MIX’e geri sayım: Bant Mag. No:45’ten // Ahmet Ali Arslan röportajı

Zorlu PSM’nin yeni sezonunun açılış festivali olan MIX – Seslerarası Bir Deneyim, birçok farklı yaklaşım ve estetikte üretimlerini yapan heyecan verici isimleri 30 Eylül-1 Ekim tarihlerinde bir araya getiriyor. Festival kapsamında 1 Ekim Cumartesi günü saat 15:30’da Drama Sahnesi’nin heyecan verici programının açılışını yapacak Ahmet Ali Arslan’la Bant Mag. No:45 için yaptığımız röportajı; festivale geri sayımımızı sürdürürken hatırlıyoruz!



Samimiyetin şarkılarla buluştuğu en güzel hâl: Ahmet Ali Arslan

Röp: Busen Dostgül, Foto: Faruk Geyran

Seni tanımayanlar için kısa bir özet geçelim. Liseden sonra Columbia Üniversitesi’nde elektronik mühendisliği okudun ve ardından İstanbul’a döndün. Şu an hâlâ devam ettiğin bir müzik eğitimin var MIAM’da. Ne zaman bir grup kurmaya ve bu işi ciddi bir şekilde yapmaya karar verdin?

Kendiliğinden oldu aslında. 2014 yazında senelerdir biriktirdiğim parçaların demolarını paylaşmaya başladım. Hepsi müzikle alakalı olan, yapmak istediğim birçok şeyden bir tanesiydi kendi müziğimi çalmak, söylemek. Bir şekilde insanlar, konserler çıktı önüme. Bıraktım kendimi biraz, o tarafa gitti hayat. Bir yandan da “ciddi bir şekilde”ye yoğunlaşırsam, geçtiğimiz yaz başı Boğaziçi’nde gittiğim Ara & Onnik Dinkjian konserini tarih olarak verebilirim: “Ben hayatımda bunu yapmak istiyorum” dedirten oydu.

Şarkılarını genelde kendin yazıyorsun. Bu süreçte seni motive eden şeyler neler oluyor? Sana ilham veren şeylerden biraz bahseder misin?

Kolay değil müzik yapma motivasyonunu ya da şarkıların nasıl çıktığını anlatmak. Bir çeşit içimdeki bir şeyleri paylaşma isteğinden doğuyor, orası belli. Müzik beni çok mutlu ediyor, ben de başkalarına verebilsem böyle bir şey, ne mutlu diyorum kendi kendime, orası da belli. Neyi paylaştığım, vermeyi seçtiklerim belki de anlatması en zor olan. Bana dokunan, özel olduğunu düşündüğüm anlardan, bazen kafamdaki resimlerden, severek hissettiğim her şeyden çıkabiliyor şarkılar.

Bazı şarkıların, arkadaşlarının yazdığı şiirler üzerine yaptığın besteler. Şarkı yazım aşamasında, kendi yazdığın sözler ya da başkasının yazdığı sözler üzerine çalışmanın ne gibi farklılıkları var?

Çoğu zaman beste önden geliyor benim için. Misal, Rafet Karaoğlu’nun yazdığı “Mehtap” ve “Rüya Bitti”de ilk önce beste vardı. Rafet’e gönderdim, o üzerine söz yazdı. İçinden ne geçirdiyse, müzik ona ne söylediyse. Onun yazdıkları üstünde ben biraz oynadım, besteye daha iyi oturtmak için. Bazen denedik, yapamadık. Çok zevkli birlikte çalışmak. EP’deki “Mektup”u da bir fikirden yola çıkarak beraber yazdık. Kendi başıma yazdığımda beste ve söz birbirini daha hızlı bir şekilde etkiliyor, değiştiriyor. Fakat “Oldu mu bu?” sorusu korkunç bir şey; kendine sorunca daha da korkunç. Daha fazla insanla tanışıp, daha fazla söz-beste almak vermek, daha kolektif işler yapmak çok isterim aslında. Ozan Sarohan ve Rana Uludağ’la biraz yakaladık o ritmi. O soruya gelmeden sevmiş oluyoruz parçayı.

Canlı performanslar genelde müzikseverlerin bir müzisyeni anlaması ve hattâ sevmesi için en uygun ortamlardan biri denebilir. Senin canlı performanslarla ilgili hissiyatın nedir? Aldığın tepkiler ve yaptığın müziğinin yansımasının sana ne gibi faydaları olduğunu düşünüyorsun?

Kendi müziğimi düzenli çalmaya başlayalı aşağı yukarı bir sene oluyor. Yavaş yavaş varıyorum keyfine. Çok seviyorum paylaşmayı ve ânında görmeyi; acep karşı taraf da benim hissettiğimi az buz hissediyor mu… Çalarken kafadaki başka türlü soruları düşünmemeyi, yarına bırakmayı yeni yeni öğreniyorum. Ben ne kadar zevk alıyorsam seyirci de o kadar hissediyor sanki. Bana faydası da aşırı sevgi ve devam etmeye motivasyon tabii ki.

Su Akar Deli Bakar EP’si için Müzik Hayvanı’yla çalıştın. Türkiye’de bağımsız plak şirketleri ve geleneksel olanlarla çalışmanın ne gibi farklılıkları olduğunu düşünüyorsun?

Müzik Hayvanı’yla bir aileye girmiş gibi hissettik. Hiç kimsenin birbirinden öte çok bir çıkarı olmadığı zaten ortada. Müziğe bakış da yakın olunca çok rahat ve sıcak oldu bizim için. EP zaten yapısı itibariyle çok işlenmiş değil. Öyle kalsın istedim. Sahneyi taşıyalım, grup olarak birbirimizle olan bağımızı ortaya koyalım istedim; eğrisiyle doğrusuyla. Geleneksel bir plak şirketinde yeni çıkış yapan birine böyle özgürlükler verilmiyordur diye tahmin ediyorum. Ne işin parasını gözeten birinin müziğe dokunmasını isterim, ne de ikna etmeye uğraşmayı. Bu tavır böyle. Müziğin kendisi ve yayın organı çekiyor zaten birbirini.

Röportajın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:45’e ulaşabilirsiniz.