2025: En iyi 12 video oyunu
Mitolojik efsaneler, kalp sıkıştıran co-op partileri, kararlı samuraylar, seyyar bir kitapçı ya da tekinsiz malikâneler… 2025’ten video oyunu favorilerimiz ilgi çekici hikâyeler anlatan bağımsız geliştiricilerden sinematik harikalar tasarlayan büyük stüdyolara uzanıyor.
Hazırlayan: Cem Kayıran, Fırat Cantaş, Meltem Demiraran

Absolum
(Guard Crush Games / Supamonks)
Absolum, ilk bakışta “karanlık fantezi” rafına rahatça yerleşebilecek gibi duruyor ama oynadıkça daha huzursuz bir yere çekiyor sizi. Dünya hem tanıdık hem de rahatsız edici; taş, toprak, büyü ve çürüme yan yana duruyor ama hiçbir şey tam olarak güven vermiyor. Keşfi ödüllendirmeyi seven bir oyun fakat bunu konforlu bir meraktansa temkinli bir tedirginlikle yapıyor.

Blue Prince
(Dogubomb)
Her odası başka bir ihtimal barındıran bir malikânede geçen oyun, mekânı bir zihin egzersizi gibi kullanıyor. Karşınızda sizi daha ilk dakikadan “ben burada sadece bulmaca çözmeyeceğim” diye uyaran bir oyun var. Kapılar açılıyor, odalar değişiyor, harita sürekli yeniden yazılıyor ve siz her seferinde aynı soruyla baş başa kalıyorsunuz: “Burada gerçekten kontrol bende mi?” Biraz sabır istediği de kesin, hatta yer yer inatla sizi zorlamayı seviyor.

Clair Obscur: Expedition 33
(Sandfall Interactive)
Clair Obscur: Expedition 33, ölümü büyük bir dram ya da patlamalı bir felaket gibi değil de sanki düzenli işleyen bir kamu hizmetiymiş gibi ele alıyor. Silinen rakamlar, boyanan insanlar ve sessiz yokoluşlara rağmen ortada panik ve uzun nutuklar yok. Oyun bu mesafeli tavrı görsel dünyasına da pastel tonlarla yediriyor. Bitirdiğinizde “oh be” demiyorsunuz; biraz susmak, gördüklerinizi sindirmek istiyorsunuz. Ölümü sessizce anlatan bir işten belki de tam olarak beklenen his budur.

Death Stranding 2: On the Beach
(Kojima Productions)
İlk oyunun yalnızlığına alışmış olanlar için bile deniz kıyısındaki bu yeni yolculuk bambaşka bir sükûnet sunuyor. Hideo Kojima, bu kez kıyametten sonra da hayatın sürdüğünü fısıldayan bir şiir yazmış sanki. Sam Porter Bridges’in yalnız yürüyüşünün basit bir “kargo taşıma” macerası olmaktan çok daha derin bir ritmi var. Devasa haritadaki her tepe, her ıssız çöl parçası aslında zihninizde çözülecek birer düğüme işaret ediyor.

Despelote
(Julián Cordero / Sebastián Valbuena)
Ekvador’un 2002 Dünya Kupası eleme süreci sırasında Quito’da geçen günlük yaşam (slice-of-life) temalı otobiyografik bir oyun. Futbolla ilgili bir oyun gibi başlayıp çok hızlı bir şekilde dümeni kırarak futboldan başka her şeye dönüşüyor diyebiliriz. Mahalle aralarında dolaşan bir çocuk, arka planda sürekli akan yetişkin sohbetleri, düğünler, okul yolları, televizyonlardan sızan maç sesleri… Çocukluğun ve hafızanın o bulanık ama duygusal olarak çok net tortusunu şaşırtıcı bir isabetle yakalıyor.

Ghost of Yōtei
(Sucker Punch Productions)
Daha ilk saatlerinden itibaren “ciddiyim ama kendimi çok da ciddiye almıyorum” hissi veren bir oyun Ghost of Yōtei. Manzara öyle güzel, rüzgâr öyle sinematik, kılıçlar öyle ağır ki insan ister istemez durup bakıyor. Ama sonra yanlış tuşa basıp atını yedi kişinin ortasına çağırıyorsun, bütün o epik hava bir anda dağılıyor. Ghost of Tsushima’daki kasvetli, sürekli vicdan azabı çeken samuray anlatısının aksine, Atsu çok daha net ve kararlı. Üstelik bir katanadan çok daha fazlasını kullanabiliyor!

