Boards of Canada, Kurt Vile ve bu hafta başka ne dinlesek?
Yazı: Elif Öz, Pelin Yılmaz, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal
Haftanın yeni müzikleri: Boards of Canada, Kurt Vile, Francis of Delirium, Matias Aguayo, Syd, Gigi Masin, The Durutti Column, KÁRYYN, A Perfect Circle ve dahası.
Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor.

ALBÜM: Boards of Canada – Inferno
(Warp Records)
13 yıl sonra gelen bir Boards of Canada albümünün bu kadar heyecan yaratması şaşırtıcı değil; Warp Records, yılın en çok beklenen albümlerinden birini arşivlerden çıkarılmış bir hatıra gibi dinleyicilerin önüne bıraktı. Yarım kalmış çocukluk anılarının, silik hatıraların ve zamansız melodilerin arasında dolaşan Inferno, dinledikçe derinleşecek ve düşündürecek bir albüm. Bir şeyleri anımsama deneyimine benzer şekilde, albüm akışında da tekinsiz ve parlak anlar birbirinin içine karışıyor. “Somewhere Right Now In The Future” ya da “Into The Magic Land” gibi duraklarda eski Boards of Canada ışığı ve ısısını yaşamak mümkün. “The Process”, “You Retreat In Time And Space” ve “I Saw Through Platonia”dan oluşan final bloğu bir çözülme yaşatsa da bunu ürkütücü, kimileri için kalp kırabilecek bir tavırla yapıyor. Boards of Canada müziği hep zamanla ilgiliydi; Inferno’da ise odakta doğrudan zamanın bıraktığı izler var.
TEKLİ: The Tallest Man on Earth – Colors
(ANTI-)
İsveçli müzisyen ve besteci Kristian Matsson, 20 seneye yakın zamandır albümlerini paylaştığı The Tallest Man on Earth projesiyle çıkacağı Kuzey Amerika turnesini yeni bir tekliyle haber veriyor. 2023’ten beri ondan duyduğumuz ilk şarkı biraz sıradan bir akor dizini ve vokal melodisinin güzel kotarılmış yaylı bölümler ve Matsson’un coşkulu vokaliyle yükselmesinden oluşmakta. Yaptığı müzik zamandışı ama belki bir on sene evvel daha geçer akçe idi. Yine de sevenlerini mutlu edecek pozitif bir damarı da var. Sanırız bir albüm de gelecektir ardından.

ALBÜM: Francis of Delirium – Run, Run Pure Beauty
(Dalliance Recordings)
Sahne ismi olarak Francis of Delirium’u kullanan Belçikalı müzisyen Jana Bachrich, altı senedir EP’lerin ağırlıkta olduğu bir diskografi oluşturuyor kendine. Bu hafta ise uzun zamandır iş birliği içinde bulunduğu Chris Hewett ile prodüktörlüğünü de üstlendiği ikinci stüdyo albümü Run, Run Pure Beauty’yi paylaştı. Albümde, isminden başlayarak beklenmedik bir dramatik atmosfer, aslında indie rock numaraları olmalarına rağmen şarkılarda bir ballad büyüklüğünde yaşanan hisler ve özellikle Bachrich’in vokallerinden taşan bir duygu yükü var. Oldukça kişisel mevzulara yer verilen kayıtta Bachrich ses dünyasını genişletmekten, belli ki içini çalkalayan hisleri müziğine de olduğu gibi yansıtmaktan korkmuyor. Müzisyenin yine kendi elinden çıkan kapak görselinin güzelliğini de anmadan geçmeyelim.
ALBÜM: Iceage – For Love of Grace & the Hereafter
(Mexican Summer)
Kopenhaglı ekibin beş seneyi bulan sessizliğini bozan albümde bu aranın onlara iyi gelmiş olduğunu gösteren, önceki kayıtlarda pek görmediğimiz bir ferahlık söz konusu. Post-punk tavrını korusalar da grubun sanki bu hafiflemiş hâli kendilerini rock’n’roll’a bırakıp içlerindeki kuduruk enerjiyi dışarı salmalarına yardımcı olmuş. Kendinin eğlenmesine izin veren bir grubun yüksekliği ve mutluluğu biraz da bulaşıcı sanırız. Dans ettiren punk albümleri için kalbinizde özel bir yer varsa yeni Iceage kaydını mutlaka bir döndürün.

