/dergi/no-56/kolektif-olmayan-bir-yapi-dusunmek-insanliga-aykiri-tampon/
192250

1 Nisan’da İstanbullu efsanevi punk grubu Tampon’un tarihi değer taşıyan ilk albümü Planet Tampon çok özel duyulan ve çok özel hissedilen bir plak baskısı olarak bizlerle buluşuyorken grupla arayı kapatıyoruz!


Faaliyetlerine 20 yılı aşkın süre önce başlamış İstanbullu, kadın vokalli efsanevi punk grubu Tampon, retrospektif albümü Planet Tampon’la karşımızda. Üstelik koleksiyonluk özel baskısıyla dinleyiciyle buluşan bu plak, Tampon konserlerinde ezbere söylenen klasik parçaların yanısıra üç gıcır parçaya da yer veriyor. Aynı zamanda grubun eski gitaristi olarak da tanıdığımız Özge Duchoslav’ın Prag merkezli bağımsız plak şirketi Prof Sny Records etiketiyle gelen plak, grubun bugüne kadar yayınladığı ilk albüm. Heyecan büyük. Yürekler kabarık… Hikâyeyi Tampon’un vokalisti ve kurucusu Aslı (Akıncı) ve grubun son kadro gitarlarının sorumlusu Umut’tan (Diavolo) dinliyoruz. İlerleyen sayfalardaysa Prof Sny Records macerasını dinlemek üzere Özge Duchoslav’a bağlanacağız.

Image

Tampon olarak bu albümü kaydetmeye ne zaman ve nasıl motivasyonlarla karar verdiniz? Başından beri Prof Sny Vinyl’la birlikte geliştirdiğiniz bir fikir mi oldu?

Umut ve Aslı: Biz 1 Nisan’da doğduk. Şaka gibi bir motivasyonla yeniden bir araya gelip beraber müzik yapmaya başladığımız an ki fıskiyesi belediye hortumunun… İlham perilerimiz aynı gezegenden; ziyan ve zarar gibiyiz… Biz aslen her zaman kayıt yaptık, hep ev kayıtları oldular. Sonra Prof Sny Records, yani Özge çıktı karşımıza perdenin arkasından ve Çek Cumhuriyeti’nde kurmak istediği plak şirketinden bahsedince işte tam kafasına oturdu hikâye… Tampon 1990’ların ortalarından bugüne kadar konser grubu olarak var oldu, ayrıca anonimin hastasıyız. Zaman zaman uluslararası toplama albümlerde yer aldık ama hiçbir şekilde albüm olabilecek bir kayıt yapmadık. Albüm yapma fikri bu kimyaların bir araya gelmesiyle oluştu. Aynı kozmoz gibi!

Albüm yapmamız konserlerimize gelen izleyicilerin de talebiydi hep ama işin diğer boyutu, yani plak yapımcılarının parçalarımızı, sözlerimizi, duruşumuzu değiştirmemizi isteyecek olması kaçınılmazdı ki bu da aynı anda bu albüm fikrini ortadan kaldırıyordu. Prof Sny Records’la başından sonuna anlaşacağımızı düşünerek bu işe başladık ki öyle de oldu.

Tampon’un 20 yıl sonra resmen ilk albümü bu. Bu zamanlamayı Tampon için güzel kılan unsurları kısaca anlatabilir misiniz?

Aslı: 1. Kadro değişimi / 2. Müzik sevgisi / 3. Fikir zehir gibidir, biz zehirlendik a.k.a “Fikirtepe”.

Elbette plak şirketinin bizden, içimizden birinden olması, yediklerini hazmedemiyen bir mide gibi Tampon olarak ilk defa albüm kaydı yapsak da Tampon’un canlı performanslarındaki ruhu mutlakiyet oldu. Planet Tampon’da hem “Dolapdere”, “Dinazor”, “TC” gibi klasik Tampon parçaları hem de “Tampon” ve “Candy Castles” gibi yeni parçalarımız var. Kapağı ben ve Esat Başak’la birlikte Eren Küçükerdem hazırladık. Müzik süpervizörlüğümüzü sevgili dostumuz Ünver Şahin yaptı. Planet Tampon retrospektif bir albüm.

