklındakileri anlatmaya başladı. Beş dakika yetti çok benzer yerlerden olaya baktığımızı anlamam için. Ege’nin benim kurduğum dünyayı çok iyi anladığını ve hissettiğini bilmeme rağmen ilk taslaklara baktığım zaman albümü bu kadar iyi özümsemiş olmasına çok şaşırmıştım. Özellikle benim belirsiz bıraktığım yerleri netleştirme şekli çok iyiydi. Kurduğum dünyaya çok uygun ilerlemişti her şey.

Parçalarındaki karakter ve imajların, mesela tarladaki korkulukların çizgi dünyasında canlandığını görmek ya da albümde şarkıları birbirine bağlayan diyalogları ete kemiğe bürünmüş karakterlerin ağzından okumak neler hissettirdi?

Bir müddet uzun uzun sayfalara baktım sadece. Gerçekten hayal ettiğim bir şeyin olmuş olması garip geldi. Bütün Ayazların Ortasında albümüne başlarken kafamda kurduğum hiçbir şeyin gerçek olacağını sanmıyordum. Hiçbir beklentimin olmadığı bir albümdü. Sadece kendi kendime yazıp çiziyordum ve albümü bitirip bitiremeyeceğime dair hiçbir fikrim yoktu. Böyle bir durumdayken bir de gidip bitmemiş bir albümün çizgi romana dönüşmesini falan hayal ediyordum. Fakat albüm bitti, çizgi romana da dönüştü. Bahsettiğiniz karakterleri, imajları sayfalarda gördüğüm zaman o ilk şaşkınlığı atınca inceden bir ürperme geldi. Kafamın içinden çıkıp sanki kafalarına göre sağda solda dolaşıp başka bir hikâyeye başlamışlar gibi de hissettim. Sanki bana “senin bildiğinden çok daha fazlası var bu hikâyede” diyor gibi bir hâlleri vardı.

Ege’yle yollarınız nasıl kesişti? Baştan beri Ege mi vardı aklında?

Evet en baştan beri Ege vardı aklımda. Ege’yi ilk kez Gececi dergisi için çizdiği “Illegal” isimli çizgi öyküyle tanıdım. Anlattığı olay, ifade biçimi, çizgileri çok yakın hissettirdi kendisini bana. Daha sonra diğer çalışmalarını da okuma fırsatım oldu. O zamanlar albümle alakalı sık sık not tuttuğum bir defter vardı. O deftere “Ege Avcı’yla iletişime geç!” diye bir not düşmüştüm ama bu tip durumlarda genelde çekingen birisi olduğum için o not sadece arada bir gözüme çarpıyordu, o kadar. Nasıl denk geldi hatırlamıyorum ama pek sık kullanmadığım Instagram’da Ege’nin beni takip ettiğini gördüm ve böylece iletişime geçip kafamdakileri ona anlatabilme fırsatı bulmuş oldum.

Dünya genelinde hip hop ve çizgi roman dünyası arasında yakın ilişkiler var ama Türkiye’de bu tür ortaklıklarla kolay kolay rastlanmıyor. Senin çizgi roman kültürüne olan ilginin nasıl şekillendiğini merak ediyorum. Erken anılarından, senin gönlünde özel bir yere sahip kitaplar ya da çizerlerden bahseder misin?

Mizah dergilerindeki çizgi öyküler hep ilgimi çekmişti. Genel olarak çizgi öykülerin açtığı yolla çizgi roman dünyasına doğru geçiş yaptım. Oky’nin Cihangir’de Bir Ev, Kemal Aratan’ın Bir Gece Daha, Erdoğan Dağlar’ın Cihangir Günlüğü, Galip Tekin’in Tuhaf Öyküler isimli çalışmaları çok ilgimi çekmişti. Ed Piskor tarafından yazılıp çizilen, hip hop kültürünün ve rap müziğin doğuş yıllarının anlatıldığı Hip Hop Family Tree hâlâ büyük bir iştahla tekrar tekrar okuduğum şahane bir eser.

Albümün bir devamı niteliğinde olan Bütün Ayazların Ardından kısa formatta bir yayın ama onun için de benzer fikirler / uyarlamalar var mı planlarınız dâhilinde? Ya da başka bir albümün daha çizgi roman olacak olsa hangisini seçerdin? Neye göre bu seçimi yapardın?

Bütün Ayazların Ardından içerisinde yer alan “Kara Leke” şarkısına yine Ege’nin çizimleriyle bir animasyon video klip hazırlanmıştık. Onun dışında ekstra bir planımız yok. 90BPM – Şehir FM albümü çizgi roman uyarlaması için bence çok uygun. Yer yer içerdiği gerçeküstü olayları ve durumları göz önüne alarak çok özgün bir çizgi roman uyarlaması olabileceğini düşünüyorum.

2020’de birçok tekli yayımladın, hatta Championship Manager efsanesine selam çaktığın “CM 01-02” favorilerimden. Yakın gelecekte Kayra cephesinden bizi neler bekliyor? Yeni bir albüm var mı ufukta?

