/dergi/no-56/eski-kafali-ve-futurist-allred-broderick/
192250

Cappadox’tan hemen önce, Peter Broderick’le Erased Tapes etiketiyle yayınlanan taptaze işbirliği üzerine…


Kariyeri boyunca Efterklang, Nils Frahm, Rival Consoles, Greg Haines ve nice isimle yaptığı işbirliklerinin yanısıra solo albümlerinde de sürekli olarak farklı doğrultularda ilerleyen Peter Broderick ve Amerikalı besteci ve müzisyen David Allred’in birlikte kaydettikleri Find The Ways isimli albüm, Erased Tapes etiketiyle yayınlanıyor. Bu sene Cappadox’un konuğu olarak da Türkiye’de sahne alacak olan Allred & Broderick’in ilk albümünü ve hazırlık aşamalarını Peter Broderick’ten dinledik.

“BİR ARAYA GELMEYE VE MÜZİĞİ BİRLİKTE YAPMAYA KARAR VERDİK; DAVID VE KONTRABASI, BEN VE KEMANIM. SADECE DAHA DOĞRUDAN OLABİLMEK İÇİN. ALBÜMÜN TEMASININ BU OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİM.”

David Allred’le yollarınızın nasıl kesiştiğini merak ediyorum. Birlikte müzik yapmaya nasıl başladınız?

David’le ilk kez iletişime geçmemiz 2011 yılında olmuştu. Bana içinde “Pulling The Rain” isimli şarkımın transkripsiyonunun yer aldığı bir e-mail atmıştı. Şarkının notalarını kâğıda dökmüş ve bana notasyonun doğru olup olmadığını soruyordu. Her şeyden önce, birinin bu kadar zaman ayırıp bir şarkımı böylesine kâğıda dökmeye çalışmasından çok etkilenmiştim. Notasyonda birkaç yanlış buldum ve düzeltilerini ona gönderdim. O zaman ben Berlin’de yaşıyordum; o da California’da. Bir-iki yıl sonra ben büyüdüğüm yer olan Oregon’a taşındım. O dönemlerde David’in de Oregon’a taşınacağı ortaya çıktı. O dönemden itibaren birlikte çok fazla müzik yapmaya başladık.

Bugüne dek birçok müzisyenle farklı işbirlikleri yaptın. David’le birlikte Find The Ways albümü için geçirdiğiniz şarkı yazım sürecini nasıl tanımlarsın?

Bu albümde özellikle 50/50 olmak istedik. Şarkıların yarısını David yazdı; diğer yarısını ben yazdım. Şarkıların düzenlenmesinde birbirimize yardım ettik. Bu projede bir lider ya da daha ön planda olan herhangi bir kişi yok. Bu gerçekten ikimizin arasındaki diyaloglardan ortaya çıkan bir şey. Masaya farklı şarkılar getirdik ve kendimizi küçük bir ses paletiyle sınırladık. Ben keman çaldım ve şarkı söyledim; David de kontrabas çaldı ve şarkı söyledi. Albümde sadece bu dört element var. Herhangi bir konuk müzisyen ya da şarkılara yapılmış herhangi bir ekleme de yok. Şarkıları canlı çaldığımız zaman da albümdekiyle neredeyse aynı oluyor.

Find The Ways’in kendi içinde bir söylemi olan, insanlar için hatırlatıcı görevi üstlenecek bir albüm olduğuna dair bir izlenime kapılıyorum. “The Ways” şarkısının sözleri örnek verilebilir bu duruma. Bu tür bir konsepte nasıl karar verdiniz?

Bunun tüm albümün odağı olduğunu söylemek zor. Albüm için çalışmaya başlamadan önce hem fikirlerimizi paylaşıyorduk hem de birbirimize bazı dosyalar gönderiyorduk. Bir noktada bir araya gelmeye ve müziği birlikte yapmaya karar verdik; David ve kontrabası, ben ve kemanım. Sadece daha doğrudan olabilmek için. Albümün temasının bu olduğunu söyleyebilirim. “The Ways”in sözleri bize endişelenmeyi bırakmayı ve hemen yanında duran güzel insanla sohbet etmek gibi basit şeylere odaklanmayı hatırlatıyor. Bu şekilde yapmak için güzel bir projeydi. Büyük oranda David ve benim bir araya gelmemizle ortaya çıktı.

Bir şekilde bugüne ait bir albümmüş gibi tınlıyor.

Kesinlikle öyle. Bir anlamda oldukça eski kafalı bir albüm çünkü yalnızca iki akustik enstrüman ve seslerimizi kullanıyoruz. Başka bir açıdan da neredeyse fütürist bir şeyler olduğunu hissettiriyor. Bu enstrümanların kombinasyonu olan çok fazla müzik duymadım. Ve bu albümü Erased Tapes gibi, içinde olduğu zamanın sınırlarını zorlayan ve çığır açan bir plak şirketinden yayınlıyor olmak da bir şekilde bugünden bir şeyler barındırması gerektiğine inandırıyor.

