/dergi/no73/umudu-durt-umutsuzlugu-yatistir-2020-ve-tiyatro-gundemi/
198435

Yaşarken bile tahammül etmesi mümkün olmayan bir yılı değerlendirmek üzere yazı yazmak gerçekten çok zor. Özellikle üzerine yazılacak olan şey, herhangi bir toplumsal olayda şalterin ilk indi(rildi)ği kültür sanat alanlarından biri olan “tiyatro” ise…

Yaşarken bile tahammül etmesi mümkün olmayan bir yılı değerlendirmek üzere yazı yazmak gerçekten çok zor. Özellikle üzerine yazılacak olan şey, herhangi bir toplumsal olayda şalterin ilk indi(rildi)ği kültür sanat alanlarından biri olan “tiyatro” ise. Çekinmeden söyleyebiliriz ki pandemi gibi tüm dünyayı etkisi altında alan büyük bilinmezlikte (ne yazık ki) maddi açıdan en çok etkilenen alanlardan biri tiyatro oldu. Provaya girmiş oyunlar durdu, kirasını ödemekte bile zorlanan sahneler kapılarını kapatmak zorunda kaldı, oyun başı ücretle çalışan binlerce sahne sanatları emekçisi işsiz kaldı.

Hâlbuki ne de güzel başlamıştı yıl

Heyecanla, tanıtımı yapılmış, prömiyer yapacak oyunları bekliyorduk. Tiyatro adına umudu yeşerten işler üreten BeReZe’nin bu defa 14+ için bir gençlik oyunu olan An-Sızı-N ile açmıştı yıl. Ardından son yılların en ilmek ilmek örülmüş işlerinden biri olan, Fiziksel Tiyatro Araştırmaları’nın Kalabalık Duası girmişti hayatımıza. 2020’de (sonradan deneyimleyeceğimiz üzere ne yazık ki verilemeyecek olan) birçok tiyatro ödülünü kazanacağı konuşulmaya başlanmıştı.

İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan haksız yere ihraç edilen sanatçılar üç yıl sonra görevlerine geri dönebilmişlerdi. Yine İBŞT yeni sezon repertuvarında, kurumun 106 yıllık tarihinde ilk kez, sahnelenecek oyunların yazar ve yönetmenleri arasında kadınlar, yaratıcı ekibin yarısından çoğunu oluşturuyordu. Her geçen gün Türkiye’nin dört bir yanına yayılan yeni bir tiyatro festivalinin haberini alıyorduk. Şüphesiz İstanbul’un dışına da taşan heyecan verici bir yıl başlıyordu tiyatro için. Böyle umuyorduk. Başımıza geleceklerden habersizdik.

Pandeminin ve dayanışmanın ayak sesleri

Tüm dünyada adım adım ilerleyen COVID-19 salgınının etkilerinin mart ayı itibariyle ülkemizde de açıklanmaya başlamasıyla 16 Mart’ta tiyatrolar için perde kapatma kararı geldi. Sahneler ve ekipler uzun zamandır çalıştıkları oyunlarının durmasıyla ciddi mali sıkıntılar yaşamaya başladı. Bu noktada ekipler ve seyircilerin birbirleriyle dayanışması herkes için umut vericiydi. Bu durumun ne kadar süreceğinin öngörülemediği ilk günlerde, tiyatro ekipleri alınan biletlerin ücretlerinin sahnelere bırakılması gibi yöntemlerle kendi dayanışmasını yaratmaya çalıştı.

Süreç uzadıkça tiyatroculuklarının yanında “hayatta kalabilmek” için yeni mecralara atıldılar. İmzalı afiş satışları, oyunların görsellerinin olduğu promosyon ürünler, Fongogo kampanyaları, boş koltuklara destek amaçlı bilet satılması ve daha nicesi…

