/dergi/no-56/aklimdakiler-pentagram/
192250

Türkiye’de metal müzik denince akla gelen ilk grup Pentagram, otuz yıllık yolculuğuna çeşitli şekillerde tanıklık etmiş yazar, müzisyen ve organizatörlerin sorularını yanıtlıyor.


Altı stüdyo albümü, bir konser albümü, yüzlerce unutulmaz performans ve dinleyici ve grup arasında eşine az rastlanır bir bağlılık. Pentagram’ın sıradışı hikâyeler, inişler ve çıkışlarla dolu otuz yılı, bu sene Sony Music etiketiyle yayınlanan özel bir albüm ve turneyle kutlanıyor. Grubun klasikleri arasında yer alan “Give Me Something To Kill The Pain”, “Anatolia”, “For The One Unchanging” ve “No One Wins The Fight” gibi parçaların akustik yorumlarından oluşan yeni Pentagram albümünün ardından konserlere tam gaz devam eden ekip, otuz yıllık yolculuğuna çeşitli şekillerde tanıklık etmiş yazar, müzisyen ve organizatörlerin sorularını yanıtlıyor. 

“ARTIK ZAMAN ZAMAN BİZİM İSTEĞİMİZİN DIŞINDA HAREKET EDEN BİR GÜCE DÖNÜŞTÜ PENTAGRAM. O ATEŞİ CANLI TUTMAK GÖREVİMİZMİŞ GİBİ…”

Necati Tüfenk
Koskoca 30 yıl. Dile kolay. Başta kurucu üyeler olmak üzere tüm elemanları içtenlikle kutluyorum. Bütün bu yıllar içerisinde hemen hemen her şeyinizi kendiniz yaptınız. Kendi konserlerinizi kendiniz düzenlediniz, kayıtlar vs. Aziz Nesin hikâyelerinde okuyacağımız, absürt ama gerçek olan, başınıza gelmiş hikâyelerden, olaylardan aklınıza gelen ilk iki tanesini paylaşmanızı rica edeceğim.
Hakan Utangaç: Aklıma hemen gelen tabii ki Avrupa Güvenlik Zirvesi’ndeki Lirik Tarih gösterisinde yer almamız. Aşık Veysel’in “Gündüz Gece” eserini yorumlamıştık. 69 devlet başkanına çalmış olmamız işin ilginç tarafı. Japonya başbakanı da ayakta alkışlamıştı.
Tarkan Gözübüyük: 1991’de Kültür Sineması’nda bir konser için Critical Mass’le birlikte, iki grup bir minibüse doluşup Antalya’ya gittik. Organizasyonu yapan arkadaşlar bir ses sistemine ihtiyaç olduğunu son anda fark ettiği için konser gerçekleşemedi. Bu yüzden bilet alan insanlara karşı çok mahçup olduk. İzlemeye gelenler arasındaki Amerikalı denizci askerlerin davetiyle o akşam Körfez Savaşı’na giden uçak gemisini gezdik. Irak’a giden bu yaşıtlarımızın kamaralarında bizimkilerden çok daha iyi ekipman ve enstrümanları vardı. Dönüşte, minibüsün üstüne istiflenen davulu yağmurdan korumak için yol kenarında bir tarladan muşamba aşırmak durumunda kaldık. Trail Blazer albümünde yer alan “Secret Missile” ve “No One Wins The Fight”, bu macera sonrası yazıldı. Muşambaların sahibi çiftçi vatandaşlara da çok teşekkürler.

Image

Sinem Vural:
Çok az grup elemanlarıyla yollarını ayırır ve onlarla dost kalmayı başarır. Bu en baba ilişkiden hallice dostluğunuzun sihri nerden kaynaklanıyor? Aynı müziği sevmek mi, aynı müzik türüne baş koymak mı, kimse yapamazken yapmış olmak mı yoksa zamanla, getirdikleriyle, yenilikleriyle bırakın derdi barışık olmak mı?
Hakan Utangaç: Bazen duyarız, “Kırk yıllık evli çiftler, hâlâ mutlu, birlikte yaşlanırlar” filan… Bizimki tam öyle olmasa da beş herifin bu kadar zaman birlikte çalışması kolay zannetmeyin! Neyse ki arada eşler, çocuklar, sevgililer var. Biraz dengeleyen onlar. Yakın çevremizin sabrı ve desteği çok önemli. Çünkü grup albüm zamanı haftalarca ortadan kaybolabiliyor. Konserler başlayınca da aynı durum… İlk albüm bir meşale gibi oldu. Onu o zaman yaktık. Quest for Fire (Ateşi Aramak ya da Ateş Savaşı diye çevrilen) filmine benzetiyorum durumumuzu. Her türlü engelde söndürmeden bugüne kadar geldik. Artık zaman zaman bizim isteğimizin dışında hareket eden bir güce dönüştü Pentagram. O ateşi canlı tutmak görevimizmiş gibi…
Tarkan Gözübüyük: Beraber müzik yapan insanlar arasında başka hiçbir ilişkiye benzemeyen güçlü bağlar kuruluyor. Hayat şartlarında bazen yollar ayrılsa da bu bağ eskimiyor. Aileler ve yakın dostlarımızın grubu önemsemeleri ve desteklemeleri sayesinde uzun yıllar devam edebildik. Bu açıdan şanslıyız. 

