Steven Spielberg yarı otobiyografik bir filmin hazırlığında

“Sanat tamamıyla otobiyografiktir. İnci de istiridyenin bir otobiyografisidir.” der Fellini. Sanatın tüm kolları gibi sinemanın da kişisel deneyimlerden şekillendiğine inanır. Onu değerli yapan budur. Hissedilen daha kolay tahlil edilir, daha doğru aktarılır çünkü.

Yaratım sürecinin katalizörü her zaman bu motivasyonlar değil belki ama şöyle bir düşününce, kallavi yönetmenlerden çıkmış otobiyografik filmler de saymakla bitmiyor. Ingmar Bergman’ın Fanny and Alexander’ı, Louis Malle’in Au Revoir Les Enfants’ı, Sofia Coppola’nın Lost In Translation’ı, Hirokazu Kore-eda’nın Still Walking’i ve Alfonso Cuarón’ın Roma’sı tek solukta sıralanabilecek örneklerden bazıları. Bu üretimlerin arasına, Steven Spielberg’den de bir film katılabilir.

Steven Spielberg ve Henry Thomas “E.T.” setinde, 1982

Anne karakteri için gözler Michelle Williams’da

Spielberg’in Arizona’da geçirdiği çocukluk yıllarının birçok işine ilham kaynağı olduğu zaten bilinmekte. Ebeveynlerinin boşanma sürecinden oldukça etkilenmesi ve çareyi hayalî bir uzaylı arkadaş yaratmakta bulmasıyla, E.T.’nin temelleri atılmıştı örneğin.

Kariyerinin en kişisel filmi olması beklenen yeni projesi, yarı-otobiyografik bir film olarak tanımlanıyor. Çocuk yaştaki Spielberg için oyuncu arayışları sürerken, annesinden esinlendiği karakter için Michelle Williams ile görüşmeler sürmekteymiş. Oyuncu şu aralar Kelly Reichardt ve Todd Haynes için çalışmakta.

Hemen her filmi özellikle teknik maharetleriyle büyük alkış alsa da, Spielberg sinemasının ruhuna 90’lardan bu yana hasret kaldığımız sır değil. Yönetmenin A.I. Artificial Intelligence’dan 20 sene sonra ilk defa bir senaryoyu kaleme alacak olması ise, özellikle heyecan dozumuzu yükseltmekte.

Yazı: Merdan Çaba Geçer