Boa Sahne’nin yeni sezonuna verdiği isimle, sezon Hayatta Kalmak’tı. Seyircisine yük olmaktan da dertlenen sanatçılar, kendisi de hâlihazırda dayanışmaya ihtiyaç duyan ekipler birbirinin moralini yüksek tutabilmek adına birbirlerinin dayanışmasına destek oluyordu. Edip Cansever’in de dediği gibi umudu dürtüp, umutsuzluğu yatıştırmaya çalışıyorlardı. Birinin imzalı afişini diğerinin sahnesinin girişinde görürken, bir diğer sahnenin bardağı, sonrasında hayatımıza girecek olan çevrimiçi oyunlarda görülebiliyordu. Birçok oyuncu diğer sahnelerle dayanışmak için sahneye çıktı. Felsefeciler, sinemacılar sahneler için online söyleşiler gerçekleştirdiler.  İlerleyen süreçlerde herkesi kapsayan destek kampanyaları organize edildi. Hâlâ da devam ediyorlar.

Tiyatro Kooperatifi’nin tüm tiyatroları içeren “Bende Yerin Ayrı” ve özel bir teşebbüsle gerçekleştirilen “Dayanışmanın 100’ü Şiir” kampanyaları seyirciyi desteğe çağırarak bu süreçte kapılarını kapayan sahnelere, sahnelerde işsiz kalan çok sayıda kültür ve sanat emekçisine nefes aldırmaya çalıştı. Türkiye’nin önde gelen kurumlarından beşi, BKM, DasDas, ENKA Sanat, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) ve Zorlu PSM, Türkiye tiyatrosuna on yeni yapım kazandırmak ve yazar, yönetmen ve oyuncuların yaratım ve üretimini destekleme hedefiyle bir “Ortak Yapım” projesi oluşturdular.

İBŞT, pandemi dönemine özel, “sezon: minimal” kapsamında az kadrolu, tek dekorlu ve tek perde oynanabilecek oyunlarını seyirci ile buluştururken, pandemi sürecinde zor günler yaşayan 50 özel tiyatroya, 50 oyun için sahnelerini açtı. Bütün bu dayanışma haberlerinin (harika olmakla birlikte) uzun vadede bir çözüm olamayacağı, sahnelerin birbirlerinden ve seyirciden alabilecekleri desteğin bir sonu olduğu aşikârdı.

Ya devlet desteği?

Yıllardır sahne sanatları için en çok konuşulan konulardan biri, Türkiye’nin bir kültür sanat politikasının olmayışıydı. Bu eksikliğin acı geri dönüşlerini de bu süreçte bizzat deneyimlemek durumunda kaldı sanatçılar. Geç de olsa pandemi dönemi kültür sanat politikalarını konuşmak için iyi bir fırsat olabilir miydi?

Dünyada ve Türkiye’de bir ilk olarak 2019 yılında kurulan Tiyatro Kooperatifi, Kültür ve Turizm Bakanı ile görüşmeler yapmaya başladı. Avrupa’nın birçok ülkesinde sanatçılara yapılan yardımları hayranlıkla dinlerken, yaşadığımız ülkenin gerçeği ile de karşı karşıya kalıyorduk. Aynı dönemde Kadıköy Tiyatroları Platformu’nun öncülüğünde, sekiz maddelik bir talep listesi içeren “Tiyatromuz Yaşasın” kampanyası imzaya açıldı. Vergi indirimi, kira ödemeleri, SGK primleri, pandemi döneminde maddi destek ve tiyatro yasası çıkarılmasının gerekliliği gibi maddeler içeren imza kampanyasına oldukça kısa sürede on binlerce imzacı katıldı. Bakanlık tarafından açıklanan destek paketi ise “vergi ve SGK borcu içermeyecek” gibi kurallara dayandığından birçok ekip başvuramadı ve destek yine sözde ve belli kesimlere yapılabildi. Devlet bu dayanışmanın pek de içerisinde yer almıyordu.

Kapanan sahneler, yasaklanan oyunlar

Devlet desteği olmadan dayanışma kampanyalarının yeterli gelmeyeceği malumun ilamıydı. Ve tüm bunların sonucunda korkulan gerçekle yüzleşmek zorunda kalındı; sahnelerin kapanma haberleri gelmeye başladı.

Öykü Sahne, Toy İstanbul ve Küçük Salon sahnelerini kapamak zorunda kaldıklarını duyurdular. Birçok tiyatronun da kapanmanın eşiğinde olmasına rağmen, yaşamı asgari düzeyde de olsa sürdürebilmek için borçlarla yoluna devam etmeye çalıştığını biliyoruz. 