Tampon yeniden konserler çalmaya başladığından beri de birçok kadro değişikliğinden geçti? Şu anki ekibin nasıl şekillendiğinden ve genel anlamda bu konuya yaklaşımınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

Aslı: Tampon’da ekip çeşitli sebeplerden çok değişti. Yaprak gibiyiz rüzgârda bazen! Gruptaki uyumu şu anki kadromuzla yakaladığımıza inanıyorum. Yaşam da İstanbul gibi, bayır aşağı… Yurtdışı hikâyeleri on sene es geçti Tampon’u ama müziği gittiğim her yerde yaptım. New York’ta yaşarken birçok grupta çalıp söyledim. Diğer grup arkadaşlarım da müziğin içinden insanlar; Umut Diavolo ve Anıl Patrikoski’nin ortak grubunun adı Dead Steffi’ydi. Bas gitarda da artık Kiwi var. Onun da diğer grubu Skastika diye bir ska grubu.

Albümün kaydı mükemmel duyuluyor. Stüdyo ve miks sürecini biraz anlatabilir misiniz? Bu kaydın içinize sinmesi için neler gerekliydi? Bunu nasıl sağladınız?

Aslı: Öncelikle başından sonuna işini bilen insanlarla çalışıldı. Tampon’un son kadrosunda Umut gitarlar ve basta, ben vokallerde, Anıl davullarda. Tüm gitarlar ve baslar yeniden düzenlendi. Albümde her parçada 4-5 gitar yer alıyor. Davullar, vokaller, back vokaller her şey özenle kaydedildi. Enstrümanlarda ya da vokallerde herhangi bir düzeltmeye gidilmedi. “Dolapdere”deki köpek havlamaları, cam kırılması, siren sesleri gibi, “Orduya” parçasının sonundaki ayak sesleri gibi birkaç efekt bile içimize sinene kadar defalarca denendi. Her şeyden önemlisi kanal kayıtta çok zor da olsa Tampon’un herzamanki canlı performanslarındaki enerjisini kaybetmek istemedik. 2016 Haziran’ından Ağustos sonuna kadar kayıt ve miks sürdü. İstanbul Jamsession Stüdyosu’nda dostumuz Erhan Kabakçı tarafından kayıtlar ve pre-miks yapıldı. Daha sonra Prag Hostivar Stüdyosu’nda miks ve plak için mastering yapıldı ki mastering’in plak için yapılması ses kalitesi bakımından oldukça önemli. Prof Sny’nin partneri olan, plak basımı konusunda dünyanın en eski ve en geniş kapasitedeki plak basım fabrikasında özel kan efekti baskısı verilmiş transparan beyaz plaklarımız kapaklarıyla birlikte basıldı ki bu da önemli plaklar jelatininde satışa sunulacak. Türkiye’de herhangi bir işlem yapılmadı desek mesajımızı göndermiş oluruz. Plak elde edilebilecek en iyi ses kalitesini elde edebilmek için 45 devir olarak basıldı. Ayrıca bahsettiğim gibi plakların üzerindeki kan efekti özel bir baskı tekniğiyle verildi. Bu işlem elde ve her bir plak için ayrı uygulanıyor yani her kişinin elinde bir diğerine benzemeyen bir kan efekti olacak. Efektsiz hayat geçmez. Bu arada albüm sadece eski usul ve plak olarak piyasada olacak.

Image
Image

Sizce böyle bir albümü şimdi yerine 1990’larda hazırlasaydınız neler farklı olurdu?

Aslı: Şu an aramızda olmayanlar duymuş olurdu! İyi olurdu herhalde. Hiç düşünmedim. Müzikal anlamda Türkiye çeşitliliğini sağlamış olurdu. Daha çok insana ulaşılır, onların zihinlerinde bir kanal açılırdı.

