Kıyılardaki kültürlerin ve kişisel hikâyelerin peşinde: Giovanni Cocco

Röportaj: Yetkin Nural (Bant Mag. No:63, 2018)

İtalyan fotoğrafçı Giovanni Cocco, çocukluk yaşlarında babasının amatör fotoğraf tutkusu sayesinde tanıştığı fotoğrafçılığı kamerasını engelli kardeşi Monia’nın hayatına odakladığında kişisel bir hikâye anlatıcılığına dönüştürdü.


O günden bu yana kamerasıyla deprem dolayısıyla terkedilmiş şehirlerin, kapanma riskiyle karşı karşıya kalan manastırların, İtalya’da yükselen burlesk sahnesinin, eski zamanlar içerisinde donup kalmış Avrupa kasabalarının öykülerini aktaran Cocco ile fotoğraf yolculuğuna dair yaptığımız söyleşi, alışılagelmişin dışında, kendisinin deyimiyle “eksiltilmiş”, farklı bir fotoğrafçılık anlayışını da ortaya koyuyor. 

Image
Image

Standart bir giriş olacak ama bize fotoğrafçılıkla ilk tanışmanı anlatır mısın?
Babam amatör bir fotoğrafçıydı ve bizim fotoğraflarımızı çekmeye bayılırdı. Çocukken onun çektiği fotoğrafların her yerde (masaların üstünde, çekmecelerin içinde, kütüphane raflarında) olduğunu hatırlıyorum. Beni karanlık odasına sokardı ve fotoğraf çekmem konusunda teşvik ederdi.

Fotoğrafçılığın senin için bir sanat, bir iletişim yolu ve hikâye anlatıcılığına dönüştüğü dönemi hatırlıyor musun?
Anlattığım gibi çocukluğumdaki ortamdan dolayı fotoğraf çekmeye başlamam kaçınılmazdı. Ancak ilk başlarda fotoğraf çekmeye bir oyun gibi yaklaşıyordum. 2004’te ise beni kişisel ve duygusal olarak etkileyen bir hikâye üzerinden kendimle yüzleşmeye başladım: Monia projesi… Bu proje bana kameranın dünyayı gözlemlemek ve ona dokunmak için kuvvetli bir araç olduğunu, etrafımdaki dünya hakkında kendi düşünce ve hislerimi hızla aktarabilmeme olanak tanıdığını gösterdi.

“Çıkarmanın eklemekten daha önemli olduğu, bir nevi ‘eksiltilmiş’ bir fotoğrafçılığın peşine düştüm. Bu anlamda yan bakmanın derinliğe ulaşmak için en iyi yol olduğunu söyleyebilirim.”

Deprem dolayısıyla terkedilmiş bir şehir, zaman içerisinde donakalmış kasabalar ve onların doğa ile nostaljik bir ilişki içinde yaşayan sakinleri, Kosova Savaşı sonrasına Balkanlar’da kaybolmaya yüz tutan kültürel ve dini miraslar… Üzerinde çalışmak için seçtiğin konulara baktığımızda onları bağlayan bir ortak payda seziyoruz. Daha çok toplumun kıyısında kalan, susturulmuş alanlara ve kültürlere çekiliyor gibisin. Fotoğrafladığın konuları nasıl seçiyorsun?
İçgüdülerim beni deneyimler ve insan ilişkileri üzerinden samimi bağlar kurabileceğim konulara sürüklüyor. Örneğin Forgotten Memories projesi için Kosova’daki bir Ortodoks manastırında birkaç ay yaşamıştım. Bu benim fotoğrafçılığa yaklaşımımı da şekillendiren bir deneyim oldu. Çıkarmanın eklemekten daha önemli olduğu, bir nevi “eksiltilmiş” bir fotoğrafçılığın peşine düştüm. Bu anlamda yan bakmanın derinliğe ulaşmak için en iyi yol olduğunu söyleyebilirim.

Bu söylediklerinden de yola çıkarak işlerinde editleme sürecinin önemli olduğunu hissediyorum. Fotoğrafların üzerinde yaptığın değişiklikler için ne kadar süre ve yaratıcılık gerekiyor? Bir fotoğrafın son haline geldiğine nasıl karar veriyorsun?
Editleme sürecinde bilinç akışımı takip etmeyi tercih ediyorum. Elbette tüm bu süreç üzerinde çalıştığım işe ve ne kadar süredir çalıştığıma göre değişiyor. Proje süreci ne kadar uzunsa, editleme süreci de o kadar karmaşıklaşıyor. Ancak fotoğraf serisinin sırası yaşadığım deneyimle özdeşleşince kendimi durduruyorum.