Yılın son günlerinde de başka bir haber Ankara’dan geldi. Türkiye’nin en önemli sanat kurumlarından Ankara Sanat Tiyatrosu (AST), 58 yıl önce ilk defa seyirci ile buluştukları mekânlarından pandemi döneminin getirdiği kaldırılamaz yükler sebebiyle çıkmak zorunda kaldı. Kapananların sadece birer dükkân ya da mekân olmadığı, son 15 senede bağımsız tiyatroların tırnaklarıyla oluşturdukları tiyatro kültürüne de vurulan büyük bir darbe olduğu inkâr edilemezdi.

Pandemi dinlemeyen bir başka yaklaşım ise oyun yasaklarıydı. Sene başında Berna Laçin’in Hayal Satıcısı oyunu Türkiye’nin birçok şehrinde yasaklanırken, İBŞT’nin dayanışma projesi kapsamında oynanacak olan, Kürtçe Tiyatro’nun öncülerinden Teatra Jiyana Nû ekibinin Dario Fo’dan uyarladığı Bêrû da kaymakamlık tarafından “kamu güvenliği” gerekçesiyle yasaklandı.

Dijitalle yakınlaşma

Peki, bu teknoloji çağında (maddi kaygılarını bir kenara koyarsak) tiyatro, üretimine devam edebildi mi? David Harvey’e göre zaman ve mekân kavramları arasında, mekân kavramının anlaşılması daha zordur. Çünkü mekânın hacmi, yönleri, alanı ve şekli vardır [1]. Teatral mekân ise tüm bu özelliklerinin yanına zamanı da katar. Bu bağlamda mekânına seyircisini, zamanı ve var olan andan oldukça uzaktan kapıp getirdiği bir hikâyeyi de misafir eden bir sanatı evinden uzaklaştırarak bir üretim mümkün müydü? Bunu küresel olarak deneyimlediğimiz bir sürece giriyorduk.

Pandemi konusunda oldukça deneyimsiz olan bu dönemin sanat üreticilerinin büyük kısmı evlere kapandığımız dönemde yeni yeni hayatımıza giren çevrimiçi işlere yöneldi. Öncelikle #evdekal sloganıyla hem dünyada hem Türkiye’de birçok ekip daha önceki işlerini çevrimiçi olarak yayınlamaya başladı. Dünyadan işleri izlemeye çok fazla fırsat bulamayan tiyatro severler için dünyanın en önemli tiyatrolarına ekran başından da olsa ulaşabilmek hazine değerindeydi.

Önceki işleri yayınlamanın dışında yeni üretimler de yapıldı. Pandeminin ilk günlerinde Bam İstanbul ekibinden Murat Mahmutyazıcıoğlu, sosyal medya üzerinden “Evde” serisini yayımladı. Platform Tiyatro, yeni medya teknolojilerinin imkânlarını kullanarak ortaya çıkardığı, interaktif Map To Utopya projesini ve bu vesilesiyle de dijitalleşme ve tiyatro üzerine tartışmalara alan açan (oyunla aynı isimde) bir web sitesi kattı hayatımıza.

Bir süredir ayak seslerini duyduğumuz podcast dünyası her geçen gün büyüyerek çok daha fazla insana ulaşmaya başladı. Kadınların ve kuirlerin pandemi döneminde evlerde yaşadıkları zorluklardan yola çıkarak ses tiyatrosu formatında tasarlanan K’nın Sesi, tiyatronun ilk podcast örneklerindendi.

Tiyatro üzerine birçok akademik konuşmanın da kayıtlarına ulaşabilir olduk. Çocukluğumuzun radyo tiyatrosu, Podacto projesiyle kulak tiyatrosu olarak yeniden hayatımıza girdi. İyileştirilmiş ses kalitesi ile özgün ve klasik tiyatro metinleriyle tiyatrosevere farklı bir alan açtı.

