/dergi/no-56/adan-zye-can/
192250

Bu ay kuruluşunun 50. yılını kutlayan efsanevi gruba dair A’dan Z’ye bilinmesi gerekenler…


Krautrock akımının öncü gruplarından biri olan Can’in ilham verici davulcusu Jaki Liebezeit, geçtiğimiz ocak ayında 78 yaşında hayatını kaybetti. 8 Nisan günü Londra’daki Barbican Theatre’da Can’in kuruluşunun 50. yılı şerefine gerçekleşecek olan konseri yerinde izleyecek olmanın verdiği heyecanla, müziği bunca zaman içinde biraz bile eskimemiş olan ve her dinleyişte yeni keşifler vadeden efsanevi ekibi, “A’dan Z’ye” serimizde albümleri, unutulmaz performansları, kayıt stüdyoları ve ilham kaynaklarıyla hatırlıyoruz.

ALL GATES OPEN
1979 yılında yayınlanan ve grupla aynı ismi taşıyan on birinci Can albümünün açılış şarkısı. Michael Karoli’nin yazdığı şarkı sözleri, grubun müziğinin oluşum sürecini de en sade şekilde özetliyor: “Tüm kapılar açıldı ve ritmin nereden geldiği belli değil / Zaman içinde nasıl çalmamız gerektiğini öğrendik / Tüm kapılar açıldı / Şimdi müzik, çıkardığımız seslerle harmanlanıyor.”

BARBICAN THEATRE
Avrupa’daki performans ve sanat merkezleri arasında en büyük mekânlardan biri olarak kabul edilen Barbican Theatre, sayısız klasik ve çağdaş müzik konserine ev sahipliği yapmasıyla da nam saldı. Londra ve BBC Senfoni Orkestraları’nın da evi olan Barbican Theatre’da 8 Nisan günü bir başka tarihi akşam yaşanacak. Can’in 50. yılı şerefine düzenlenecek olan The Can Project isimli gecede, grubun kurucularından Irmin Schmidt ve Malcolm Mooney, gecede Thurston Moore önderliğinde bir araya getirilen bir diğer Sonic Youth üyesi Steve Shelley, Tomaga üyeleri Valentina Magaletti ve Thomas Relleen, Ganalı ikonik müzisyen Pat Thomas ve My Blody Valentine’dan Debbie Googe’un da aralarında bulunduğu bir orkestrayla Can parçalarını seslendirecek.  Konserin açıklandığı zamanda henüz hayatta olan, ancak ocak ayında hayatını kaybeden Can davulcusu Jaki Leibezeit’ın da anılacağı etkinliğin bir diğer bölümündeyse Irmin Schmidt, Londra Senfoni Orkestrası’yla Can’in bazı temalarından ilham alarak yazdığı senfoniyi seslendirecek.

CANNIBALISM
Can’in üç albümden oluşan toplama albüm serisi Cannibalism’in ilk albümü United Artist etiketiyle 1978 yılında yayınlanmıştı. 1969 – 1974 yılları arasında kaydedilen parçaların bulunduğu Cannibalism I’da “Mother Sky”, “Halleluwah” gibi bazı parçalar daha kısa versiyonlarıyla yer almıştı. Serinin ikinci albümü, 1992 yılında Spoon Records etiketiyle yayınlanmış ve bu kez 1974 – 1981 aralığındaki Can kayıtlarından bir seçkiyi barındırmıştı. Cannibalism II’nun en önemli özelliği, daha önce hiçbir albümde yer almamış kayıtlardan olan “Melting Away”in bu albümle birlikte yayınlanması oldu. Cannibalism III, diğer albümlerden farklı içeriğiyle hem Cannibalism serisinin hem de Can diskografisinin en özel albümlerinden biri oldu. Irmin Schmidt, Holger Czukay, Michael Karoli ve Jaki Leibeziet’ın 1979 – 1991 yıllarında solo olarak kaydettiği parçalardan bir seçki, Cannibalism III’de yer aldı.