EP: Anna McClellan – Space, you big cloud
(Father / Daughter Records)
McClellan yeni kısaçalarını spontane bir kararla prodüktörü Graham Tavel’la bir araya gelip üç günde kaydetmiş. En güzel tarafı ise bu acelenin, bir fikri hemen hayata geçirme heyecanının ve telaşının ilk dinleyişte bile hissedilmesi. Beş şarkılık EP’de parçalar en kusursuz hâllerinde değiller; müzisyenin yer yer sesi çatlıyor, yüksek notalara çıkarken bocalıyor, besteler görece sade ve küçük bir prodüksiyon dinliyoruz. Bu hamlığın EP’nin üstünde çok samimi, hem McClellan’ı hem de şarkılarını özgürleştiren bir etkisi var. Müzisyen ne hissettiği veya ne dediği hakkında da gereğinden fazla düşünmüyor sanki, işi önce bunları hissetmek ve düşünmek. Bunların doğrusunu, yanlışını, en mükemmel kıvamını bulmak şu ânın derdi değil.
TEKLİ: Chanel Beads – Dust in the Wind
(Jagjaguwar)
Chanel Beads, “Dust in the Wind”de rüya ile gerçek arasında asılı duran sisli bir atmosfer kuruyor. Bulanık elektronik dokular ve Shane Lavers’ın hem fısıltıyı hem de haykırışı aynı anda çağrıştıran vokalleri, katman katman açılan melodilerle birleşiyor. Chanel Beads’in ikinci albümü Your Day Will Come, 26 Haziran’da yayımlanacak.

ALBÜM: Gigi Masin – Movement
(Sacred Bones Records)
Gigi Masin’in kariyeri, müzik tarihinin doğrusal işlemediğini hatırlatan örneklerden biri. Wind (1986) yayımlandığında ambient müziğin çevresinde duran marjinal bir figürdü; bugün ise birçokları onu türün gizli kurucularından biri olarak görüyor. Suburbia, Music From Memory, R & S gibi plak şirketleriyle yaptığı yayınların ardından 70 yaşına yaklaşırken Sacred Bones çatısı altında sunduğu bu albümle daha da geniş kitlelere ulaşacağına şüphe yok. Adından da anlaşılacağı üzere Movement, hareketi mesele edinen bir albüm. Sabah yürüyüşü, ilerleyen bir trenin camından dışarı bakma, yıllar sonra yeniden bir şeylere başlama gibi hareketleri anımsatan anlarla dolu. Günün farklı saatlerinde tüketildiğinde farklı etkilerini gözlemleyebilirsiniz.
TEKLİ: Syd feat. Blu june – Callin
(Free Lunch / Warner Records)
Los Angeles alternatif R&B sahnesinin yıldız simalarından Syd’in 17 Temmuz’da salıvereceğini duyurduğu üçüncü uzunçaları BEARD’dan bir iştah açıcı daha. Yeni bitmiş çalkantılı bir ilişki sonrası kaleme aldığı Broken Hearts Club (2022) üstünden geçen zaman ve başka tekliler boyunca haberini bekler olduğumuz albümden yine arzu, haset ve hasretin bir arada var olduğu bu parça, önceki tadımlıklardan nispeten daha yüksek bir titreşime sahip. NOVA WAV ikilisinden destek aldığı parçayı kendisinden alıştığımızdan daha hararetli açarak hemen dramanın içine çeken Syd, ritmik flow’u ve kadife fısıltıları arasında gidip geliyor. Ekipten Denisia “Blu June” Andrews vokaliyle ona çeşitli anlarda katılırken, Brittany “Chi” Coney ise Syd’le birlikte şarkının prodüksiyon tarafında çalışmış. “Callin”in görsel eşlikçisine de bir bakmak isterseniz, hemen şuraya uğrayabilirsiniz.

