Aklımdakiler: Zeynep Bastık

İllüstrasyon: Sadi Güran

Zeynep Bastık, Türkiye’de pop yıldızlığının değişen kodlarını en iyi temsil eden isimlerden biri. Kariyerinin başından bu yana yorumculuğu, vokal üslubu ve sahne enerjisiyle dikkat çeken Bastık, zaman içinde kendi estetik dünyasını da giderek daha görünür hâle getirdi. Bir yandan büyük sahnelere, diğer yandan kulaklıkla geçirilen yalnız anlara seslenen bir müzik dili geliştirdi.

Son olarak geçtiğimiz nisan ayında “Misafir” adlı teklisini video klibi eşliğinde yayımlayan ve yakında yeni üretimleriyle karşımıza çıkacak olan Zeynep Bastık, farklı disiplinlerde üreten dostlarından gelen soruları Aklımdakiler köşemiz için yanıtladı.


Ali Elmacı soruyor

Ben resimle müziği birbirine çok benzetiyorum; çünkü ikisinin de ritmi, armonisi, boşluğu ve yoğunluğu var. Sen şarkı söylerken ya da bir parçayı yorumlarken bunu hiç görsel bir kompozisyon kurar gibi düşündüğün oluyor mu? Mesela bir şarkının ışığı, rengi ya da kadrajı zihninde oluşuyor mu?

Benim için her şarkımın bir rengi, bir dansı, bir mood’u var. Konserlerde de prodüksiyon tasarlarken genelde şarkıların renklerini belirlerim, nasıl bir görselle ve ışıkla bir dil oluşturacağımız konusuna özen gösteririm. Sahnede hikâyeye ve anlatıma tüm elementlerle hizmet etmeyi seviyorum. Duyguları bu araçlarla seyirciye iletmeye çalışmak üretimime çok yardımcı oluyor, aynı zamanda da çok eğlenceli.

Nazlı Bulum soruyor

Müzik tarihinden üç performans seçmeni isteyeceğim. İlki, çocukluk ya da ilk gençlik yıllarında görüp seni şimdiki Zeynep olman için ateşleyen, ikincisi “keşke bunu ben yapmış olsaydım” dediğin, sonuncusu da bıkmadan tekrar tekrar seyredebileceğin.

İlki: Baştan sona Sade’ın San Diego konseri.
İkincisi: Şebnem Ferah 2007 Bostancı Gösteri Merkezi konseri.
Üçüncüsü: Beyoncé 2013 Super Bowl performansı.

GOKO! soruyor

Bugün elde ettiğin her şey elinden alınsa; ekip, bağlantılar, ün, katalog… Sadece deneyimin ve zihniyetin kalsa. Kariyerini sıfırdan inşa etmeye nerden başlardın?

Sanırım besteci ve söz yazarı tarafımı daha da güçlendirerek başlamak isterdim üretim ve paylaşım işine. Yorumcu Zeynep’in seviyesine yetiştirmeye çalışırdım o tarafımı. Daha sonra tüm süreç daha kolay ve daha sahiplenici olurdu benim için.

Mali Ergin soruyor

Kliplerinde, şarkının ruhunu yansıtmaya mı önem veriyorsun yoksa o dönemki kendi tarzını mı? Bir de görsel dünyayı kurarken ilham aldığın alanlar nereler?

İkisini de diyeceğim buna. Çünkü zaten şarkı seçimlerim ve klip çekmek isteyeceğim şarkılarım genelde o dönemki ruhumu, gerçekliğimi ve zevkimi temsil eden şarkılar oluyor. Görsel anlatımında da hem vizyon konusunu öncelik ediyorum hem de şarkının istediğini vermek istiyorum. Ekip arkadaşlarımla da aynı şeylere heyecanlandığımız için ortaya hep sevdiğim ve arkasında durabileceğim işler çıkıyor.

Ayşe Balıbey soruyor

Zeynepcim, oyunculuğunu hep çok başarılı buldum ve yer aldığın projeleri büyük bir keyifle izledim. Yeniden oyunculuğa dönmeyi düşünsen, nasıl bir proje seni heyecanlandırır ve “bu işte olmak istiyorum” dedirtir?