DUNCAN FALLOWELL
İngiliz yazar Duncan Fallowell, ilk sayısı 1828 yılında yayınlanan The Spectator dergisinin ilk müzik yazarı olarak biliniyor. Kariyeri boyunca birçok farklı alanda üretimlere imza atan Fallowell, Damo Suzuki’nin ayrılmasının ardından grubun yeni solisti olmak üzere davet edilmiş. Bunu ruhani sebeplerden ötürü reddeden Fallowell, ünlü Can şarkısı “Dizzy Dizzy”nin sözlerinin yazarı. Can’in kurucularından Irmin Schmidt’in fantastik operası Gormenghast’taki şarkıların sözleri de Duncan Fallowell imzası taşıyor. Ayrıca Tago Mago albümünün 40. yılı için hazırlanan özel basımında Fallowell’in 1972 yılında Melody Maker’a yazdığı makale de yer alıyor.

EIN GROSSER GRAUBLAUER VOGEL
Thomas Schamoni’nin yönetmenliğini üstlendiği 1970 yapımı film Ein Grosser Graublauer Vogel’in müzikleri Can imzası taşıyor. Irmin Schmidt, filmdeki ajanların kullandığı elektronik ekipmanlardan yola çıkarak grupça yarattıkları ilginç ses bütünlerini filmin çeşitli noktalarına yerleştirmiş. Aynı zamanda grubun Soundtracks albümünde yer alan ve bugüne kadar en çok cover’lanan şarkılarından olan “She Brings The Rain” de ilk kez bu filmde yer almıştı.

FUTURE DAYS
Can diskografisinde önemli bir yere sahip olan ve Damo Suzuki’nin yer aldığı son Can albümü olan Future Days, krautrock akımının en kült kayıtları arasında yer alıyor. Özellikle ambient unsurların daha baskın şekilde hissedildiği albümün yaklaşık yirmi dakika uzunluğundaki şarkısı “Bel Air”, birçok müzik otoritesi tarafından içinde barındırdığı zengin ses dünyasıyla Can’in en etkileyici şarkılarından biri olarak gösteriliyor.  Albümdeki şarkılardan “Moonshake”in İngiliz grup Moonshake’e de ilham verdiği biliniyor.

GÜNEY FRANSA
1986 yılında Can üyelerinin uzun bir aranın ardından bir araya geldiği Rite Time albümünün kayıtlarına ev sahipliği yapan Nice şehrinin de içinde bulunduğu Güney Fransa, 2008’den bu yana grubun kurucularından biri olan Irmin Schmidt’in yaşadığı yer. Can’in Inner Space isimli Köln yakınlarındaki stüdyosu dışında kaydedilmiş tek albümü olan Rite Time’da yer alan “Hoolah Hoolah” şarkısı, Malcolm Mooney’nin şu cümlesiyle hatırlanıyor: “They do wear pants in the southern side of France (Fransa’nın güney kısmında pantolon giyiliyor).”

Image

HOLGER CZUKAY
Can’in karakteristik müziğinin en önemli yapıtaşlarından biri olan Holger Czukay, birçok basçıya ilham olmuş olmasının yanı sıra erken dönem sampling denemelerinde de çığır açan isimlerden biri. 1968 yılında Can’i hayata geçiren kişilerden biri olan Czukay, 1977 yılında yayınlanan Saw Delight albümünde bas gitarı Rosko Gee’ye teslim etmiş ve yalnızca kaset bantları ve ses efektleriyle albümde yer almıştı. Ardından solo kariyerinde çeşitli coğrafyalardan etkileşimlerini ustaca ve kendine has şekilde harmanlayan Czukay, Jah Wobble’dan David Sylvian’a; U-She’den Bob Humid’e birçok farklı müzisyenle de albümler kaydetti.