Tiyatronun ne kadar dijitalleşebileceği sık sık konuşulur oldu. Fatih Gençkal’ın Mimesis için çevirdiği Nicholas Berger’in “Unutulmuş Bir Araya Gelme Sanatı” makalesi, “dijital olan tiyatro mudur?” tartışmasını tetikledi. Foucault’nun, kendi içlerinde bağdaşmaz olan birçok mekânı ve mevkiyi tek bir yerde yan yana koyma gücü olan, heterotopik bir mekân olarak gördüğü [2], sınırları olan bir mekân içerisine sınırsız olanı sığdırma gücü olan teatral mekân günümüz koşullarında kendi heterotopyasını da değiştiriyordu.

Yeniden kavuşma ve festivaller

Yaz aylarıyla beraber tiyatro kısmen de olsa yeniden seyircisine kavuştu. Önce yeni oyun çalışmalarının haberleri gelmeye başladı. Ardından açık hava oyunları girdi hayatımıza.

Kadıköy Emek Tiyatrosu, DasDas, Hann Sahne, Uniq, Küçük Çiftlik Park, Sabancı Müzesi ve Özgürlük Parkı… Sahneler kullanmadıkları gizli bahçelerini, teraslarını seyirci için yeniden düzenlemeye başladılar. Parklar ve bahçelerde açıkhava festivalleri düzenlendi. Tiyatro mekânına farklı yaklaşımlar konusunda çekinmeyen Dot Tiyatro, bu defa “DotOrmanda” projesi ile çıktı karşımıza. Kemerburgaz Kent Ormanı’nda yaz kış ormanın içinde tiyatro izleme fırsatı sunan nefes aldıran bir projeyle.

Kamusal mekânın teatralliği üzerine yeniden konuşabildiğimiz heyecan verici projeler duyuyorduk her geçen gün. Havaların soğumasıyla yeniden salonlara dönüldü tabii ki. Sahneler sosyal mesafe için genelgelerde söylenenden çok daha az, yarı kapasitenin altında seyirci alarak açıldı. Salonların dışarıdaki herhangi bir mekândan çok daha güvenilir olduğunun farkına vararak oyun izlemeye başladık.

Bu süreçte seyirci ile buluşan, pandemi sürecindeki kapanmaların meyvelerinden biri olan Moda Sahnesi’nin tek kişilik Babamı Kim Öldürdü oyunundaki Onur Ünsal performansı hepimize nefes aldırdı. Yaşatmayan ama öldürmeyen günlerde yan yana olmanın, seyirciyle buluşabilmenin mutluğuna tutunmuşken her gün farklı bir saat kısıtlaması haberi geliyordu. Oyunların bitiş saatleri ile sokağa çıkma yasakları kesiştikçe oyun saatleri sürekli değişmeye başladı.

Yılın en kapsamlı tiyatro festivali olan İstanbul Tiyatro Festivali de tüm bu gelgitler arasında hem çevrimiçi hem de sahnede çok sayıda oyunu seyirci ile buluşturabildi. Oldukça iyi işler izleyerek başladığımız yılda, festivalde izlediğimiz Yolcu Tiyatro’nun böyle bir dönemde ortaya çıkardığı deli işi prodüksiyonu Gomidas ile tiyatroya olan tutkumuzu yeniden hatırladık.

Mekân Artı’nın bizi Beyoğlu’nun tarihi sokaklarında ve binalarında dolaştıran Unutmak performansı da hem mekânın hem de yan yana gelebilmenin etkisi ile heyecan içinde parçası olduğumuz bir iş oldu.

Yine festivalde deneyimlediğimiz çevrimiçi oyunlar, tiyatronun evrildiği yönün seyirci tarafından da fark edilebilmesi içi oldukça ufuk açıcıydı. Pandemi başında ayak seslerini duyduğumuz Map To Utopia seyircisine kavuşarak yeni normalde tiyatronun sınırlarının olmadığını gösteriyordu.

Galataperform’un festival için tasarladığı Terk Edilmiş Kıyılar // Negatif Fotoğraflar’ı ise metni, kurgusu ve konseptiyle yakın zamanda bizi bekleyen teatral dünyaya dair ipuçlarını veriyordu. Bu ipuçlarının bir kısmını da yine aynı ekibin her yıl düzenlediği ve tiyatro adına günceli yakaladıkları çevrimiçi yayımlanan Yeni Metin Festivali’nde deneyimleme fırsatı bulduk.