Harun Tekin
Bu kadar yıldır, bunca röportaj yaptınız; yayınlara katıldınız. Bir kişi de şunu niye sormadı dediğiniz bir soru var mı, varsa nedir ve bu soruya cevabınız nedir?
Tarkan Göüzübüyük: İlk aklıma gelenler, şarkılara dair bazı ayrıntılar. “No One Wins The Fight” parçasının finali albümde Mehter Marşı ile kapanıyor. 1995’te bir Alt Kemancı konserinde birkaç izleyici bunu faşizme övgü olarak görüp protesto ettiler. O tarihten beri sevgili Erkan Yolaç’ın Evet-Hayır yarışmasına da gönderme olarak bu şarkıyı konserlerde İzmir Marşı’yla bitiriyoruz. Bu matrak durumu dikkate alan olmadı mesela. Bir de farklı albümlerde yer alan bazı parçalar arasındaki küçük göndermeler var. Örneğin “Time” (1997) ve “F.T.O.U.” (2001) arasındaki bağlantı gibi.

Yağız Erdemir
Türkiye’de su üzerinde dinleyici tarafından bilinen tek metal grubu olmanıza rağmen, yeni nesil gruplarla çok fazla ilişki kurmadığınızı söyleyebiliriz. Son dönem gruplara yardım, destek vs. verme konusunda düşünceleriniz neler?
Cenk Ünnü: Beşiktaş’ta yirmi iki senedir ayakta tutmaya çalıştığım Pena Müzik adındaki dükkânımı iki sene önce kapatmak zorunda kaldım. Bu süre zarfında sayısız grubun albüm ve demosunu, konser afiş ve biletini, eleman ya da enstrüman arama haberlerini paylaştım. Akmar Pasajı’nda Pentagram adında benzer bir dükkânı da Hakan daha önce kapattı. Son dönem konserlerde elimizden geldiğince konuk gruplara yer verdik. Presage, Black Tooth, Kes, Fallen, Metaroth, Rampage ve Mekanik aklıma gelenler… Grupların karşılaştığı zorlukları yakından bildiğimizden, diğer grupları elbette destekleriz.

Image

Özge Fışkın 
Bunca yıl bir arada olup üretebilen ve yan yana kalarak grup kültürünü koruyan nadir müzisyenlerdensiniz. Sizleri 18’inde dinlemeye başlayan ve şu an hâlâ dinleyen birçok yetişkin dinleyiciniz var. Peki ya sizin, bu geçen 30 yılda dinleyicileriniz anlamında nasıl gözlemleriniz oldu? İlk zamanlarınızdan beri konserlerinize gelen, belki de şimdi arkadaş bile olduğunuz dinleyicileriniz var mı?                   
Tarkan Gözübüyük: İlk zamanlardan beri konserlere gelenler arasında tanımadığımız pek yoktur. Bu kabileye her dönem katılanlar oldu. Farklı düşünceden insanlar, müzik yoluyla ortak duygularda buluşabiliyor. Müzik; zengin-yoksul, genç-ihtiyar, Çinli-Uruguaylı, sağcı-solcu, Fenerli-Cimbomlu gibi ayrımları ortadan kaldırıyor.   

