/dergi/no-56/air-max-gunu-serefine-paris-running-club-nike-air-quarters-bulusmasi/
192250

Nike Air Max Günü, İstanbul’da başta Paris Running Club üyeleri olmak üzere birçok yaratıcı ismin yer aldığı ve Bünyamin Aydın’ın küratörlüğünde gerçekleşen etkinlikle kutlandı. 


Tüm dünyada olduğu gibi İstanbul’da da Nike Air Max Günü nefis bir etkinlikle kutlandı. 25 Mart’ta, Paris Running Club üyelerinin de konuk olduğu Nike Air Quarters etkinliğinin programı, bu yıl tasarımı ile Nike Revolutionairs arasında yer alan Les Benjamins kreatif direktörü Bünyamin Aydın tarafından hazırlandı. Sneaker ve koşu kültürünün konuşulduğu söyleşilere katılan birçok yaratıcı isim, etkinlik sonrasında ise İstanbul’da ilk kez koşacak olan Paris Running Club üyeleri ile birlikte koşuya katıldı. Paris Running Club’ın İstanbul’daki konuklarına, uzun yıllardır sahiplendikleri koşu kültürüyle ilgili merak ettiğimiz ne varsa sorduk.

Image

Paris Running Club aslında “varolan koşma alışkanlıklarını değiştirmek ve şehirde koşma kültürü yaratmak için” kuruldu. Burada bahsettiğiniz “şehirde koşma kültürü” tam olarak ne anlama geliyor?  

Şehirde koşma kültürü, aslında geleneksel olarak bildiğimiz kapalı ve açık hava sporlarını ve antrenmanları, şehirdeki sokaklara yani stadyum veya spor salonu olmayan herhangi bir yere adapte etmeniz anlamına geliyor. Şehrin zayıf olduğu kadar güçlü yanlarını da kullanmak yani… Mesela kırmızı ışıkları kullanarak, molalar verdiğiniz bir program yarattığınızı düşünün.

2008’den bu yana PRC’ın popülaritesi ve üyeleri oldukça arttı. O kadar büyüdü ki artık koşu kulübünüz dünya çapında seyahat ediyor ve hatta artık yeni spor dallarını da barındırıyor. PRC için sırada ne var? Ne tür sporlar ve aktivitler yapmayı planlıyorsunuz? 

Koşmak, dünya üzerindeki herhangi bir sporun ilk katmanı. Bütün vücudunuzun çalıştıran bir antrenman ve özellikle kardiyo antrenmanı adına dünya üzerindeki en iyi seçenek. Bence koşmaktan başka bir şeyler yapmak, aslında doğal olarak gelişen bir şey çünkü diğer türlü sadece koşmak bir süreden sonra sıkıcı hale geliyor. Bu, her gün makarna yemek gibi bir şey, bi noktada sıkılırsınız. Buradaki ana düşünce, herhangi bir sınır çizmemekten geçiyor. İlk seçenek doğal olarak triathlon oluyor ve bence bu bizim bir sonraki sezon için odaklanacağımız şey olacak: Yüzmek, bisiklete binmek ve koşmak. Ancak üyelerimizin büyük bir kısmı da şu sıralar para vermeden yapılabilecek en iyi egzersizlerden biri olan yogaya yöneliyor. Son seçeneğimiz olmasa da belki dövüş sporları da üçüncü ve havalı olan seçeneğimiz olabilir. Genel olarak herhangi bir planımız yok çünkü ilk günden beri her şey organik ve doğal bir şekilde ilerliyor. Bunu, ortada herhangi bir strateji olduğu için değil; içimizden geldiği için, sevdiğimiz için ve enerjimiz olduğu için yapıyoruz.

Koşu kulüplerini dünya çapında duyurmak adına en güçlü yollardan biri de sosyal medya. PRC’ın ilk kulüplerden biri olduğunu düşünecek olursak, siz sosyal medyanın gücünü nasıl kullandınız?

