Bant Mag. No:35’ten // Pop ve arabesk Ceylan Ertem’in kalbinden geçerken…

Ceylan Ertem’in müziği, adanmış nostaljilerin gücü ve yaşanmışlıkların şiddetiyle bu 10 yılın başından beri kendi bildiğini okumaya devam ediyor. Olay sadece kendi döneminin en yetenekli şarkıcı ve şarkı yazarlarından biri olması değil; insan onun duygu paylaşımındaki cömertliğinde huzur buluyor resmen. İster kendi şarkılarını söylesin, ister başka kadınlarınkini, durum böyle… Tıpkı Ceylan Ertem’in Yıldız Tilbe’nin şarkı yazarlığına neden hayranlık duyduğunu anlatırken altını çizdiği gibi, “Öyle yaşamadan yazamazsın. Nokta.” Beklediğiniz pop ve arabesk dozu geldi. Amansız Gücenik, kasım ortasında yayınlandı. Biz de sevgili Ertem’den, bu albümü azat eden çocukluk anılarından Yıldız Tilbe’yle olan münasebetine birtakım yanıtlar aldık.

Bu albümdeki şarkılar dökülmeye başladığında kafanda ilk beliren yapıştırıcılar, temalar nelerdi? Zaman içinde nasıl evrildi?
Soluk zamanı caz ve akrabası müzikleri dinliyordum, dolayısıyla o etkiler duyuldu ilk solo albümde. Ütopyalar Güzeldir dönemi caz ve rock müziği kulağımdan eksik etmediğim dönemlerdir… Hayatımda, ailemden de gelen gelenekle, Türk halk müziği ve arabesk müzik hep vardı. Ben evinde babası plakçalar ya da kasetçalara Beatles koyan bir çocukluktan gelmiyorum. Benimkiler Müslüm Gürses, Orhan Gencebay ya da Ahmet Kaya dinlerdi.

Babaanneler, halalar hep Sezen Aksu, Nükhet Duru, Müzeyyen Senar, Emel Sayın… Bergen vardı, bir travmaydı. Tek gözünün saçlarıyla kapalı olduğu kadın, onlarca kaseti çekmecelerde. Baktığımda kapaklara çok tuhaf hissederdim. Bizim evde büyük saygı duyulurdu Bergen’e. Kocasına belalar savrulurdu… Anılarım böyleyken arabesk, melankoli, depresif aşk acıları, büyük kahkahaları aslında hüznün bir zırhı gibi giymekler… Hiç yabancı hisler olmadı.

Amansız Gücenik biraz da o küçük/büyük acıların, aralarında büyüdüğüm/büyütüldüğüm o kadın ve adamların ettiği lafların, tepkilerin izlerini taşıyan, pop ve arabesk müziğin etkilerinin görüleceği ama yine de tanıdığınız Ceylan’ın kalbinden geçenlerle dolu.

Albüme, “Tutunamayız / Hırpalandı Mayıs” diye başlıyorsun. Sokaktaki süregelen mücadelenin etkilerini net olarak barındırıyor işlerin. Amansız Gücenik ismini seçmenle bu etkilerin nasıl bağdaştığını kısaca anlatabilir misin?
Aslında albüm adı ile “Hırpalandı Mayıs”ın pek ilişkisi olduğunu söyleyemem. Çünkü o mücadelede bir küskünlük yoktu. Müthiş bir coşku ve tutku, sevgi, saygı vardı. Öldürülen kardeşlerimiz için yaşadığımız acı için bile küsmedik. Aksine bu bir ateş olarak bizi yakmaya, gün gelirse yine bir gün birilerinin kafasında bomba gibi patlamaya, hazır bekliyor. Bu yakıcı güç illa sokağa çıkıp yumruk kaldırmakla olmayabilir. Hep birlikte söylediğimiz bir şarkı da olabilir. Ben “Hırpalandı Mayıs”ı söylerken aslında hâlâ o eylemin içindeyim, hâlâ birilerine “sen kötüsün, iyilik ise daima kazanacak” diye bağırıyorum. Birileri yaptığı resimle bu eyleme devamda, birileri ettiği dansla. O “Mayıs”ın izlerini yakında gelecek tüm sanat ürünlerinde, müziklerde, vs. duyacak, göreceğiz. Şarj olduk. Deşarj olmamızın tek yolu da söylemek, çizmek, yazmak. Geçenlerde Dilara’nın Berkin için yazdığı şarkıda gözyaşı döktüm. Etkilenmemem mümkün değil, Dilara, “Today the fear is gone” (Bugün korku bitmiş halde) dediğinde Berkin’in gözlerini hatırlamamam mümkün değil.