INNER SPACE
Sayısız Can parçasının kaydedildiği stüdyo olan Inner Space, Köln yakınlarındaki Weilerswest bölgesinde bulunan bir sinema içinde 1971 yılının sonlarında kurulmuş ve Holger Czukay tarafından işletilmeye başlanmıştı. Bu günlerde kendilerini Inner Space ismiyle anan grup üyelerinin üzerinde durduğu bir diğer isimse The Can’di. 1978’de grubun ses mühendisi René Tinner tarafından işletmesi devralınan stüdyo, Can isminde karar kılınıp albüm yayınlanmasıyla birlikte The Can Studios olarak anılmaya başlandı. 1969 yılında yayınlanan ilk Can albümü Monster Movie’den 1979 çıkışlı Can’e kadar tüm albümlerin kaydedildiği stüdyo, mekânında kaydedilen son albüme de adını vermişti. Inner Space, Hollanda sınırına yakın Gronau şehrindeki Rock’n Pop Müzesi’nin içinde birçok detayı muhafaza edilmiş ve yeniden kurulmuş haliyle sergilenmekte. 

Image

JAKI LIEBEZEIT
22 Ocak 2017 günü 78 yaşında hayatını kaybeden efsanevi davulcu Jaki Liebezeit, Can’in müziğiyle özdeşleşen, adeta şarkıları nefes alıp veren birer canlıya dönüştüren davul çalışıyla müzik tarihinde kendine has bir yere sahip. Günümüzde tekrar yaygınlaşan motorik beat’lerin öncüsü olan Liebezeit, kendi müzisyenliğini “yarı insan, yarı makine” olarak tanımlıyordu. 1960’larda Hindistan, Türkiye ve Afrika’ya has ritimler üzerine eğitim alan Liebezeit, parçalara ustaca eklemlediği farklı etkileşimleriyle motorik müziği zenginleştiriyordu. Can’in yanısıra Depeche Mode, Burnt Friedman, Jah Wobble, Brian Eno, Michael Rother ve Phantomband gibi birçok müzisyen ve grupla kayıtlar yapan Liebezeit, son olarak geçtiğimiz yıl Robert Coyne’la kaydettiği I Still Have This Dream isimli albümü yayınlamıştı.

KENJI “DAMO” SUZUKI
Grubun ilk solisti Malcolm Mooney’nin yaşadığı psikolojik problemlerin ardından ABD’ye geri dönmesinden sonra Can kadrosuna katılan Japon müzisyen Kenji “Damo” Suzuki, doğaçlama vokalleri ve kimi zaman tamamen kafasından uydurduğu kelimeler kullanmasıyla kendinden sonraki jenerasyonlar için önemli bir ilham kaynağı oldu. İlk olarak grubun Soundtracks albümünde yer alan “Don’t Turn The Light On, Leave Me Alone” parçasında sesini duyduğumuz Suzuki, Future Days’in yayınlandığı 1973 yılında gruptan ayrıldı. 1980’li yıllarda Dunkelziffer ve Damo Suzuki’s Network gibi gruplarıyla müziğe dönen Suzuki, sıradışı performanslarına ve kayıtlarına hâlâ devam ediyor.

LANDED
Inner Space stüdyosunda kaydedilen Can albümlerinden biri olan Landed, grubun diskografisinin yedinci albümü. Altı şarkıdan oluşan albüm, Can’in müzikal yolculuğunda önemli bir kırılmanın da hissedildiği bir çalışma. Söz konusu kayıt, grubun daha sonraki dönemde etkisi daha da baskın şekilde hissedilen; kendine has pop elementlerinin ilk kez Can’in müziğinde duyulduğu çalışma. Prodüksiyonu Holger Czukay’a ait olan albümün CHRISTINE imzalı kapak görseli de Landed’a dair en güzel detaylardan biri.