Albümde “Robert, Please” isimli bir şarkı var. Bu Erased Tapes kurucusu ve “The Ways” parçasının da klibinin yönetmeni olan Robert Raths’e bir gönderme mi?

Evet. Robert albümü ilk dinleyişinin ardından o tabelaları hazırlama ve dünyanın dört bir yanına gönderme fikriyle çıkageldi. Bu fikri bulduğunda 2016’nın sonlarıydı ve klibi 20 Ocak’ta yayınlamayı başardı. Bunun için çok istekliydi ve gerçekten çok hızlı bir şekilde yaptı.

Gerçekten sade ama etkileyici bir fikir. Klipte Rick Rubin, Greg Haines, Nils Frahm ve birçok tanıdık isim de görüyoruz.

Evet, ayrıca babam ve kız kardeşim de var!

Bildiğim kadarıyla albümü The Sparkle isimli stüdyonda kaydettiniz.

Yakın zamanda İrlanda’ya taşındım ama öncesinde Oregon’da yaşıyordum. Birkaç yıl The Sparkle isimli kayıt stüdyosunu işlettim. Find The Ways, The Sparkle’da kaydettiğim son proje oldu.

Bu kadar sık başka ülkelere taşınıyor olmanın müziğinde nasıl bir etkisi olduğunu düşünüyorsun?

Farklı müzik tarzlarına karşı daha geniş bir saygı beslemeye başladım. Nereye giderseniz gidin insanların farklı zevkleri olduğunu görürsünüz. Berlin’e taşınmadan önce tekno ya da herhangi bir türde sert dans müziğine karşı bir ilgim yoktu. Orada yaşamaya başladıktan sonra bu tür müziklerle iletişim kurmak kaçınılmaz oluyor. Her zaman bir şeyle daha sık iletişim kurdukça, onu ilk başta sevsem de sevmesem de bir şekilde derimin altına girebildiğini gözlemliyorum. Benzer şeyler şu anda geleneksel İrlanda müziğiyle de oluyor.

Senden yakın zamanda bir solo albüm bekleyebilir miyiz? Belki biraz İrlanda etkileşimleriyle?

Geçen gün stüdyodaydım ve bir süredir konserlerimde de söylediğim geleneksel bir İrlanda şarkısını kaydettik. Robert’la bunu ve yakın zamanda yaptığım diğer birkaç parçayı ne zaman ve nasıl yayınlayabileceğimizi konuşmaya başladık. Bahsettiğim bu şarkının yayınlanacağından henüz emin değilim ama yolda bir şeyler var. Birkaç yıl önce birisi benden İstanbul boğazından geçen vapur için 17 dakikalık bir müzik bestelememi istemişti. Vapura girdiğinizde yolculuk boyunca kulaklıkla dinleyebilmeniz için yapılmış bir şarkı. Bir noktada onu da yayınlayacağız.

Image
  1. Seks turizmi ve kupa eşler peşinde: Ekaterina

    Romain Mader’den, kadınların iyi bir eş olmak ve güzel fiziklerini korumak için eğitim aldıkları ve sadece evlenerek terk edebildikleri Дреамтовн isimli bir kasabada geçen, hiciv dozu yüksek kurgu bir öykü...

  2. Regl öncesi sendromu üzerine bir artırılmış gerçeklik sergisi: PMS

    14 Nisan’da sanatçı ve illüstratör Meltem Şahin küratörlüğünde Bant Mag. Havuz’da açılan PMS, Türkiye ve farklı ülkelerden kadın sanatçıların regl öncesi sendromundan yola çıkarak hazırladığı GIF’leri bir “artırılmış gerçeklik” sergisinde bir araya getiriyor.

  3. Gezegenin “öteki” suratları: “İnsan Dışı”

    Barselona’da sanatın çocuk eğitimindeki rolü alanında yaptığı doktora çalışması ve hem yurt içinde hem de dışındaki çeşitli karma sergilerinden sonra 3 Haziran’da Bant Mag. Havuz’da açılacak ilk solo sergisi İnsan Dışı için hazırlanan Heval Tonger Yazıcı ile sohbet ettik.

  4. Air Max Günü şerefine: Paris Running Club & Nike Air Quarters buluşması

    Nike Air Max Günü, İstanbul’da başta Paris Running Club üyeleri olmak üzere birçok yaratıcı ismin yer aldığı ve Bünyamin Aydın’ın küratörlüğünde gerçekleşen etkinlikle kutlandı.

  5. A’dan Z’ye: Can

    Bu ay kuruluşunun 50. yılını kutlayan efsanevi gruba dair A’dan Z’ye bilinmesi gerekenler...