Albüm plakta olmazdı, kayıt bu kadar kaliteli olmazdı. Hatta CD belki okumuyor olurdu! Bilmiyorum.

Albümde üç yeni parça yer alıyor. Parçalar ne zaman ve nasıl bir dinamik içinde yazıldı?

Aslı ve Umut: Albümden önce Kötü Kedi Şerafettin için Umut’la “Kötü Kedi” adında parça yaptık. Tamamen kendi imkânlarımızla, arkadaşlarımızın stüdyosunda (Repertuar Köpekleri/Aytac Çelender) ve evde kaydettik. Büstün (Bülent Üstün) film çıkmadan önce Şero için bir “compilation” yapmak istediğini söylemişti. Çok eğlenceliydi.

“Tampon” parçasını Umut hapishanede yazdı. Bir Tampon marşı! Enstrümansız bestelenmiştir. “Tek Tabanca” parçası eski gitaristimiz Özge’nin parçası. Eski grubu diğer parçaları gibi bu yazdığı parçayı da izinsiz olarak kendi albümlerine koymuştu. Bu albümü yapma fikri doğduğunda Özge, “Bu parça Tampon’a çok yakışır, yaparken de hep sen söylesen ne güzel olur diye içimden geçirdiğim bir parçaydı” dedi. Sokakta uğranan tacize karşı bir tepki parçası. Umut’un harika sololarıyla çift gitar olarak yeniden düzenlenmiş halini ilk kez dinleyecek herkes. “Candy Castles”ı ise Umut’la stüdyoda kayıtlar sırasında yazdık. Çaldıklarımızın tekrarından sıkıldığımız için sanırım. Anıl, ben, Umut kimyasında bir parça. Ruh halimizi yansıtıyor. Albümün çocuğu gibi; Kadıköy doğumlu.

İşin içine emprovize perileri girdiğinde “Hortum” parçasının gitarlarını çakmakla çaldık. Bu arada albümde olamayan, dakikalara sığamayan, hafıza kartlarını aşındıran bir sürü parçamız var.

Tampon aktif olduğu ilk zamanlardan yıllar sonra da birçok genç ve yeni dinleyiciyle tanıştı. Albümün de bu vesileyle her yaştan insanla buluşacağı çok belli. Bununla ilgili neler hissediyorsunuz?

Aslı: A. Ne mutlu türküm diyene!!! / B. 7’den yetmiş yediye / C. Gönlümüz serseri / D. İyi hisler.

Tampon konserlerinde her kuşaktan dinleyici olur. Olmadı biz onlara gideriz. Herkes şarkı sözlerini biliyor, zaten çoğu Türkçe. Tampon sadece Türkiye’de değil yurtdışı underground punk camiasında da bilinen bir grup. Albüm sonrasında yurtiçi ve yurtdışı konserlerle daha çok dinleyiciyle buluşuruz.

Zaten şu an genç olan dinleyici ve yeni jenerasyon deyince, onlar açısından Tampon gibi efsane bir grubun gözden kaçmış olma ihtimali bile ürkütücü geliyor insana. Grubun 20 yıllık tarihini bir araya getiren bu albümü yapmakta sizin açınızdan grubun buralar için tesirini ve etkisini sağlamlaştırma ve vurgulama arzusu da söz konusu oldu mu?

Aslı: Hehehhehe. Teşekkürler. Ne diyelim ki, aslında kimse Tampon’u kaçırmış değil. Ama ürkmeyelim, belki göz önünde olmayı istememiş olabiliriz. Arzular şelale…

Tampon kadar önemli bir geçmişe uzanan grupların genç kuşaklarla iletişimi her zaman çok sıkı olmayabiliyor. Ama siz sanki yeni gruplar, kolektifler, sanatçılarla yakın iletişimde, üretim ve paylaşımlarda bulunuyorsunuz. Şu anki kolektif sahne ve bağımsız girişimler, yeni gruplar Tampon’u nasıl etkiliyor?