Image

MONSTER MOVIE
Günümüzde hâlâ etkisi devam eden ve birçok müzisyene ilham veren krautrock türünün tanımı, aslında 1969 çıkışlı ilk Can albümü Monster Movie ile yapılmıştı diyebiliriz. Temmuz ayında kaydedilen ve bir sonraki ay dinleyicilerle buluşan albüm; psikedelik rock ve free jazz gibi sayısız türü barındırmasının yanısıra Can’in sonraki albümlerinde de oldukça sık olarak rastlayacağımız doğaçlamalar ve deneysel yaklaşımların da sinyalini veren kayıtlardan oluşuyordu. Tekrarlanan ritimlerin ve ambient hissiyatının ön plana çıktığı albüm, aslında iki parça olarak kaydedilmiş ve daha sonra üç parça olacak şekilde düzenlenmişti. Monster Movie LP’sinin B yüzünde yer alan “You Doo Right”, grubun doğaçlama bir şekilde çaldığı 20 dakikalık seans sonucunda ortaya çıkmıştı. Bugüne kadar dinlediğimiz Can kayıtları arasında belki de en agresif vokalleri dinlediğimiz parçaların yer aldığı albümdeki “Father Cannot Yell” ile ilgili olarak, Can’in dönemin kült gruplarından Velvet Underground’dan ilham almış olabileceği de zaman zaman konuşulan detaylardan biri.

NİHİLİZM
Müzikal kimliğini oluştururken seslere bağlı kalıplardan ziyade çeşitli kavramları baz alan Can’in isminin çıkış hikâyesine dair çeşitli mitler var. Grubun efsanevi davulcusu Jaki Liebezeit’a göre Can ismindeki üç harf, üç farklı kavramı temsil ediyor. CAN: Communism (Komünizm) – Anarchism  (Anarşizm)– Nihilism (Nihilizm).

OLD GREY WHISTLE TEST
1971 – 1988 yılları arasında BBC 2’da yayınlanan kült müzik programı Old Grey Whistle Test veya diğer adıyla OGWT, 1975 yılında unutulmaz performanslarıyla Can’i de ağırlamıştı. Aynı dönemde yayınlanmakta olan bir diğer BBC yapımı Top of the Pops’un aksine rock müziğe yoğunlaşan OGWT programının stüdyosunda performans sergileyen gruplar, seyircilere karşı değil de çoğunluğu diğer stüdyoların arka tarafını oluşturan duvarlara karşı çalıyordu. Can’in, 1975 çıkışlı Landed albümünde yer alan “Vernal Equinox“u ve doğaçlama parça “Senoussi”yi çaldığı şovda; Irmin Schmidt, Jaki Leibezeit, Michael Karoli ve Holger Czukay performanslarıyla izleyenleri tek kelimeyle büyülemişti. Söz konusu performansa hâlâ YouTube’dan ulaşılabildiğini de ekleyelim.

PETER PRZYGODDA
Can’in 1972 yılında Köln’deki bir spor salonunda verdiği konser grubun müzikal serüveninin en önemli performanslarından biri olarak anılıyor. Konserin ücretsiz olarak gerçekleştiği notunu da buraya düşelim! Bu performansı üç kişilik bir ekiple (Martin Schäfer, Robby Müller ve Egon Mann) kaydederek bugünlere dek kalacak nefis bir anıya dönüştüren yönetmense Peter Przygodda olmuştu. Alman yönetmen özellikle Win Wenders’ın Wings of DesireAlice in the Cities ve Paris, Texas gibi filmlerinde editörlük yapmasıyla sinema dünyasında tanınıyordu. 51 dakikalık Can performansının yer aldığı konser filminde grubun çaldığı parçalar şöyle: “Spoon”, “Shikaku Maru Ten”, “Bring Me Coffee or Tea”, Hallelujah”, “Full Moon on the Highway”.

RITE TIME
1968 yılında Can’i kuran beşli, Michael Karoli, Irmin Schmidt, Holger Czukay, Jaki Liebezeit ve Malcolm Mooney’i on beş yılı aşkın sürenin ardından bir araya getiren Rite Time, aynı zamanda grubun diskografisinin de son albümü. Nice’te kaydedilen ve grubun son albümünden yaklaşık on bir yıl sonra yayınlanan Rite Time, baştan sona kendi içinde bir mizah barındıran ve grubun önceki albümlerine nazaran çok daha kolay dinlenebilen parçalardan oluşuyor. Nick Cave & The Bad Seeds davulcusu Jim Sclavunos’un albümün yeniden basımlarından birinde “Günümüzde hâlâ anlaşılamamış albümlerden biri” ilan ettiği Rite Time, grubun ilham verici yolculuğunun naif kapanışını yapıyor. 