Tiyatronun büyük kaybı: Ali Cem Köroğlu

Ne yazık ki tüm önlemlere ve “yasaklara” rağmen tiyatro adına oldukça üzücü bir haberle kapadık yılı. Türkiye’nin en önemli sahne tasarımcılarından Ali Cem Köroğlu, İzmir Devlet Tiyatroları’nda devam eden kalabalık kadrolu bir oyunda çok sayıda sanatçının hastalanmasının ardından COVID-19’a yakalanarak hayatını kaybetti. Milletvekili Sera Kadıgil’in Köroğlu’nun ölümünün bir ihmal değil cinayet olduğuna dair mecliste yaptığı konuşması da bu yılın unutulmazları arasına adını yazdırdı.

Ve kapanış

Dünyanın yeni normali ile beraber tiyatro da dönüşü olmayan bir yolda mıydı? Tiyatronun alamet-i farikası, yan yana olmanın anlamı bugünlerle beraber değişecek miydi? Pandeminin süreci uzadıkça bu sorular da sorulara verilen yanıtlar da evrilmeye başladı. Tiyatrocular (şimdilik) yan yana olmanın, seyirci ile göz göze gelebilmenin büyüsünü heybesinde tutarak kendi yolunu bulmaya çalışıyorlar.

Moda Sahnesi ve DasDas gibi ekiplerin “Sahneden Naklen Yayın” ve “DasDas Online” adı altında başlattıkları çevrimiçi ama canlı oyunlar seyircinin de kucakladığı bu çabanın şu anki görünür ürünleri. Peki ya tiyatro için sahnede başlayıp, banttan yayınlara, yeniden sahneye ve sonrasında oldukça faklı bir deneyim olan naklen çevrimiçi oyunlara evrilen 2020 yılının ardından gelen yeni yıl neler getirecek? Hep beraber göreceğiz.

Pandemi başından beri birbirimize en çok sorduğumuz soru, “Eve sıkışıp kalan sanatçılar bu kapanmadan nasıl üretimlerle çıkacak?” sorusuydu. Bu sorunun cevabının sahnelerde sayısız oyunla verileceği, tiyatro vergilerinin yeniden düzenlendiği, bir tiyatro yasasının oluşturulduğu, gümbür gümbür bir yıl olsun. Boş koltuk kalmasın, alkış sesi hiç susmasın. Yeniden göz göze, yan yana, sarılabildiğimiz bir yıl umuduyla…

[1] David Harvey, Postmodernliğin Durumu, Metis Yayınları, 2003

[2] Michel Foucault, Özne ve İktidar, Ayrıntı Yayınları, 2005

  1. Hayatı deneyimleme hallerine karşılık gelen metaforların peşinde: Wesley Allsbrook

    Californialı sanatçı Wesley Allsbrook’un Amerika’nın pozitif ayrımcılık uygulamalarıyla çözmeye çalıştığı ırkçılık ve cinsiyetçilik meselelerine yönelttiği eleştiriler, umarız başka yerlerdeki teknoloji ve sanat pratiklerine de yansır.

  2. Hisler, arayışlar ve kaybolmuş hazineler: Öykü Karayel ve Ali Güçlü Şimşek (Lalalar) sohbeti

    İşleriyle sıkça gündemimizde yer edinen iki isim bir araya geldi; değişen ve değişmeyen ritüellerinden ifade arayışlarına, zamansızlık hissinin ehemmiyetinden geçmişle kurdukları bağlara, sayısız başlığa temas ettiler.

  3. 2020'den 2021’e doğru bir sanatçı zinciri

    Refik Anadol, Bager Akbay, Eda Gecikmez, Sevim Sancaktar, Aykan Safoğlu ve Hera Büyüktaşçıyan yanıtlıyor: Çoğu pandemi koşullarında geçen 2020'de üretim pratiklerine neler yön ve ilham verdi? 2021 nasıl görünüyor?