Amansız Gücenik adı ise büyük aşkım Edip Cansever’in satırlarından… “Nerdeyim / Kelebeklerden dokunuşlar alan bir yaprak gibi inceyim / Para bozduranların az çok bildiği / Adres soranların gene bildiği / Bir sokakta bir aşağı bir yukarı saatlerce dolaşanların hemen hemen bildiği / Amansız bir güceniğim…” Nasıl da ben ve sen, değil mi?

İstanbul’da yazdığın şarkıları kaydetmek için İstanbul’dan uzaklaşmak sana ve albüme nasıl geldi?
Of. Çok etkisi oldu. Uzun uzun anlatırım ama şöyle özetleyeyim; zaman algısı bambaşkaydı hepimiz için. Yavaşladık. Aktık…

ceylan_web_30

Umut Var”da Mabel Matiz’e ait bir besteyi seslendiriyorsun. Sahiden umut olduğu hissi parçanın tınısında da kendini gösteriyor. Yaşadığımız yerde umutsuzluğa kapılmak an meselesi. Sen nerelerde umut görüyorsun?
Sanatta, hoşgörüde, adaletli olmakta, vicdanda, ırk bir yana tür de ayırmamakta…

Albümde mükemmel Yıldız Tilbe – “El Adamı” yorumunun yerini almasının yanısıra Yıldız Tilbe’nin sana verdiği “Kahroloji”yi duyuyoruz. Yıldız Tilbe’yle münasebetiniz nasıl başladı? Ve sanırım sana o ulaştı. Hikâyeyi senden dinleyebilir miyiz?
Bir gün evimde albümün prodüktörü Can (Güngör) ile oturuyorduk. Can’ın doğum günü, aralık ayı. Miskin miskin duruyoruz. Aradı. Sesini tanımamanız mümkün değil. O ses! Dedi ki, “Seni çok sevdim, bir hediye vermek istedim, e ben ne hediye verebilirim, bir şarkı… Şimdi telefonuna şarkıyı gönderiyorum, dinle, sonra tekrar konuşalım.” Evde dans etmeye başladım. Yıllarca büyük aşkla dinleyip, sesine taptığım, şairliğine öldüğüm kadın bana bir şarkı yazdı ve gönderdi. Ortaçgil ile, Umay ile de böyle oldu. Onlar bir gün beni aradı. Sanırım birini o kadar çok severseniz o bunu hissediyor, bir an geliyor ve yollar kesişiyor… Sonra Can, Cenk (Erdoğan) ve ben parçayı Çeşme Ovacık köyüne kurduğumuz stüdyoda, aletleri takıp çalarak birkaç saatte düzenledik. Geçenlerde Yıldız abla da Twitter sayfasında birkaç kere paylaştı ve hem düzenlemeyi hem yorumumu çok sevdiğini yazdı. Yaşadığım en mutluluk verici olaylar arasında yerini her zaman koruyacak, muhteşem bir anı benim için bu şarkının hikâyesi. Can ve Cenk’in katkıları, varlıkları ise ikinci büyük hediye, hem bu önemli iki parçanın düzenlemeleri, hem de albümdeki emekleri için.

Röp: Ekin Sanaç – Foto: Aylin Güngör
Röportajın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:35’e ulaşabilirsiniz.