TEKLİ: Gülinler – Reçete
(Ekleyeceğim Daha Çok Şey Var)
Gülinler; geçtiğimiz ay paylaştığı “Hayvanlar Gibi” parçasının ardından sözler ve vokalin yanı sıra klavyede de kendisinin olduğu bir tekli daha yayımladı. Bu sefer “Reçete” daha karanlık ve tekinsiz ses sularında yüzüyor ve yaptığı girişle sorgulayıcı bir hâl bırakıyor zihinlerde: “Sebebini bilmediğim huzursuzluklar beni sarıyor. Anlıyorum sonra sebeplerini.” Teklinin miks ve mastering işlemleri de Çağdaş Şenel’den. Gülinler ve Ahmet Ali Arslan’ın 5 Haziran akşamı Bant Mag. Havuz / Bina’da olacağını da hatırlatalım, detaylar burada.
ALBÜM: V.A. – The Music of the Secret Society that Owns Belgrade
(Inverted Spectrum Records)
Inverted Spectrum Records tarafından düzenlenen The Music of the Secret Society that Owns Belgrade, Belgrad ve çevresindeki alternatif, underground ve sub-underground müzik sahnesini belgelemeyi, görünür kılmayı ve kutlamayı amaçlayan bir toplama serisi ve DIY festival organizasyonu. 2018’de başlayan proje; psikedelik ve avangart rock, pop, caz, punk, elektronik müzik ve geleneksel formlar arasında dolaşan geniş bir seçkiye sahip. Bu yılki derlemede yer alan 13 parçanın ikisi daha önce hiçbir yerde yayımlanmadı; yedi parça ise ilk kez bir plak şirketi aracılığıyla dinleyiciyle buluşuyor.

ALBÜM: Kurt Vile – Philadelphia’s been good to me
(Verve Forecast)
Artık 40’larının ortalarındaki Kurt Vile’ı herhangi bir türün adamı olarak görmek çok mantıklı değil sanki; kendi başına indie rock’ın bir kolu olduğunu söylemek daha doğru. Müzisyen 10. albümünde başta ismiyle, her zaman şarkılarında yer verdiği, memleketine bir güzelleme yaparken en kişisel işlerinden de birine imza atıyor. Müzikal anlamda son iki albümünden çok fazla bir değişiklik yok ancak uzun süre beraber çalıştığı hatta onun 2013’teki Wakin’ on a Pretty Daze albümü ile soundunu yükseltip çok daha geniş kitlelere ulaşmasında da mühim bir yeri olan Rob Laakso’nun zamansız kaybının albümün üzerindeki melankolik ağırlığı da hissediliyor. Laakso’nun yer aldığı tek şarkı olan enstrümantal “Red Room Dub”, koleksiyonun çok değerli bir parçası. Vile her zaman yakın bir arkadaş gibidir; orada olduğunu bilmek, dertlerini bizlerle paylaştığını bilmek güzeldir.
TEKLİ: Mopar Stars – Lifetime of Pain
(perennial)
Mopar Stars’ın 31 Temmuz’da yayımlanacak albümü Official Researchers of the NJ Devil‘dan gelen yeni tekli “Lifetime of Pain”, adına rağmen bütünüyle karanlık bir yerde durmuyor. Albümden paylaşılan önceki kayıtların vurucu enerjisine kıyasla daha içe dönük bir yerde duran şarkı, lo-fi gitar katmanlarının arasındaki bitkin vokalle acı – tatlı bir tona sahip.

ALBÜM: KÁRYYN – PHYSICS UNIVERSAL LOVE LANGUAGE (PULL)
(ANTEVASIN / Mute Records)
KÁRYYN dışarıya çıkıp, gökyüzünde PULL veya PHYSICS UNIVERSAL LOVE LANGUAGE’i ve kendimizi bulmamız için bizlere sesleniyor. Varlık, ruh, aşk, çöküş ve ses temalarına dalıyor; her birini alışılagelmiş hâlindense birbirine değen, katmanlar şeklinde var olan, birlikte kendilerini üretenler olarak ele alarak elektronik ve ambient sularında deneysel ve çok yönlü bir gezintiye çıkarıyor. 10 parçadan oluşan koleksiyon, KÁRYYN’in bünyeyi saran vokali, hafif karanlık ama düşsel synthesizer dokuları ile sonunda zaman ve mekândan sıyrılmış, köşeleri olmayan, duygusal manzarası derin bir etki bırakıyor.
TEKLİ: The Durutti Column – Liars
(London Records)
Manchester müziğinin efsane isimlerinden ve şehrin bir başka efsanesi Factory Records’un bünyesindeki ilk gruplardan olan The Durutti Column, tam 16 yıl aradan sonra yeni bir albüm müjdeliyor. Grubun esas kişisi, gitarcılığı birçoklarını etkilemiş Vini Reilly’nin 2010’da geçirdiği inme sonrası ondan yeni bir şeyler duyup duyamayacağımız muallaktı. Ellerini eskisi gibi kullanamadığı rahatlıkla hissedilse de Reilly ve grubun ruhunun hâlâ güçlü olduğunu 31 Temmuz’da yayımlanacak Renascent isimli albümden gelen ilk teklide hissedebiliyorsunuz. Reilly’nin alttan alta gelen ama etkileyici spoken-word vokali şarkıya çok yakışmış. 80’ler Manchester ruhunu en iyi yansıtan bu güzide grubun diğer şarkılarını da heyecanla bekliyoruz.