Biraz önce de bahsettiğin gibi ilk projelerinden bir tanesi doğuştan engelli kız kardeşini fotoğrafladığın ve onun ismini verdiğin Monia projesi. Kalbine bu derece yakın olan bir konuya objektifin arkasından bakmak seni nasıl etkiliyor ve dönüştürüyor? Bu proje sonrasında kız kardeşinle olan ilişkin değişti mi örneğin?
Kardeşimin fotoğraflarını çekmeye başladığımda aslında pek bir beklentim yoktu. Sanırım bunu biraz da bilinçsiz bir şekilde yapmaya başladım, çünkü onun sakatlıklarından ve beraber geleceğimizden korkuyordum. Fotoğraflarını çekmek onu anlamanın bir yoluydu benim için: ne düşündüğünü, ne istediğini, hayattan ve benden ne beklediğini görebilmek… Bu ikimizin de birbirimizin hayatına girmek için attığı hem zor hem de eğlenceli bir ilk adım oldu.

İlişkimiz ben onunla daha fazla zaman geçirmeye karar verince değişmeye başladı. Onunla zaman geçirdikçe engelli olmanın bizimkinden daha farklı (ancak daha kötü olmayan) bir dünyada yaşamak olduğunu anladım. Engellilik kavramının belirsiz bir kavram olduğunu da fark ettim. Monia’nın mutlu ve huzurlu bir kadın olduğunu, sahip olduğundan daha fazlasına ihtiyacı olmadığını anladım. Bu anlayış onunla ve beraber geleceğimizle ilgili pek çok şüphemi yok etti.

Image
Image
Image

Fotoğraf projen ve kitabın Burladies geçtiğimiz sene yayınlandı. Diğer işlerinde ve projelerinle karşılaştırıldığında, burlesk dünyasının doğasının da etkisiyle, daha canlı, renkli ve hatta mizahi bir his taşıyor. Burlesk dünyasıyla nasıl tanıştın ve bu dünyayı fotoğraflamaya nasıl karar verdin?
Her fikir kendi şeklini ortaya koyar. Burlesk renkli ve neşeli bir dünya ve ancak o şekilde fotoğraflanabilir. Burlesk dünyasıyla L’Espresso isimli haftalık dergi için SummerJamboRee Festivali’nde yaptığım bir çekim sayesinde tanıştım. Kapanış gecesinde bir burlesk şovu vardı ve daha önce gördüğüm hiçbir şeye benzemiyordu. Çok etkilenmiştim. Sonrasında İtalya’da benzer şovlar olup olmadığını araştırmaya başladım. Yerli ve yabancı burlesk yıldızlarının şovlarını sergiledikleri çok kulübe gittim ve bu proje üzerinde birkaç sene çalıştım.

Burladies projesinin işleyişinden biraz bahseder misin? Hangi şovları izledin, hangi burlesk ekipleriyle tanıştın, nereleri gezdin ve kimleri çektin?
O dönemde kişisel sebeplerden dolayı yurtdışına çıkamıyordum. O nedenle yurtdışından yıldızları sahnesinde ağırlayan İtalyan kulüpleri aramaya başladım. Genel olarak Milano ve Roma’da bulunan Voodoo de Luxe ve Micca kulüplerine gittim. Daha sonra Sick Girls isimli bir ekibin turnesine katıldım ve onlarla Padova, Floransa, Pisa ve Bolonya’ya gittim. O zamanlar İtalya’da burleskin popülaritesi henüz bu kadar patlamamıştı ve bu nedenle şovlara ve kulise akreditasyon yapmak zor olmadı.

Image
BURLADIES – You got to be
Image
BURLADIES – Sickgirl at the Rock Circus

Tüm projelerin bir fotoğraf kitabına dönüşmüyor. Bir projenin veya fotoğraf serisinin kitaba dönüşmeye ihtiyacı olduğuna nasıl karar veriyorsun?
Aslına bakarsan kitap yapmaya çok yeni başladım. Son iki senedir kitap üretiyorum. Bence kitaplar, fotoğraf işlerinin kendilerini çözdüğü bir alan yaratıyor ve alıcıya bir fotoğrafçının son işine sahip olma imkânı veriyor. Monia kitabını yapma sebebim o ana kadar yapılan işe bir nokta koymak istememdi. Burladies ise yıllardır zaten hazır duran bir seriydi ve daha fazla beklemek istemedim. Ancak bu her yaptığım işi bir kitaba çevireceğim anlamına gelmiyor.

Aynı zamanda ticari işler de üretiyorsun. Sanat işlerin ile ticari çalışmalara yaklaşımındaki temel farkları neler?
Dergiler için ürettiğim işlerde çoğunlukla kendim olmak konusunda özgürüm. Daha kurumsal ve ticari işlerde ise şirketlerin beni arama nedeni zaten benim bakış açımı kullanmak istemeleri oluyor. O nedenle birkaç yönlendirici bilgi haricinde gene özgür kalıyorum diyebilirim.

Bu günlerde ne üzerinde çalışıyorsun? Bize bahsedebileceğin yakın geleceğe dair projeler ve planlar var mı?
Caterina Serra isimli İtalyan bir yazarla Displacement olarak adlandırdığımız, tarihî Avrupa şehirlerinin dönüşümü üzerine araştırma, yazı ve fotoğraflardan oluşan bir proje üzerinde çalışmaktayız.

Image
BURLADIES – Brad,the show must go on! 
Image
BURLADIES – Minatour balloon

Bant Mag. No:63 (Haziran-Temmuz 2018)