ST. GALLEN
Can üyeleri Michael Karoli ve Holger Czukay’ın ilginç dostluklarının başlamasına vesile olan şehir. 1960’ların sonlarında İsviçre’de yaşayan ve St. Gallen şehrinde bir okulda müzik öğretmenliği yapan Czukay, bir gün yalnızca erkek öğrencilerin eğitim gördüğü bir okuldan deneme dersi için davet edilmiş. Czukay’ın söz konusu okuldaki sınıflardan birinde verdiği ilk dersin ardından okulun müdürü sınıfa girmiş ve öğrencilere “Holger Czukay’ı öğretmenleri olarak isteyip istemediklerini” sormuş. Yaşları 17-18 aralığında olan öğrenciler arasından Michael Karoli ayağa kalkıp Czukay’la çalışmak istediğini söylemiş. İkilinin bu şekilde başlayan ilişkisi kısa sürede bir dostluğa dönüşmüş. Karoli’nin okulu bırakmasının ardından bir süre Holger Czukay’ın evine taşınması ve ikilinin birlikte durmaksızın müzik yapmaya başlaması da Can’in tohumlarının ekilmesine sebep olmuş.

TAGO MAGO
73 dakika 27 saniye boyunca dinleyicisini alıkoyan ve içinde bulunduğu zaman ve yerden uzaklaştırabilen nadir albümlerden biri olan Tago MagoCan diskografisinin üçüncü albümü. 1972 yılında yayınlanan albüm için Alman grubun başyapıtı yakıştırmaları da birçok müzik otoritesi tarafından yapılmakta. Bobby Gillespie’den Jonny Greenwood’a; Mark Hollis’ten Geoff Barrow’a sayısız müzisyen tarafından “hayat değiştiren albüm” olarak tanımlanan Tago Mago, Mushroom”, “Oh Yeah”, “Halleluhwah” gibi Can ve krautrock sahnesiyle özdeşleşmiş şarkıları içinde barındırıyor.

ULLI EICHBERGER
Albüm kapaklarında her zaman ilgi çekici detaylara yer veren Can’in iki nefis albümünün kapak tasarımı 1970’li yıllar müzik sahnesinde popüler sayılabilecek sanatçı Ulli Eichberger imzası taşıyor. Bunlardan biri olan 1971 çıkışlı Tago Mago albümü gerek yazı fontu gerekse tasarımı açısından diğer albümlerden farkını hemen hissettirmekte. Diğeri de Eichberger’in tamamen farklı bir tasarım fikriyle yarattığı, ayın yüzeyinden ilham alan Soon Over Babaluma kapağı. Aynı dönemde Amon Düül, Popol Vul gibi krautrock gruplarına da kapak tasarımları yapan Ulli Eichberger’in portfolyösünde yer alan bir diğer isim de Symbiosis albümüyle cazcı Bill Evans.

Image

VITAMIN C
Can tarihinin en popüler şarkılarından biri olan “Vitamin C”, 1972 yılında yayınlanan Ege Bamyası’nda yer alıyor. Birçok emprovize ve deneysel metotla kaydedilen Can parçasının aksine daha düzenli bir yapıya sahip olan parçada Damo Suzuki’nin “Hey youyou’re losing, you’re losing, you’re losing, you’re losing your vitamin C” yakarışları hafızlara kazınmakta. Söz konusu şarkı daha sonra 1973 çıkışlı “I’m So Green” single’ının B yüzünde karşımıza çıkmasının yanısıra farklı müzisyenler tarafından yeniden düzenlenen Can parçalarının yer aldığı 1997 tarihli Sacrilege albümünde de UNKLE remiksiyle yer almıştı. Parça ayrıca 2014 yapımı Inherent Vice’ta, Netflix yapımı The Get Down’da, 2009 yapımı Almadovar filmi Broken Embraces’ta ve daha birçok film ve dizide kullanıldı.  