ALBÜM: Greg Mendez – Beauty Land
(Dead Oceans)
Greg Mendez, kendi adını taşıyan 2023 çıkışının ardından gelen Beauty Land’de şarkılarını daha da sadeleştirmiş. Fısıltıya yakın vokaller, yalın folk düzenlemeleri ve kırılgan hikâye anlatımı albümün temelini oluşturuyor. Elliott Smith etkisi belirgin olsa da Mendez, bunu bir taklide dönüşmek yerine müziğini olabildiğince kişisel ve biricik bir yere taşıyarak başarmış.
TEKLİ: Xiu Xiu – In Heaven
(Polyvinyl Records)
Xiu Xiu, David Lynch esinli yeni albümü Eraserhead Xiu Xiu’yu duyurdu. Yalnızca dört ay önce yayımlanan cover albümü Xiu Mutha Fuckin’ Xiu: Vol. 1’ın ardından gelen yeni kayıt, Lynch’in 1977 tarihli kült filmi Eraserhead’in ses ve görüntü evrenini keşfetmeye odaklanıyor. 10 Temmuz’a tarihlenen albümden paylaşılan ilk tekli ise Roy Orbison klasiği “In Heaven”ın Xiu Xiu yorumu oldu.

ALBÜM: Paul McCartney – The Boys Of Dungeon Lane
(Capitol)
Müzikal kariyeri neredeyse 70 yıla yaklaşmış, 84 yaşına günler kalmış bir ismin yeni albümünü yorumlamak çok da kolay değil! Paul McCartney son 20 yılda ne yayımlasa yanımıza kâr diye alıp kenara koyduğumuz bir karakter. Ama 20. solo albümü ayrı bir alkışı hak ediyor. Bu zaman diliminde yayımladığı en iyi, tüm külliyatında da üst sıralarda yer alacak bir albüm olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. McCartney denince akla gelen şarkı yapısını, beste tarzını her yönüyle dinleyiciye geçirebiliyor. Evet o güçlü vokali biraz yorgun belki ama yine de üstüne düşeni yapabiliyor. Albümün nostaljik yapısı, yer yer melankolik şarkılar belki en güçlü anları değil. Oyunbaz kişiliğini takındığında asıl zevki veriyor. Beraber çalıştığı, son yılların aranan isimlerinden genç prodüktör Andrew Watt’ın modern dokunuşlarını çok sevmedik aslında. Daha eski ekol bir yaklaşım tercih edilebilirmiş. Ama bunu da dert etmeye gerek yok. Hem The Beatles hem de McCartney hayranları için çok güzel bir hediye.
TEKLİ: Kaitlyn Aurelia Smith – Ruin
(Somebody Special)
Bir şeyleri idrak etmekten çok hissettirmenin yolunu bulan ucu açık kompozisyonlarıyla tanınan Kaitlyn Aurelia Smith, James Daniel ile birlikte kurduğu yeni plak şirketi Someone Special’ın yolculuğunu RUIN: It’s Not Just Music adını verdiği 11. solo albümüyle başlatıyor. Ritim ve breakbeat unsurlarının baskın olduğu söylenen albümden paylaşılan ilk tekli “Ruin”, heyecanı yükseltir nitelikte. Koleksiyonunun tamamını dinlemek için 2 Ekim’i bekleyeceğiz.