Sosyal medya, düzenlediğimiz etkinliklere katılamayanlara, enerjimizi ve sahip olduğumuz tutkuyu yansıttığımız mecra olmalı. Ama bir kez daha söylüyorum ki bu konuda hiçbir stratejimiz yok. Düzenli olarak paylaşım yapmıyoruz ve hatta sadece koşmakla ilgili paylaşımlarımız da olmuyor. Sosyal medya zaten gündelik hayatımızın büyük bir bölümünü işgal ediyor, özellikle de antrenmanlarımızı ve hayatımızın spor yapılan anlarını… Bu bitmeli ve artık yavaşlamalı. Sosya medya, insanları bir araya getirmek ve duyguları paylaşmak için yaratılan bir araç. Belki de yakında hesabımızı iptal ederiz. Eğer bize katılmak istiyorsanız, sadece Paris’e gelmeniz ve bizimle koşmanız yeterli.

Takım yarışlarını veya Olimpiyatlar’ı saymassak, koşmak aslında bir takım sporu değil. Fakat PRC ile birlikte insanlar bir araya gelip, takım gibi koşmaya başladılar. Bunun ardındaki asıl motivasyonunuz neydi?  

Neşelenmek için ve size daha çok enerji vermesi için daima başkalarına ihtiyaç duyarsınız. O kadar fazla koşmak istemediğim gün oldu ki; birlikte koştuğum insanların enerjilerini, duygularını ve gülümsemelerini hissetmek, bana bütün acımı ve o günkü yorgunluğumu unutturdu. Takım olmak önemli. Ekip olmak önemli. Sizi güçlü yapıyor. 

Image

Vitesi arttırmanız gerektiğinde, stil ve performansın nasıl bir etkisi oluyor?

Koşmak tamamen stille alakalı. Eğer iyi gözükmüyorsan veya iyi hissetmiyorsan, o günkü koşun da aynı şekilde keyif alamayacağın bir hal alıyor. Düşünün, biz Fransızız… Cesur ve burnu havada tipleriz. Her alanda biraz göz kamaştırmalı ve sivri olmalıyız. Yaptığınız koşu iyi ve etkili olmalı, bu yüzden vitesinizin hep en yüksekte olmaya ihtiyacı var. Biz günlük atletleriz ve en az profesyonel sporcuların sahip olduğu performanslara, en iyi stillerimizi kullanarak ulaşmamız gerekiyor.

Nike’ın organize ettiği Nike Air Quarters etkinliği için buradasınız. Türkiye’deki koşu kulüplerinde yer alan insanlarla buluşmak nasıl bir duygu? İstanbul’daki koşu kültürüyle ilgili herhangi bir şey biliyor musunuz?

İşte bu yüzden koşuyoruz. Aslında koşmak sadece bir bahane. PRC üyesi olmak, yeni insanlarla tanışmak ve yeni kültürler keşfetmek demek. Istanbul’un kültürünü, yemeklerini ve gece hayatını keşfetmek için sabırsızlanıyoruz. Eğer koşmuyor olsaydım, doğrusunu söylemek gerekirse belki de birçok kültüre dair ilginç şeyleri ve hatta kendimi bile keşfedebiliyor olmayacaktım. Burada olduğumuz ve ortak tutkumuzu paylaşacağımız için çok heyecanlıyız.

Greg Hervieux
Sokak, plak, sinema kültürü olduğu gibi koşmanın da artık kendine has bir kültürü var ve bu son zamanlarda hızlı bir şekilde tüm dünyaya yayılmaya devam ediyor. Senin için koşu kültürü ne anlama geliyor? Eğer bir cümleyle özetleyecek olsaydın, ne derdin?
Spordan çok daha fazlası, bir yaşam tarzı. Özgürlük.

Maxime Papin
PRC gündelik hayat rutinlerini ve tabiki koşu performansını nasıl etkiledi?