YOO DOO RIGHT
İlk Can albümü Monster Movie’nin yirmi dakikalık nefis kapanış şarkısı “Yoo Doo Right”, aslında altı saat civarındaki bir kayıttan kesilerek oluşturulmuş bir şarkı. Grubun o dönemki solisti Malcolm Mooney’nin bir aşk mektubundan bölümleri kısımları şarkılaştırdığı “Yoo Doo Right”, hipnotik ritmik yapısı ve Karoli’nin müthiş gitar cümleleriyle sıradışı bir hikâyeciliği beraberinde getiriyor. Şarkıyı şimdiye kadar çeşitli albüm ve konserlerde yeniden yorumlayan isimler arasında Masaki Batoh, Geraldine Fibers, Jonathan Segel ve Susheela Raman bulunuyor.

ZAPPA
Can için ilham kaynağı olmuş müzisyen ve figürler arasında Frank Zappa’nın da önemli bir yeri var. Grubun gitaristi Michael Karoli gençlik yıllarında Frank Zappa’nın müziğine neredeyse saplantılı bir şekilde bağlı olduğunu dile getirirken, Irmin Schmidt de Can grubunun kolektif yapısı ve bir liderin olmayışında Frank Zappa’nın metotlarının etkisine dikkat çekiyor. 

Image
  1. Seks turizmi ve kupa eşler peşinde: Ekaterina

    Romain Mader’den, kadınların iyi bir eş olmak ve güzel fiziklerini korumak için eğitim aldıkları ve sadece evlenerek terk edebildikleri Дреамтовн isimli bir kasabada geçen, hiciv dozu yüksek kurgu bir öykü...

  2. Regl öncesi sendromu üzerine bir artırılmış gerçeklik sergisi: PMS

    14 Nisan’da sanatçı ve illüstratör Meltem Şahin küratörlüğünde Bant Mag. Havuz’da açılan PMS, Türkiye ve farklı ülkelerden kadın sanatçıların regl öncesi sendromundan yola çıkarak hazırladığı GIF’leri bir “artırılmış gerçeklik” sergisinde bir araya getiriyor.

  3. Gezegenin “öteki” suratları: “İnsan Dışı”

    Barselona’da sanatın çocuk eğitimindeki rolü alanında yaptığı doktora çalışması ve hem yurt içinde hem de dışındaki çeşitli karma sergilerinden sonra 3 Haziran’da Bant Mag. Havuz’da açılacak ilk solo sergisi İnsan Dışı için hazırlanan Heval Tonger Yazıcı ile sohbet ettik.

  4. Air Max Günü şerefine: Paris Running Club & Nike Air Quarters buluşması

    Nike Air Max Günü, İstanbul’da başta Paris Running Club üyeleri olmak üzere birçok yaratıcı ismin yer aldığı ve Bünyamin Aydın’ın küratörlüğünde gerçekleşen etkinlikle kutlandı.

  5. A’dan Z’ye: Can

    Bu ay kuruluşunun 50. yılını kutlayan efsanevi gruba dair A’dan Z’ye bilinmesi gerekenler...

  6. Aklımdakiler: Pentagram

    Türkiye’de metal müzik denince akla gelen ilk grup Pentagram, otuz yıllık yolculuğuna çeşitli şekillerde tanıklık etmiş yazar, müzisyen ve organizatörlerin sorularını yanıtlıyor.

  7. Eski kafalı ve fütürist: Allred & Broderick

    Cappadox’tan hemen önce, Peter Broderick’le Erased Tapes etiketiyle yayınlanan taptaze işbirliği üzerine...

  8. Köklere dönüş: Trans Am

    Trans Am üyesi Phil Manley, yeni albüm California Hotel’in hazırlık aşamalarını anlatıyor.

  9. Onuncu yılında: Record Store Day

    Müzik sektörünün en çok tartışılan kutlamalarından biri olan Record Store Day, bu yıl onuncu kez düzenleniyor.