Çok teşekkürler. “CM 01-02”, benim o efsane oyuna kendimce vefa borcu ödediğim bir şarkıydı. Yazdığım ve kaydedilmeyi bekleyen şarkılar var ama önceliğim Mori de Zappa albümünde. Her şey bir anda değişebiliyor. İptal olan çalışmalar, bir anda ortaya çıkan şarkılar derken genel akış değişkenlik gösterebilir ama Mori de Zappa albümü önceliğim.

  1. Manga kültüründe bir dönüm noktası: Moto Hagio

    Shōjo mangalarının kurucu annesi Moto Hagio’nun hikâyesi, kadınların erkek egemen bir disiplinde var olabilme, toplumun onlar için biçtiği kalıplardan sıyrılabilme mücadelesini temsil ediyor.

  2. Koşarak özgürleşmek, koşarak punk dinlemek ve mükemmel olmamak: Running Punks

    Murakami 2008 tarihli kitabında iyi bir yazar olmasının her gün koşmasıyla neden bağlantılı olduğunu anlatmıştı. Bu özgürleştirici eyleme dair söyleyecekleri olan bir başka figür de koşarken punk albümü değerlendirmeleri yapan Jimmy Watkins.

  3. Özel olan özel değil, özel olan politiktir: “Her hanede bir Emine Hanım var”

    Yıllarca depoda duran eski fotoğraf albümünün yeniden başına oturmak, karikatürist Aslı Alpar'a uzun süredir atmayı arzu ettiği adımı attırdı. 2011 yılında kaybettiği anneannesi Emine Hanım'ın hayatını değersizleştirenlere inat, onun hikâyesini yaşatmak için kalemine sarıldı.

  4. Kayra ve Ege Avcı’yla “Bütün Ayazların Ortasında”

    Ege Avcı: “Hiçbir dinleyici şarkı sözlerinin yüzde yüz ne anlattığını bilmek istemez. Hele bunu sanatçı dışında birinden duymak asla istemez. O yüzden ben yalnızca işaret ettim, göstermedim.”

  5. Elvedalar ve ah, merhabalar: Tsar B’den “Unpaintable”

    Gergin ve vahşi geçirdiğini söylediği son iki yılından “Unpaintable” isimli bir EP çıkaran Tsar B ile yeni parçaları, dans tutkusu ve müzikle kurduğu ilişki üzerine.

  6. Güven bağları yeniden kurulurken: Future Islands

    Solist Sam Herring’den yeni albüm “As Long As You Are”ı ve başarıyla gelen zorlayıcı psikolojiden arkadaşlıklarına tutunarak nasıl çıktıklarını bir Zoom sohbetinde dinledik.

  7. Nova Norda, Birkan Nasuhoğlu, Canozan ve Sedef Sebüktekin’in ekosistemi: “Şarkıların Ev Hali”

    Eylül ayında Sapanca’da bir eve kapanan dörtlü, 2021’in ilk günlerinde Universal Müzik Türkiye’den yayımlanacak ortak albümlerini nasıl bir ortamda ve ruh hâlinde yarattıklarını anlatıyor.

  8. Şarkı şarkı: Y Bülbül ve “Fever” albümü

    Ölümle hesaplaşma, cırcır böceği oratoryosu, teremin çalan Teoman ve “Fever”.

  9. Feza psikolojisi başka şeye benzemez, uzayda çığlığını kimse işitmez

    Hayatta kalma mücadelesindekiler, insan ırkını kurtarmakla yükümlüler, fezayı bahane edenler, uzay yarışının ortasındakiler, bilmeceleri çözmesi gerekenler… Üç astronot adayını merkezine alan bir ofis komedisi olan “Moonbase 8”den hareketle, fezada tanıştığımız karakterler ve bu zorlu mesleğin benzersiz yükleri.

  10. Chicago Film Festivali’nden 2020 Keşifleri

    Yunanistan’ı bu seneki Oscar yarışında temsil edecek olan “Apples”, İstanbul Film Festivali’nin Filmekimi Galaları bölümüne de konuk olan “Sweat” ve takip ettiğimiz 56. Uluslararası Chicago Film Festivali’nden diğer keşifler.

  11. İnsanın kör noktası: “Nasipse Adayız”ı Ercan Kesal’dan dinledik

    Pazarlıklar, politik stratejiler, iktidar savaşları, imaj operasyonları, anket çalışmaları, bitmek bilmeyen koşuşturmacalar, göze girme çabaları, oy ve ilişki peşinde delice bir uğraş…

  12. Kaçınılmaz olarak fantastik, “Ah Gözel İstanbul”

    Alışıldık nostaljik İstanbul belgesellerine kıyasla şehri "bir tür hayal perdesi/bellek oyunu" içinden resmeden yönetmen Zeynep Dadak ile “Ah Gözel İstanbul"u konuştuk. Şehre dair klişe perspektifleri gözden geçirtmesi dileğiyle.

  13. Künye