  4. Çizgi hikâye: Moğollar

    “Anatolian Sun”la 50 yılı aşkın mirasını selamlayan Moğollar’ın serüveni. Kimler geldi, kimler geçti...

  5. 2020: En iyi 100 yabancı albüm

    Müziğin iyileştirici gücünü tekrar tekrar hatırladığımız; dayanışmadaki rolünün altının bir kez daha kalın bir şekilde çizildiği 2020’nin bizce en iyileri…

  6. 2020: Yerli sahneden 70 kayıt

    Yerli sahnenin baş döndürdüğü bir senenin ardından, değerlendirmemize ilk kez uzunçalarların yanı sıra EP formatındaki yayınları da dâhil ettik.

  7. 2020: En iyi toplama ve reissue albümler

    2020’nin karşımıza çıkardığı hemen her kriz için müzisyenlerin güçlerini birleştirip destek çağrısı yaptığı toplama albümler yayımlandı. Yeniden basım dünyasında da dünyanın dört bir yanından arşivlik kayıtlar ilk kez plağa ve dijital dünyaya taşındı.

  8. A’dan Z’ye: Müzik âleminde 2020 yılı

    Fiziksel olarak yakın olmasak da müziğin birleştirdiği, dönüştürdüğü ve iyileştirdiği bir yılı geride bıraktık. Küresel anlamda eşi görülmemiş bir sınav veren müzik dünyasının 2020 gündeminden satırbaşları.

  9. 2020’nin yepyeni caz raporu: Daha Siyah, daha özgür, daha deneysel

    Siyahların icadı olan, eğlence, hüzün, başkaldırı gibi farklı itkilerle ortaya çıkan bu müziğin üzerindeki geçici “beyaz hegemonya” sona ermese de gücünü kaybetmekte.

  10. 2020: En iyi 75 film

    Özellikle dijital platformlar tarafından içerik bombardımanına uğradığımız bir yılda listelerimizi toparlamak hiç kolay olmasa da, güçleri birleştirerek 75 filmlik bir kayıt tutmayı başardık.

  11. 2020: En iyi 15 yerli film

    Belgesellerin yılı olarak da hatırlayacağımız 2020’de festival yolculuğuna başlayan, izleyici karşısına çıkan, izlediğimiz ve irdelediğimiz 15 yerli yapım.

  12. 2020: En iyi yabancı diziler

    Kategorilerimiz; drama, suç, komedi ve bilim kurgu!

  13. 2020: En iyi 40 yabancı belgesel / belgesel serisi

    Gerçek dışı bu seneye, belgesellerin gerçekliği tam anlamıyla ağırlığını koydu.

  14. A’dan Z’ye: Sinema ve televizyon âleminde 2020

    2020'nin sinema ve televizyon gündemini anımsamak isteyenlere; pandeminin sektördeki yansımalarından Rexx Sineması’na vedamıza, dijital platformların yükseliş sürecinden Oscar cephesinde alınmış tarihî kararlara, A’dan Z’ye bir seçki.

  15. Yayınevleri 2020’ye iz bırakan kitapları ve 2021 öngörülerini paylaşıyor

    Metis Yayıncılık, Siren Yayınları, Can Yayınları, Harfa Yayınları, April Yayıncılık ve Domingo Yayınevi'ne 2020'nin iz bırakan kitaplarını ve önümüzdeki senenin nasıl göründüğünü sorduk.

  16. 2020 ve tiyatro gündemi: Umudu dürt, umutsuzluğu yatıştır

    Yaşarken bile tahammül etmesi mümkün olmayan bir yılı değerlendirmek üzere yazı yazmak gerçekten çok zor. Özellikle üzerine yazılacak olan şey, herhangi bir toplumsal olayda şalterin ilk indi(rildi)ği kültür sanat alanlarından biri olan “tiyatro” ise...

  17. 2020’de takibe aldığımız bazı yerli tasarımcı ve üreticiler

    Kimi yenice yola koyulan, kimi son dönemde karşımıza çıkan, kimi bize ulaşan farklı ürün tasarımcıları ve yaratıcılarıyla konuştuk.

  18. 2020’de hangi podcastleri dinledik?

    Türkçe, İngilizce (ve konuşmasız) karışık…

  19. Künye