Barış Akpolat
Tüm ekip toplandı. 1990 yılında grupta yer alan Murat Net’i son kadroda göremedik. Murat Net neden yok?
Tarkan Gözübüyük: Murat Net dışında Burak Kalaycı, Bartu Toptaş, İhsan Şen, Gür Akad, Onur Pamukçu, İlhan Barutçu, Alp Turaç, Çağlar Türkmen, Martin Spencer, Evren Göknar gibi gruba katkı yapan birçok değerli isim bu projede yer alamadı. Herkesin gündemi yoğun. Belli imkânlar içinde hızlı hareket etmek gerekince eksikler oluyor.
Cenk Ünnü: Murat Net beste aşamasına katılmasa da müthiş yetenek ve süratiyle ilk albüm gitar sololarını uçurmuştur. Daha sonra yurtdışına gitti, uzun süre görüşemedik. Ara sıra İstanbul’a geldiğinde az da olsa görüştük ama uzun süre aynı yerde kalmıyor. Sanırım Bodrum’da şu ara. En son geçen sene ona cover projesi için bir öğrencimi önermiştim. Onunla geçirdiğimiz zamanlar da unutulmaz.

Image

Erdem Çapar:
Madem grubun 30. yılı, 30 yıllık iki sorum var:
Bildiğim kadarıyla ilk başta Cenk gitarda, Hakan davulda olacakmış. Sonradan görevleri niye değiştirdiniz? 
Hakan Utangaç: Bu bizim ortaokul hayalimizdi; bir müzik grubu kurma fikri. Cenk ile annemlerin evinde, odamda yapardık ilk provaları. Artık kabak tadı verdi. O dönem hiçbir şey bulamazsın ki davul, gitar filan gibi şeylere girmek istemiyorum. Bir şekilde külüstür bir davul kiraladık Roman vatandaşlardan. Cenk gitarı eline aldı, ben davula geçtim. Bir şey de bilmiyoruz. Yani daha önce çalmamışız. Dinleyiciyiz sadece. Zaten bir müzik açıyoruz plaktan, üzerine çalar gibi yapıyoruz. Cenk’i gördüm, elinde gitar ama gitar daha büyük. Bakıyorum hiç yakışmıyor. Elinde gerçek gitar var, “air guitar” gibi çalıyor. Bunu görür görmez değişelim dedim. Adam oturdu davula ve bir baktım çalıyor, yani bilmeyen birine göre hayli iyi çalıyor. Yani o zaman öyle gelmişti bize. Bir daha da kalkmadı oradan. Sonra ben gizli gizli o yokken hep denedim. Vay adi, nasıl çaldı hemen ilk oturuşta diyerek. Fakat gözüm gitardaydı zaten!

Bu soru Hakan ve Cenk’e, 1984’te Açıkhava Tiyatrosu’nda başka grupların konserinde açtıkları “EN BÜYÜK HEAVY METAL” pankartı hâlâ duruyor mu?
Hakan Utangaç: Yahu olur mu öyle şey, tabii ki durmuyor!

Gökhan Budak:
Aksaray’da Hakan’ın evinde, tava-tencere davul setli provalardan, Türkiye’nin en iyi rock grubuna uzanan 30 yıl… Grup üyelerinin müzikal yolculuklarına yön vermiş, ilham olmuş tek bir albüm ismi vermelerini istesem?
Hakan Utangaç: Ne yapsam tek bir isim veremem, yani aslında en temele gidersek, 45’lik çalan pikapla başlayan bu serüven, Santana’nın Santana albümünün plak kapağını gördüğümde, Iron Butterfly’ın In-A-Gadda-Da-Vida albümünü dinlediğimde, Iron Maiden’ım The Number Of The Beast ile Motorhead’in Ace of Spades ve Metallica’nın Kill’em All‘a kadar, tüm metal yelpazesi ve Fikret Kızılok’tan Ahmet Aslan’a kadar, yerli yabancı müzik insanlarını takip edip, hâlâ etkilenmeye devam etmekteyim.

Cevdet Erek:
Ta eski Ortaköy Sinema konserinden (Lords veya Pegasus’laydı sanırım) fotoğraf var mı? 
Tarkan Gözübüyük: 1988, Ortaköy Kültür Merkezi, Lords ve Pentagram.
Hakan Utangaç: Videosu bile var, 2017 içinde yapacağımız filmlerde yer alacak.

Alican Öyke
Pentagram şimdilerde de “Popçular Dışarı” tavrını sürdürmekte mi?
Cenk Ünnü: 10. yıl konserinde Cemil Topuzlu’da bizimle aynı yapım şirketinden müzisyenleri gören seyircilerin verdiği bir reaksiyondu. “Popçular Dışarı” söylemini, başka bir deyişle 10. yıl konserinin ismini onlar belirledi. Grup olarak popüler kültüre hep mesafeli olduk. Kolay tüketilen, moda olan, kafa yorulmayan, sabun köpüğü işler yerine; emek sarfedilen, kaliteli, özgün işler yapmaya çalıştık ve böyle işleri destekledik. 30. yılda da bu durum devam ediyor.