  10. “Müzik kolay kısmıydı”: ESG albümü “Step-Off” 15 yaşında

    ESG üyesi Renee Scroggins’le on beşinci yılı şerefine yeniden yayınlanacak Step-Off üzerine.

  11. “Kolektif olmayan bir yapı düşünmek insanlığa aykırı”: Tampon

    1 Nisan’da İstanbullu efsanevi punk grubu Tampon’un tarihi değer taşıyan ilk albümü Planet Tampon çok özel duyulan ve çok özel hissedilen bir plak baskısı olarak bizlerle buluşuyorken grupla arayı kapatıyoruz!

  12. “Severim iğneyle kuyu kazmayı!”: Prof Sny Records

    Bizleri Planet Tampon plağına kavuşturan Prof Sny Records bugüne kadar yaptığı tüm yayınlarının detaylarını; neyi, nasıl ve neden yaptığını anlatıyor.

  13. Karşılıklı bir teslimiyet: Anadol

    Anadol’un tahrik edici bir pop içliliğine sahip yeni albümü Hatıralar müptelalarını bekliyor.

  14. Teftiş: Bu ay ne dinlesem?

    Yakın zamanda keşfettiğimiz, etkilendiğimiz ve paylaşmak istediğimiz müziklerden bir seçki.

  15. Juliette Binoche ve kafamıza sıkan 10 unutulmaz performansı

    Dünyanın en özel birkaç oyuncusundan biri olan Juliette Binoche, Nisan ayı itibariyle Ghost in the Shell’de karşımıza çıkacak. Kendisinin muazzam kariyerinden on şahane performansa aşk mektubu yazmak için bulduğumuz en iyi bahane, şimdilik bu.

  16. Müdanasız bir oyuncu: Nur Sürer

    Türkiye sinemasının nev-i şahsına münhasır kimliklerinden Nur Sürer’le şöhreti kulaktan kulağa yayılan online dizi Masum’daki harika performansından başlayan sohbetimiz koyulaşarak akıp kendi yolunu buldu. Buyrun, kendisinin hayata baktığı o harika yerde tüm hayranlığımızla beraberce eriyip bitelim.

  17. Ölümsüzlüğü hedeflemeyen bir efsane: Ian McKellen

    “Homofobiyle mücadele sürecinde küçücük bir rol oynayabilmek bile ayrıcalıktır.”

  18. İyisiyle kötüsüyle: Favori animasyonların canlı aksiyon uyarlamaları

    Nisan ayında vizyonda izleyeceğimiz anime uyarlaması Ghost in the Shell’den de hareketle, favori animasyonların canlı aksiyon uyarlamalarını, iyisiyle kötüsüyle masaya yatırmakta karar kıldık.

  19. “Unutmanın sınırı ne olabilir?” sorusunun peşinden: Kaygı

    Ceylan Özgün Özçelik’le Nisan ayında İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma Bölümü’nde Türkiye izleyicisiyle buluşacak ilk filmi Kaygı’yı konuştuk.

  20. Mekân içinde mekân, beden içinde organ: “YU”

    Mart ayında Ah! Kosmos olarak Together We Collide isimli yeni EP’sini yayınlayan Başak Günak, daha önce Şimdi düşünüyorum da senin için yok olmak ne zor olurdu performansında birlikte çalıştığı dansçı ve koreograf Gizem Aksu’yla bahar aylarında da İstanbul ve yurtdışındaki yolcuğunu sürdürecek son işi YU üzerine konuştu.

  21. Yaşamı neden hep “üreyebilme” üzerinden tanımlayalım ki?: Svalbard Küresel Tohum Deposu

    Norveç'e bağlı Svalbard takım adalarında yer alan Küresel Tohum Deposu’nda saha araştırması yapan Sophia Roosth’la, evrimsel biyolojiye, queer kuramına, biyolojide ve siyasette hızlı-yavaş ritim tasavvurlarına ve zamanı derinlemesine düşünen mimari yapılara uzanan, kafa açıcı bir sohbet.

  22. Künye