Aslı: Tampon başlangıç olarak bir hareket, bir uzuv. Bu sadece müzikal bir sıçrama olmadı bizim için. Duruşuna, yaşamına susamış bir varlık. Elektrik akımı gibi sanat hayatımızdan bu şekilde dışavursun. Kolektif olmayan bir yapı düşünmek insanlığa aykırı. Adeta faşizm.

Gruptaki herkes bu oluşumlarla yoğrulmuş. Ben kişisel olarak aynı yüzyılda yaşayan insanların arasında jenerasyon farkı olabileceğini düşünmüyorum. Çok saçma, yobazlık, tembellik gibi bir şey.

O ya da bu, müzik grubu ya da underground oluşumlar, labellar, konserlere giderek, albümleri alarak, etkinliklere katılarak desteklenmeli ki bu işler devam edebilsin.

Albümün yayınlanmasıyla birlikte önümüzdeki günler için planlarda neler görünüyor?

Aslı: Bir albüm tanıtım konseri planı var mayıs için. Haziran’da Byzantion Fest var. Sonrasında yurtiçi ve yurtdışı konserler olacak. Netleştikçe Tampon Facebook sayfamızdan duyuracağız.

Image
  1. Seks turizmi ve kupa eşler peşinde: Ekaterina

    Romain Mader’den, kadınların iyi bir eş olmak ve güzel fiziklerini korumak için eğitim aldıkları ve sadece evlenerek terk edebildikleri Дреамтовн isimli bir kasabada geçen, hiciv dozu yüksek kurgu bir öykü...

  2. Regl öncesi sendromu üzerine bir artırılmış gerçeklik sergisi: PMS

    14 Nisan’da sanatçı ve illüstratör Meltem Şahin küratörlüğünde Bant Mag. Havuz’da açılan PMS, Türkiye ve farklı ülkelerden kadın sanatçıların regl öncesi sendromundan yola çıkarak hazırladığı GIF’leri bir “artırılmış gerçeklik” sergisinde bir araya getiriyor.

  3. Gezegenin “öteki” suratları: “İnsan Dışı”

    Barselona’da sanatın çocuk eğitimindeki rolü alanında yaptığı doktora çalışması ve hem yurt içinde hem de dışındaki çeşitli karma sergilerinden sonra 3 Haziran’da Bant Mag. Havuz’da açılacak ilk solo sergisi İnsan Dışı için hazırlanan Heval Tonger Yazıcı ile sohbet ettik.

  4. Air Max Günü şerefine: Paris Running Club & Nike Air Quarters buluşması

    Nike Air Max Günü, İstanbul’da başta Paris Running Club üyeleri olmak üzere birçok yaratıcı ismin yer aldığı ve Bünyamin Aydın’ın küratörlüğünde gerçekleşen etkinlikle kutlandı.

  5. A’dan Z’ye: Can

    Bu ay kuruluşunun 50. yılını kutlayan efsanevi gruba dair A’dan Z’ye bilinmesi gerekenler...

  6. Aklımdakiler: Pentagram

    Türkiye’de metal müzik denince akla gelen ilk grup Pentagram, otuz yıllık yolculuğuna çeşitli şekillerde tanıklık etmiş yazar, müzisyen ve organizatörlerin sorularını yanıtlıyor.

  7. Eski kafalı ve fütürist: Allred & Broderick

    Cappadox’tan hemen önce, Peter Broderick’le Erased Tapes etiketiyle yayınlanan taptaze işbirliği üzerine...

  8. Köklere dönüş: Trans Am

    Trans Am üyesi Phil Manley, yeni albüm California Hotel’in hazırlık aşamalarını anlatıyor.

  9. Onuncu yılında: Record Store Day

    Müzik sektörünün en çok tartışılan kutlamalarından biri olan Record Store Day, bu yıl onuncu kez düzenleniyor.