  6. Aklımdakiler: Pentagram

    Türkiye’de metal müzik denince akla gelen ilk grup Pentagram, otuz yıllık yolculuğuna çeşitli şekillerde tanıklık etmiş yazar, müzisyen ve organizatörlerin sorularını yanıtlıyor.

  7. Eski kafalı ve fütürist: Allred & Broderick

    Cappadox’tan hemen önce, Peter Broderick’le Erased Tapes etiketiyle yayınlanan taptaze işbirliği üzerine...

  8. Köklere dönüş: Trans Am

    Trans Am üyesi Phil Manley, yeni albüm California Hotel’in hazırlık aşamalarını anlatıyor.

  9. Onuncu yılında: Record Store Day

    Müzik sektörünün en çok tartışılan kutlamalarından biri olan Record Store Day, bu yıl onuncu kez düzenleniyor.

  10. “Müzik kolay kısmıydı”: ESG albümü “Step-Off” 15 yaşında

    ESG üyesi Renee Scroggins’le on beşinci yılı şerefine yeniden yayınlanacak Step-Off üzerine.

  11. “Kolektif olmayan bir yapı düşünmek insanlığa aykırı”: Tampon

    1 Nisan’da İstanbullu efsanevi punk grubu Tampon’un tarihi değer taşıyan ilk albümü Planet Tampon çok özel duyulan ve çok özel hissedilen bir plak baskısı olarak bizlerle buluşuyorken grupla arayı kapatıyoruz!

  12. “Severim iğneyle kuyu kazmayı!”: Prof Sny Records

    Bizleri Planet Tampon plağına kavuşturan Prof Sny Records bugüne kadar yaptığı tüm yayınlarının detaylarını; neyi, nasıl ve neden yaptığını anlatıyor.

  13. Karşılıklı bir teslimiyet: Anadol

    Anadol’un tahrik edici bir pop içliliğine sahip yeni albümü Hatıralar müptelalarını bekliyor.

  14. Teftiş: Bu ay ne dinlesem?

    Yakın zamanda keşfettiğimiz, etkilendiğimiz ve paylaşmak istediğimiz müziklerden bir seçki.

  15. Juliette Binoche ve kafamıza sıkan 10 unutulmaz performansı

    Dünyanın en özel birkaç oyuncusundan biri olan Juliette Binoche, Nisan ayı itibariyle Ghost in the Shell’de karşımıza çıkacak. Kendisinin muazzam kariyerinden on şahane performansa aşk mektubu yazmak için bulduğumuz en iyi bahane, şimdilik bu.

  16. Müdanasız bir oyuncu: Nur Sürer

    Türkiye sinemasının nev-i şahsına münhasır kimliklerinden Nur Sürer’le şöhreti kulaktan kulağa yayılan online dizi Masum’daki harika performansından başlayan sohbetimiz koyulaşarak akıp kendi yolunu buldu. Buyrun, kendisinin hayata baktığı o harika yerde tüm hayranlığımızla beraberce eriyip bitelim.

  17. Ölümsüzlüğü hedeflemeyen bir efsane: Ian McKellen

    “Homofobiyle mücadele sürecinde küçücük bir rol oynayabilmek bile ayrıcalıktır.”

  18. İyisiyle kötüsüyle: Favori animasyonların canlı aksiyon uyarlamaları

    Nisan ayında vizyonda izleyeceğimiz anime uyarlaması Ghost in the Shell’den de hareketle, favori animasyonların canlı aksiyon uyarlamalarını, iyisiyle kötüsüyle masaya yatırmakta karar kıldık.

  19. “Unutmanın sınırı ne olabilir?” sorusunun peşinden: Kaygı

    Ceylan Özgün Özçelik’le Nisan ayında İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma Bölümü’nde Türkiye izleyicisiyle buluşacak ilk filmi Kaygı’yı konuştuk.

  20. Mekân içinde mekân, beden içinde organ: “YU”

    Mart ayında Ah! Kosmos olarak Together We Collide isimli yeni EP’sini yayınlayan Başak Günak, daha önce Şimdi düşünüyorum da senin için yok olmak ne zor olurdu performansında birlikte çalıştığı dansçı ve koreograf Gizem Aksu’yla bahar aylarında da İstanbul ve yurtdışındaki yolcuğunu sürdürecek son işi YU üzerine konuştu.

  21. Yaşamı neden hep “üreyebilme” üzerinden tanımlayalım ki?: Svalbard Küresel Tohum Deposu

    Norveç'e bağlı Svalbard takım adalarında yer alan Küresel Tohum Deposu’nda saha araştırması yapan Sophia Roosth’la, evrimsel biyolojiye, queer kuramına, biyolojide ve siyasette hızlı-yavaş ritim tasavvurlarına ve zamanı derinlemesine düşünen mimari yapılara uzanan, kafa açıcı bir sohbet.

  22. Künye