ALBÜM: Matias Aguayo – Anenoa
(Platoon)
Dramatikken esprili, minimalken kompleks, samimiyken ustalıklı olabilen Şilili-Alman DJ, prodüktör ve vokalist Matias Aguayo, kendine özgü rengârenk dünyanın kapılarını yeniden aralamış durumda. 20 seneyi aşkın dolu dolu kariyerinin altıncı solo yayınında kalp atışlarını hızla yükselten Latin ritimlerini house ve techno beatleriyle bir arada vererek içinde kaybolunası desenler dokuyor. İncelikli olduğu kadar oyunbaz vokali ise dakikadan dakikaya, parçadan parçaya şekil değiştiren cinsten. Aguayo’ya Latin Amerika bağımsız sahnesinden Barbie Williams, Camille Mandoki, Girl Ultra, IARAHEI ve Javiera Mena gibi dişil güçler eşlik ederken son parçada Uganda asıllı İngiliz müzisyen Daudi Matsiko da eküriye katılıyor. Rahat ama cezbedici, hem şakacı hem baştan çıkarıcı Anenoa yılın ilk yarısının en iyi dans albümlerinden biri.
ALBÜM: ear – Rumspringa
(A24 Music)
Jonah Paz ve Yaelle Avtan’dan oluşan indietronica ikilisinin geçen yıl çokça dikkat çeken ilk albümü The Most Dear and the Future ardından savurduğu yeni koleksiyonun adı, Amish topluluğunda ergenlik için kullanılan bir terim. “Koşturmak” benzeri bir anlamı da var. 16. yaşına basan gençlere öncekinden biraz daha özgürlük tanındığı bir dönemi ifade eden kelime, belki de ekibin de ilk albümlerinden ve sakin süksesinden sonra kendilerine uygun gördükleri bir oluş hâlidir. Uysal vokalleri ve genel tınılarına mahsus melankolik nostalji hissini korurken cızırtılı synth efektlerinden yükselen disonans, en dingin anlarda bile arkada süregelen bir evhama ses veriyor.

EP: Lagartijeando – Wirikuta
(Wonderwheel Recordings)
Arjantin’in Dolores kasabasından seslenen Juan Matias Zundel’in projesi Lagartijeando Wirikuta EP’sinde, Meksika’nın aynı isimli çölüne doğru olan seyahatlerinden aldıkları ilhamla bir araya getirdikleri geleneksel cumbia ile huayno dans ritimlerini psikedelik elektronik ses haritasıyla harmanlayarak güneşin tatlı tatlı ısıttığı havalarda bir kutlama ritüeline çağırıyor. Kökeni Kuzey And Dağları’na dayanan charango enstrümanın yaydığı rahatlatıcı seslerle keskin duygulardan ziyade hafif baş döndürücü atmosferi, hafif gözler kapalı dinlenecek bir alan yaratmış.
TEKLİ: A Perfect Circle – Starless
(BMG)
Sekiz yılın ardından ilk Avrupa turnesine çıkmak için günleri sayan A Perfect Circle, yola koyulmadan önce bir de yeni tekli paylaştı. Grubun orijinal davulcusu Josh Freese’in yeniden ekiple birlikte stüdyoya girmiş olması itibarıyla heyecan yaratsa da “Starless”ın yeni APC şarkısı haberinin yarattığı beklentiyi karşıladığını söylemek güç. Besteci, gitarist ve prodüktör Billy Howerdel şöyle söylemiş: “Bazı şarkılar yıllarca elden ele geçer, üzerinde ince ince çalışılır. Ama arada bir öyle bir şarkı çıkar ki, sanki hep oradaymış gibi kısa sürede şekillenir.”

ALBÜM: The Bug Club – Every Single Muscle
(Sub Pop)
The Bug Club, beşinci albümü Every Single Muscle’da garage rock köklerini daha hızlı, daha gürültülü ve daha punk bir noktaya taşıyor. Çoğu iki dakikanın altında kalan 18 şarkı; akılda kalıcı riffler, absürt mizah ve sivri dilli sözlerle dolu. İnsan bedenine ve insan olmanın garipliğine odaklanan albüm, durmaksızın yeni bir fikirle ortaya çıkan ve dağınık hissettirmeden bir şarkıdan diğerine atlayan bulaşıcı bir akışa sahip.
TEKLİ: Gold Panda – DING THE MOTOR
(Studio Barnhus)
2010’lar electronica rüzgârının en üretken simalarından biri olan İngiliz prodüktör Gold Panda, beşinci stüdyo albümü olacak TON UP’ı ay sonunda yayımlayacak. Stockholm merkezli plak şirketinin “Tam da dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu bir zamanda ortaya çıkan; hem işlevini yerine getiren hem neşeli hem de beklenmedik ölçüde duygusal bir kulüp müziği” tanımını yaptığı albümün ilk teklisi, müzisyenin son dönem işlerine göre daha dışa dönük ve daha hareketli bir enerji taşıyor.