Hades II
(Supergiant Games)
Hades’in kızı Melinoë’nin hikâyesini abisi Zagreus’un bıraktığı yerden devralıp bambaşka bir ritme taşıyor Hades II. Bu kez büyüyle iç içe, daha hesapçı, daha stratejik bir karakterle oynuyorsunuz. Dövüşler hâlâ hızlı ve tatmin edici ama artık daha fazla düşünmek gerekiyor. Müzikler yine insanın içini deşiyor, karakter tasarımları hâlâ ders niteliğinde. Zorlayıcı mı? Evet. Tekrarlı mı? Asla.

Hollow Knight: Silksong
(Team Cherry)
Yıllardır süren bekleyişin ardından “fazla parlatılmış” bir devam oyunu gibi hissettirmemeyi başaran nadir örneklerden. Silksong, selefinin mirasını inkâr etmiyor ama onun gölgesinde de yaşamıyor şüphesiz. Hornet’le birlikte daha dikey, daha hareketli ve daha sinir bozucu (iyi anlamda) bir dünyaya adım atıyorsunuz. Harita hâlâ kaybolmayı teşvik ediyor, düşmanlar hâlâ acımasız. Ancak bu kez hız ve çeviklik çok daha ön planda.

RV There Yet?
(Nuggets Entertainment)
Bazı oyunlar zorlukla, bazıları hikâyeyle akılda kalır. RV There Yet? ise düpedüz kaosuyla hatırlanıyor. İsmindeki kelime oyununun (ya da dad joke’un) hakkını eğlenceli bir şekilde verdiğine şüphe yok. Sevimli karakter tasarımları ve fizik motorunun bilinçli zayıflığı mizahının itici gücü kesinlikle. Sabır testi kıvamındaki bu dört kişilik co‑op partisi, yılın en samimi oyun deneyimlerinden biri.

The Séance of the Blake Manor
(Spooky Doorway)
1897 İrlanda’sında, denize bakan izole bir malikânede kaybolan bir misafirin peşine düşüyorsunuz ama çok geçmeden anlıyorsunuz ki asıl mesele kimİN kaybolduğu değil; kimin neyi sakladığı. Grafik roman estetiği, ağır ağır akan zaman sistemi ve sürekli tıkırdayan iç saat, oyunu aceleye getirmemeniz gerektiğini fısıldıyor. En güçlü yanı, dedektifliğin sadece bulmaca çözmekten ibaret olmaması. Sömürgecilik, inanç, kimlik ve bastırılmış travmalar, malikânenin duvarlarına sinmiş durumda; karakterler de bu ağırlığı taşıyor.

Split Fiction
(Hazelight Studios)
Kooperatif oyun meraklılarının gönlünü It Takes Two ile çalan zihinler 2025’te de şaşırtmadı. Bu kez biri bilim kurgu, diğeri fantastik edebiyat yazarı iki karakteri kontrol ederek her ikisinin yazdığı hikâyelere dalıyoruz. Her şeyin her an değişebileceğine sürekli hazır olmanız gerek; zira mekanikler, anlatı ve atmosfer sürekli değişiyor. Bu bilinçli kaosun içinde tempo neredeyse hiç düşmüyor ve sürekli diken üstünde bir oyun deneyimini de beraberinde getiriyor. “Yılın en kalp sıkıştıran oyunu” diye bir ödül varsa sahibi belli.

Tiny Bookshop
(neoludic games)
İlk bakışta sakinliğiyle kandıran ama içine girdikçe fark ettirmeden saatleri yutan bir oyun. Sahil kasabasıyla üniversite arasında gidip gelen küçük karavan kitapçınızda günler yavaş akıyor; raf diziyorsunuz, müşteri dinliyorsunuz, doğru kitabı doğru insana verme derdine düşüyorsunuz. Buradaki asıl tatmin, “tam da bunu arıyordum” diyecek bir müşteriden geliyor. Üstelik Woolf’tan Morrison’a, klasiklerden çağdaşlara uzanan gerçek bir edebiyat seçkisi var karşınızda. Sıkı birer okur olanlar için bu neredeyse sezgisel bir oyun.