PRC’daki koşu kültürü, gündelik hayatınızda ve koşularınızda kullanabileceğiniz bir mantığa sahip. Kendinize bazı hedefler koyuyorsunuz ve onlara ulaşmak için var olan gücünüzle çalışıp, çabalıyorsunuz. Tıpkı şeflerin, kendileri ile birlikte çalışan ekip üyelerini ve stajyerleri; en iyi, hızlı ve etkili şekilde eğitmeleri gibi, benim de PRC’daki ana görevim bu. Bu, aynı zamanda, PRC’ın gelecek nesilleri için de yaptığım şey. Elimden gelenin en iyisini yaparak, onlara ilham vermeye çalışıyorum. Deneyimlerimi ve birikimlerimi, kendilerini geliştirmek ve başkalarına ilham vermek için her zaman kullanabilirler.

Hugo Muzelle
PRC hayatını nasıl değiştirdi? PRC’den önce hayatında olmayan üç şeyi söyler misin?
PRC sayesinde en az benim kadar garip insanların olduğu ve dünya çapına yayılmış bir toplulukla tanışmış oldum: Son derece sıkı koşan ve hatta bir o kadar sıkı bir şekilde partileyen yaratıcı insanlar! PRC’a katılmadan önce, şunlara sahip değildim:

Aynı kafada olduğum insanlarla, dünyanın dört bir yanında koşma fırsatı

Her ülkede bir arkadaşa sahip olma

Koşu topluluğunun bir üyesi olarak görünür olmak ve birçok insana ilham vermek.

  1. Seks turizmi ve kupa eşler peşinde: Ekaterina

    Romain Mader’den, kadınların iyi bir eş olmak ve güzel fiziklerini korumak için eğitim aldıkları ve sadece evlenerek terk edebildikleri Дреамтовн isimli bir kasabada geçen, hiciv dozu yüksek kurgu bir öykü...

  2. Regl öncesi sendromu üzerine bir artırılmış gerçeklik sergisi: PMS

    14 Nisan’da sanatçı ve illüstratör Meltem Şahin küratörlüğünde Bant Mag. Havuz’da açılan PMS, Türkiye ve farklı ülkelerden kadın sanatçıların regl öncesi sendromundan yola çıkarak hazırladığı GIF’leri bir “artırılmış gerçeklik” sergisinde bir araya getiriyor.

  3. Gezegenin “öteki” suratları: “İnsan Dışı”

    Barselona’da sanatın çocuk eğitimindeki rolü alanında yaptığı doktora çalışması ve hem yurt içinde hem de dışındaki çeşitli karma sergilerinden sonra 3 Haziran’da Bant Mag. Havuz’da açılacak ilk solo sergisi İnsan Dışı için hazırlanan Heval Tonger Yazıcı ile sohbet ettik.

  4. Air Max Günü şerefine: Paris Running Club & Nike Air Quarters buluşması

    Nike Air Max Günü, İstanbul’da başta Paris Running Club üyeleri olmak üzere birçok yaratıcı ismin yer aldığı ve Bünyamin Aydın’ın küratörlüğünde gerçekleşen etkinlikle kutlandı.

  5. A’dan Z’ye: Can

    Bu ay kuruluşunun 50. yılını kutlayan efsanevi gruba dair A’dan Z’ye bilinmesi gerekenler...

  6. Aklımdakiler: Pentagram

    Türkiye’de metal müzik denince akla gelen ilk grup Pentagram, otuz yıllık yolculuğuna çeşitli şekillerde tanıklık etmiş yazar, müzisyen ve organizatörlerin sorularını yanıtlıyor.

  7. Eski kafalı ve fütürist: Allred & Broderick

    Cappadox’tan hemen önce, Peter Broderick’le Erased Tapes etiketiyle yayınlanan taptaze işbirliği üzerine...

  8. Köklere dönüş: Trans Am

    Trans Am üyesi Phil Manley, yeni albüm California Hotel’in hazırlık aşamalarını anlatıyor.

  9. Onuncu yılında: Record Store Day

    Müzik sektörünün en çok tartışılan kutlamalarından biri olan Record Store Day, bu yıl onuncu kez düzenleniyor.

