Duygudurum: Midlake - A Bridge to Far
Yazı: Tuana Özcan - Fotoğraf: Shaina Sheaff
20 yılı geride bırakan Texas çıkışlı grup Midlake, Bella Union etiketi taşıyan altıncı stüdyo albümü A Bridge To Far ile folk, prog-rock ve psikedeli arasında salınarak hem kişisel hem de varoluşsal temalara dokunuyor.
2012’de vokalist Tim Smith’in ayrılışının ardından Eric Pulido’nun öncülüğünde yeniden şekillenen grubun sezgisel yaklaşımları sayesinde “daha az referans, daha çok Midlake” tavrıyla albüm, Sam Evian prodüktörlüğünde kaydedilmiş. Şarkılar umut, sabır ve dayanıklılık temaları etrafında şekillenirken stüdyodaki içgüdüsel yaklaşımlarıyla, albüm zahmetsizce son hâlini almış.
Midlake’in sinematik folk-psikedelisine sanki bir kaleydeskoptan bakar gibi; rüya gibi ışıltılı melodilerle ve imgesel, mistik ama dünyevi duygularla örülü A Bridge To Far’ın his haritasını çıkardık.
Açılışı yapan “Days Gone By”, akustik gitarın nazik melodileri eşliğinde “günlerin kayboluşu”yla barışmanın ve kabullenişin huzurunu yansıtıyor. Hemen ardından gelen “A Bridge To Far”, Pulido’nun dediği gibi, “ulaşması zor bir şeye inançla uzanma” hâlini temsil ediyor. Sıkı davulları ve Pulido’nun kararlı icrasıyla albümün genelinde var olan umut tonunu belirliyor. Umut kavramının burada bir ihtiyaç gibi acil olduğunu, rüya gibi melodiler içinde şu sözler tekrarlanırken fark ediyoruz: “Climb up on a bridge too far, go anywhere your heart desires.”(Ulaşılması zor köprüye tırman, kalbinin istediği yere git.)
“The Ghouls” bu huzuru biraz da olsa çatlatıyor. “Hortlaklar” anlamına gelen ismi ile albümün umut dolu havasının ortasındaki huzursuz bir nokta. Kafamızın içindeki kaygıların gerçek hâline gelip “hortladığı” bir yüzleşme ânını anlatan parçanın iddialı gitarları, Pulido’nun dişlerini sıkan hırslı sesiyle birleşiyor. Grubun kendi varoluş kaygısını aynalayan parça, belirsizliğe kafa tutan ve ondan korkmayan bir tavra sahip. Midlake üyeleri de bu şarkı hakkında böyle demiş:“Gerçekleri veya zorlukları şeytanlaştırma eğilimine kapılmadan, onlarla doğrudan yüzleşip olağanüstü bir şey yaratma çabasının ürünüydü.”
“Guardians”, Madison Cunningham’ın eşlik etmesiyle diğerlerinden daha gevşek bir ritimde salınırken; Cunningham ve Pulido’nun vokal paslaşmaları şarkının tansiyonunu elinde tutuyor. “Make Haste” ve “Eyes Full of Animal” ise Midlake’in folk temellerini daha dinamik ve hafif psikedelik bir yaklaşımla harmanlıyor. “Make Haste”te bas yürüyüşü şarkıya sabırsız bir enerji katıyor. “Eyes Full of Animal” ise grubun doğayla kurduğu o mistik bağı hatırlatırken parça boyunca biriken enerji bir gitar solosuyla serbest kalıyor.
“The Calling”, Midlake için beklenmedik bir renk patlaması: Çift saksafonun eşlik ettiği, Pulido’nun “yapmaya çağrıldığımız şeye direnmek ya da teslim olmak” olarak tanımladığı şarkı, albümün kalp atışını belirleyen, en hareketli anlardan biri.
“Lion’s Den” ve “Within Without” ikilisi içe dönük, dingin anlara sahip. Albümün sonuna yaklaştıkça grup bakışını yavaşça içe, daha dingin bir alana yöneltiyor ve derinlerde kalan duygular da gün yüzüne çıkıyor. “Within Without”ta müzisyenler hem kendi geçmişine hem kaybettiklerine dönüp bakarken, “Lion’s Den” ise daha pastoral bir tonda; vokallerin yankılandığı geniş bir alan duygusu yaratıyor.
Kapanış ise “The Valley of Roseless Thorns” ile adının çağrıştırdığı kadar kırılgan. Vokaller buğulu, prodüksiyon sade, açılışta da olduğu gibi akustik gitar eşliğinde her şey yavaşça çözülüyor gibi hissettiriyor, albüm doğal sonuna eriyor gibi.