  10. “Müzik kolay kısmıydı”: ESG albümü “Step-Off” 15 yaşında

    ESG üyesi Renee Scroggins’le on beşinci yılı şerefine yeniden yayınlanacak Step-Off üzerine.

  11. “Kolektif olmayan bir yapı düşünmek insanlığa aykırı”: Tampon

    1 Nisan’da İstanbullu efsanevi punk grubu Tampon’un tarihi değer taşıyan ilk albümü Planet Tampon çok özel duyulan ve çok özel hissedilen bir plak baskısı olarak bizlerle buluşuyorken grupla arayı kapatıyoruz!

  12. “Severim iğneyle kuyu kazmayı!”: Prof Sny Records

    Bizleri Planet Tampon plağına kavuşturan Prof Sny Records bugüne kadar yaptığı tüm yayınlarının detaylarını; neyi, nasıl ve neden yaptığını anlatıyor.

  13. Karşılıklı bir teslimiyet: Anadol

    Anadol’un tahrik edici bir pop içliliğine sahip yeni albümü Hatıralar müptelalarını bekliyor.

  14. Teftiş: Bu ay ne dinlesem?

    Yakın zamanda keşfettiğimiz, etkilendiğimiz ve paylaşmak istediğimiz müziklerden bir seçki.

  15. Juliette Binoche ve kafamıza sıkan 10 unutulmaz performansı

    Dünyanın en özel birkaç oyuncusundan biri olan Juliette Binoche, Nisan ayı itibariyle Ghost in the Shell’de karşımıza çıkacak. Kendisinin muazzam kariyerinden on şahane performansa aşk mektubu yazmak için bulduğumuz en iyi bahane, şimdilik bu.

  16. Müdanasız bir oyuncu: Nur Sürer

    Türkiye sinemasının nev-i şahsına münhasır kimliklerinden Nur Sürer’le şöhreti kulaktan kulağa yayılan online dizi Masum’daki harika performansından başlayan sohbetimiz koyulaşarak akıp kendi yolunu buldu. Buyrun, kendisinin hayata baktığı o harika yerde tüm hayranlığımızla beraberce eriyip bitelim.

  17. Ölümsüzlüğü hedeflemeyen bir efsane: Ian McKellen

    “Homofobiyle mücadele sürecinde küçücük bir rol oynayabilmek bile ayrıcalıktır.”

  18. İyisiyle kötüsüyle: Favori animasyonların canlı aksiyon uyarlamaları

    Nisan ayında vizyonda izleyeceğimiz anime uyarlaması Ghost in the Shell’den de hareketle, favori animasyonların canlı aksiyon uyarlamalarını, iyisiyle kötüsüyle masaya yatırmakta karar kıldık.

  19. “Unutmanın sınırı ne olabilir?” sorusunun peşinden: Kaygı

    Ceylan Özgün Özçelik’le Nisan ayında İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma Bölümü’nde Türkiye izleyicisiyle buluşacak ilk filmi Kaygı’yı konuştuk.

  20. Mekân içinde mekân, beden içinde organ: “YU”

    Mart ayında Ah! Kosmos olarak Together We Collide isimli yeni EP’sini yayınlayan Başak Günak, daha önce Şimdi düşünüyorum da senin için yok olmak ne zor olurdu performansında birlikte çalıştığı dansçı ve koreograf Gizem Aksu’yla bahar aylarında da İstanbul ve yurtdışındaki yolcuğunu sürdürecek son işi YU üzerine konuştu.

  21. Yaşamı neden hep “üreyebilme” üzerinden tanımlayalım ki?: Svalbard Küresel Tohum Deposu

    Norveç'e bağlı Svalbard takım adalarında yer alan Küresel Tohum Deposu’nda saha araştırması yapan Sophia Roosth’la, evrimsel biyolojiye, queer kuramına, biyolojide ve siyasette hızlı-yavaş ritim tasavvurlarına ve zamanı derinlemesine düşünen mimari yapılara uzanan, kafa açıcı bir sohbet.

  22. Künye