  10. “Müzik kolay kısmıydı”: ESG albümü “Step-Off” 15 yaşında

    ESG üyesi Renee Scroggins’le on beşinci yılı şerefine yeniden yayınlanacak Step-Off üzerine.

  11. “Kolektif olmayan bir yapı düşünmek insanlığa aykırı”: Tampon

    1 Nisan’da İstanbullu efsanevi punk grubu Tampon’un tarihi değer taşıyan ilk albümü Planet Tampon çok özel duyulan ve çok özel hissedilen bir plak baskısı olarak bizlerle buluşuyorken grupla arayı kapatıyoruz!

  12. “Severim iğneyle kuyu kazmayı!”: Prof Sny Records

    Bizleri Planet Tampon plağına kavuşturan Prof Sny Records bugüne kadar yaptığı tüm yayınlarının detaylarını; neyi, nasıl ve neden yaptığını anlatıyor.

  13. Karşılıklı bir teslimiyet: Anadol

    Anadol’un tahrik edici bir pop içliliğine sahip yeni albümü Hatıralar müptelalarını bekliyor.

  14. Teftiş: Bu ay ne dinlesem?

    Yakın zamanda keşfettiğimiz, etkilendiğimiz ve paylaşmak istediğimiz müziklerden bir seçki.

  15. Juliette Binoche ve kafamıza sıkan 10 unutulmaz performansı

    Dünyanın en özel birkaç oyuncusundan biri olan Juliette Binoche, Nisan ayı itibariyle Ghost in the Shell’de karşımıza çıkacak. Kendisinin muazzam kariyerinden on şahane performansa aşk mektubu yazmak için bulduğumuz en iyi bahane, şimdilik bu.

  16. Müdanasız bir oyuncu: Nur Sürer

    Türkiye sinemasının nev-i şahsına münhasır kimliklerinden Nur Sürer’le şöhreti kulaktan kulağa yayılan online dizi Masum’daki harika performansından başlayan sohbetimiz koyulaşarak akıp kendi yolunu buldu. Buyrun, kendisinin hayata baktığı o harika yerde tüm hayranlığımızla beraberce eriyip bitelim.

  17. Ölümsüzlüğü hedeflemeyen bir efsane: Ian McKellen

    “Homofobiyle mücadele sürecinde küçücük bir rol oynayabilmek bile ayrıcalıktır.”

  18. İyisiyle kötüsüyle: Favori animasyonların canlı aksiyon uyarlamaları

    Nisan ayında vizyonda izleyeceğimiz anime uyarlaması Ghost in the Shell’den de hareketle, favori animasyonların canlı aksiyon uyarlamalarını, iyisiyle kötüsüyle masaya yatırmakta karar kıldık.

  19. “Unutmanın sınırı ne olabilir?” sorusunun peşinden: Kaygı

    Ceylan Özgün Özçelik’le Nisan ayında İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma Bölümü’nde Türkiye izleyicisiyle buluşacak ilk filmi Kaygı’yı konuştuk.

  20. Mekân içinde mekân, beden içinde organ: “YU”

    Mart ayında Ah! Kosmos olarak Together We Collide isimli yeni EP’sini yayınlayan Başak Günak, daha önce Şimdi düşünüyorum da senin için yok olmak ne zor olurdu performansında birlikte çalıştığı dansçı ve koreograf Gizem Aksu’yla bahar aylarında da İstanbul ve yurtdışındaki yolcuğunu sürdürecek son işi YU üzerine konuştu.

  21. Yaşamı neden hep “üreyebilme” üzerinden tanımlayalım ki?: Svalbard Küresel Tohum Deposu

    Norveç'e bağlı Svalbard takım adalarında yer alan Küresel Tohum Deposu’nda saha araştırması yapan Sophia Roosth’la, evrimsel biyolojiye, queer kuramına, biyolojide ve siyasette hızlı-yavaş ritim tasavvurlarına ve zamanı derinlemesine düşünen mimari yapılara uzanan, kafa açıcı bir sohbet.

  22. Künye