Öncelikle çok teşekkürler Ayşeciğim 🙂 Bir süredir oyunculuğa geri dönmek istiyorum ben de. Fakat doğru ve içinde bulunmak isteyeceğim bir projeyle karşılaşmadım henüz. Bana “şarkıcıyı oynar mı?” sorularını da bir kenara bıraksalar artık mesela… 🙂 Bir dijital işte hatta kalbimden geçen, belki çok da anaakım olmayan bir projede yer almak çok istiyorum. Kısmet 🙂

Melisa İnci soruyor

Hayatının bu dönemini bir yönetmen çekseydi bu kim olurdu, filmin sanat yönetimine dair ilk notun ne olurdu?

Pedro Almodóvar’ın renkli ama biraz fazla bakınca hafiften buruk dünyasını hayatımın genel dinamiğine benzetirim gibi geldi. Daha önce hiç düşünmemiştim böyle bir şey, ne güzel soru. İçimde yaşayan o renkli ve duygusu yüksek zamanları seven ve eski dönemlerden ilham alan Zeynep’i de düşününce Pedro Bey diyeceğim buna 🙂 Biraz daha düşünsem dönemsel olarak eşlik edecek bir sürü yönetmen çıkar gerçi…

Önder Tiryaki soruyor

Dinleyicilerin şarkılarınla olduğu kadar saçın, makyajın ve bütünüyle görünüşünle de seni severek takip ediyorlar. Sen imajının performansına, sahnedeki Zeynep’e olan etkisini nasıl yorumluyorsun?

Aslında burada da yine kendimi nasıl hissettiğim, o konser sabahına nasıl uyandığım ve nasıl bir kıyafetle o konseri yapacağım sorularıyla şekillenen bir saç – makyaj sürecim var. Genelde benzer hatlarda geziniyorum ama. Çok ağır makyajlardan, çok yapılı saçlardan hoşlanan biri değilim. Doğal hâlimin biraz daha özenilmişi gibi görünmekten hoşlanıyorum. Ama bazen de kendimi değişik hâllere sokmayı seviyorum tabii. Değişiyor. Genel olarak çok başka görünmekten sürekli yeni şeyler denemekten saç – makyaj konusunda çok hoşlanmıyorum sanırım 🙂

Tayfun Kaba soruyor

Bu yıl stilin de en az müziğin kadar konuşuldu. Bir tasarımcı olarak hep şunu merak ederim: İnsan kendi görünüşünü tasarlarken aslında kendini mi ifade eder, yoksa olmak istediği kişiye mi yaklaşır? Senin için stil hangisine daha yakın?

Bence bu cevap kişiden kişiye göre değişir. Ben kendimi nasıl bir mood’da hissediyorum, sahnemizin enerjisi ve tasarımı o gün nasıl… En önemli kriterlerimden biri de “Rahat mıyım?” olur genelde. Bu sorular üzerinden şekilleniyor sahne görünüşüm. Rahat hareket edebildiğim, beni yansıtan ve kendi gerçekliğimden çok ayrışmayan bir sahne stilim olduğunu düşünüyorum.

Deniz Pelister soruyor

Eğer hayat seni sahneye değil de başka bir yola çıkarsaydı, bugün hangi sanatın ya da hangi üretim biçiminin peşinden gidiyor olurdun? İçinde keşfedilmeyi bekleyen, çok az kişinin bildiği bir yönün var mı?

Ya bir tasarımcı ya da bir şef olmak isterdim sanırım. Modayla ve gastronomiyle çok benzer ilhamlarla bir tutku içindeyim. İçimden bir ses bir noktada ikisinden birine ciddi zaman ve emek harcayacağımı söylüyor. Tek bir iş yaparak yaşlanacağımı zannetmiyorum hiç. Sanki başka yerlerde de keşfedilmeyi bekleyen personalar varmış gibi hep. Umarım hayat zamanı geldiğinde, bu alana ve enerjiye alır beni.