Güven Erkin Erkal:
Yıllar ve röportajlar üst üste geldikçe ilk cevaplar kayboluyor. Grubun en eski elemanları Hakan ve Cenk’in Tarkan’la ilginç bir tanışma ve gruba katılma hikâyesi vardır. Bilmeyenlere
anlatır mısınız?

Hakan Utangaç: Tarkan o yıllar Bursa da oturur. Ben de Bursa’lıyım ama çok ilgimiz yok, tesadüf. Ortak bir arkadaşımız, “Cevval bir metalci basçı var Bursa’da” diyerek telefonunu verdi. Ben de hemen aradım akşam. “Grubumuzun adı Pentagram” dedim ve o da şaşkınlıkla dedi ki “Bizim de o isimde bir grubumuz var ama şu sıralar bir şey yapmıyoruz”. O zamanlar aynı müziği dinleyen ve ilgisi olan biri ya da birilerini bulmak, çölde vaha gibi bir şey. İstanbul’da buluşma kararı aldık. Yıkılan Karaköy vapur iskelesinde buluşmak için sözleştik. Vapur yanaştığında kalabalık arasında elinde gitar, şişman ve oldukça yaşlı bir adam gördük. Cenk’le hayallerimiz yıkıldı. Az daha kaçarak uzaklaşıyorduk. Sonra arkalardan bize gülerek gelen tıfıl liseliyi görünce derin bir nefes almıştık. O daha vapur yanaşmadan bizi görmüş. Çünkü bizim lise bitmiş, saçlar uzun filan dikkat çekiyoruz. Uzun saç falan yok öyle ortalıkta. Tarkan da bizi görünce rahatlamış. “Vay be tamamdır bu herifler” demiş daha el sıkışmadan. Oradan doğru provaya gidip, “Rotten Dogs” ve “Powerstage” filan çalmıştık. Hatta ilk grup fotoğrafımız da o gün çekilmişti. Varsa o fotoğraf Güven Erkin Erkal da vardır. O da vardı o ortamda.

Image
  1. Seks turizmi ve kupa eşler peşinde: Ekaterina

    Romain Mader’den, kadınların iyi bir eş olmak ve güzel fiziklerini korumak için eğitim aldıkları ve sadece evlenerek terk edebildikleri Дреамтовн isimli bir kasabada geçen, hiciv dozu yüksek kurgu bir öykü...

  2. Regl öncesi sendromu üzerine bir artırılmış gerçeklik sergisi: PMS

    14 Nisan’da sanatçı ve illüstratör Meltem Şahin küratörlüğünde Bant Mag. Havuz’da açılan PMS, Türkiye ve farklı ülkelerden kadın sanatçıların regl öncesi sendromundan yola çıkarak hazırladığı GIF’leri bir “artırılmış gerçeklik” sergisinde bir araya getiriyor.

  3. Gezegenin “öteki” suratları: “İnsan Dışı”

    Barselona’da sanatın çocuk eğitimindeki rolü alanında yaptığı doktora çalışması ve hem yurt içinde hem de dışındaki çeşitli karma sergilerinden sonra 3 Haziran’da Bant Mag. Havuz’da açılacak ilk solo sergisi İnsan Dışı için hazırlanan Heval Tonger Yazıcı ile sohbet ettik.

  4. Air Max Günü şerefine: Paris Running Club & Nike Air Quarters buluşması

    Nike Air Max Günü, İstanbul’da başta Paris Running Club üyeleri olmak üzere birçok yaratıcı ismin yer aldığı ve Bünyamin Aydın’ın küratörlüğünde gerçekleşen etkinlikle kutlandı.

  5. A’dan Z’ye: Can

    Bu ay kuruluşunun 50. yılını kutlayan efsanevi gruba dair A’dan Z’ye bilinmesi gerekenler...

  6. Aklımdakiler: Pentagram

    Türkiye’de metal müzik denince akla gelen ilk grup Pentagram, otuz yıllık yolculuğuna çeşitli şekillerde tanıklık etmiş yazar, müzisyen ve organizatörlerin sorularını yanıtlıyor.

  7. Eski kafalı ve fütürist: Allred & Broderick

    Cappadox’tan hemen önce, Peter Broderick’le Erased Tapes etiketiyle yayınlanan taptaze işbirliği üzerine...

  8. Köklere dönüş: Trans Am

    Trans Am üyesi Phil Manley, yeni albüm California Hotel’in hazırlık aşamalarını anlatıyor.

  9. Onuncu yılında: Record Store Day

    Müzik sektörünün en çok tartışılan kutlamalarından biri olan Record Store Day, bu yıl onuncu kez düzenleniyor.

  10. “Müzik kolay kısmıydı”: ESG albümü “Step-Off” 15 yaşında

    ESG üyesi Renee Scroggins’le on beşinci yılı şerefine yeniden yayınlanacak Step-Off üzerine.

  11. “Kolektif olmayan bir yapı düşünmek insanlığa aykırı”: Tampon

    1 Nisan’da İstanbullu efsanevi punk grubu Tampon’un tarihi değer taşıyan ilk albümü Planet Tampon çok özel duyulan ve çok özel hissedilen bir plak baskısı olarak bizlerle buluşuyorken grupla arayı kapatıyoruz!

  12. “Severim iğneyle kuyu kazmayı!”: Prof Sny Records

    Bizleri Planet Tampon plağına kavuşturan Prof Sny Records bugüne kadar yaptığı tüm yayınlarının detaylarını; neyi, nasıl ve neden yaptığını anlatıyor.

  13. Karşılıklı bir teslimiyet: Anadol

    Anadol’un tahrik edici bir pop içliliğine sahip yeni albümü Hatıralar müptelalarını bekliyor.

  14. Teftiş: Bu ay ne dinlesem?

    Yakın zamanda keşfettiğimiz, etkilendiğimiz ve paylaşmak istediğimiz müziklerden bir seçki.

  15. Juliette Binoche ve kafamıza sıkan 10 unutulmaz performansı

    Dünyanın en özel birkaç oyuncusundan biri olan Juliette Binoche, Nisan ayı itibariyle Ghost in the Shell’de karşımıza çıkacak. Kendisinin muazzam kariyerinden on şahane performansa aşk mektubu yazmak için bulduğumuz en iyi bahane, şimdilik bu.

  16. Müdanasız bir oyuncu: Nur Sürer

    Türkiye sinemasının nev-i şahsına münhasır kimliklerinden Nur Sürer’le şöhreti kulaktan kulağa yayılan online dizi Masum’daki harika performansından başlayan sohbetimiz koyulaşarak akıp kendi yolunu buldu. Buyrun, kendisinin hayata baktığı o harika yerde tüm hayranlığımızla beraberce eriyip bitelim.

  17. Ölümsüzlüğü hedeflemeyen bir efsane: Ian McKellen

    “Homofobiyle mücadele sürecinde küçücük bir rol oynayabilmek bile ayrıcalıktır.”

  18. İyisiyle kötüsüyle: Favori animasyonların canlı aksiyon uyarlamaları

    Nisan ayında vizyonda izleyeceğimiz anime uyarlaması Ghost in the Shell’den de hareketle, favori animasyonların canlı aksiyon uyarlamalarını, iyisiyle kötüsüyle masaya yatırmakta karar kıldık.

  19. “Unutmanın sınırı ne olabilir?” sorusunun peşinden: Kaygı

    Ceylan Özgün Özçelik’le Nisan ayında İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma Bölümü’nde Türkiye izleyicisiyle buluşacak ilk filmi Kaygı’yı konuştuk.

  20. Mekân içinde mekân, beden içinde organ: “YU”

    Mart ayında Ah! Kosmos olarak Together We Collide isimli yeni EP’sini yayınlayan Başak Günak, daha önce Şimdi düşünüyorum da senin için yok olmak ne zor olurdu performansında birlikte çalıştığı dansçı ve koreograf Gizem Aksu’yla bahar aylarında da İstanbul ve yurtdışındaki yolcuğunu sürdürecek son işi YU üzerine konuştu.

  21. Yaşamı neden hep “üreyebilme” üzerinden tanımlayalım ki?: Svalbard Küresel Tohum Deposu

    Norveç'e bağlı Svalbard takım adalarında yer alan Küresel Tohum Deposu’nda saha araştırması yapan Sophia Roosth’la, evrimsel biyolojiye, queer kuramına, biyolojide ve siyasette hızlı-yavaş ritim tasavvurlarına ve zamanı derinlemesine düşünen mimari yapılara uzanan, kafa açıcı bir sohbet.

  22. Künye