Perde arkası: 2019’da Türkiye’de müzik festivali yapmak

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte müzik festivallerinin afişleri de sokaklarda boy göstermeye başladı. “Bu yazın öne çıkan festivalleri” dosyalarının bir benzerini hazırlamaya bile uzun zamandır hasret kalmışken, bu sene festival açısından epey zengin bir yazın önümüzde olduğunu da aynı duvarlardan okumak mümkün.

Hazırlayan: Cem Kayıran, Ekin Sanaç, Yetkin Nural
İllüstrasyon: Mert Tugen

Sürekli değişkenlik gösteren bir atmosferde uzun ömürlü bir festival organize etmenin, sektörel engelleri aşıp içine sinen bir festival ortaya çıkarabilmenin ne denli zor olduğu aşikâr. Biz de bu sene festivallerin programlarını tanıtmanın yanı sıra perde arkasına kafamızı uzatıp güncellenmek istedik ve çoğu İstanbul’da konumlanan, farklı 15 festivalin organizatörleriyle konuştuk. Dosyamız “yaz” festivalleriyle sınırlı değil bu arada; geçtiğimiz günlerde düzenlenmiş ve yaz sonrası düzenlenecek etkinlikleri de dahil ettik, 2019’a genel bir bakış sunduk. Sayfa sonundaki bağlantıya tıklayarak dosyanın tamamını okumak için Bant Mag. No:67‘ye ulaşabilirsiniz.

Harun İzer – İSTANBUL KÜLTÜR VE SANAT VAKFI
İstanbul Müzik Festivali: 11 Haziran – 30 Haziran 2019
Programında Barok müziğinden Osmanlı klasik müziğine uzanan geniş bir skalayla 47. yaşına giren, İstanbul’un en köklü uluslararası müzik festivali.
İstanbul Caz Festivali: 29 Haziran – 19 Temmuz 2019
İstanbul Caz Festivali, hem ülkeden hem dünya sahnesinden ikonik ve ilham veren isimlere yer veren geniş programıyla bu yaz 26. kez düzenlenecek.

“Bundan beş altı sene öncesine kadar Türkiye’den dünyanın değişik yerlerine davet edilen müzisyen/topluluk sayısı oldukça kısıtlıydı. Son iki yıldır bunun da giderek arttığını ve çeşitlendiğini görmek mümkün. Eskiden daha çok etnik yönleriyle ilgi çeken gruplar davet edilirken, şimdi dünya standartlarında işler yapan ekiplerin de sıkça yurtdışına davet aldıklarını gözlüyoruz.” – Harun İzer

Dışarıdaki ülkelerdeki aktörlerin Türkiye’deki kültür-sanat yaşantısına, özellikle de sektöre dair algısıyla ilgili neler söyleyebilirsiniz? Siz son zamanlarda ne gibi tepkiler, sorular ya da yaklaşımlarla karşılaşıyorsunuz?
Müzik alanında son 10-15 yıl içerisinde Türkiye’ye karşı artan bir ilgi var. Yakın dönemde, Avrupa’dan çeşitli grupların Anadolu rock’tan etkilenerek başarılı işler yaptığını görüyoruz, Altın Gün, King Gizzard gibi toplulukların ilgisi bu ivmeyi artırdı diyebiliriz. Festival ve canlı müzik sektörü açısından durum biraz daha farklı. Türkiye ve özellikle İstanbul, yabancı topluluklar açısından her zaman ilgi çekici bir sahne ve seyircimizi de seviyorlar. Ancak canlı müzik sektörümüzün kaynak konusunda yardıma ihtiyacı olduğu ortada, hem kamunun hem de özel kurumların bu anlamdaki destekleri arttıkça daha başarılı sonuçlar alınması mümkün oluyor. Uzun yıllardır İstanbul Caz Festivali’nin sponsoru olan Garanti Bankası gibi örneklerin artması, sektörün güçlenmesi ve dolayısıyla uluslararası algısının gelişmesi için kesinlikle gerekli. Böylece başarılı festivaller yapıldıkça bunların uluslararası alandaki etkileri de artacaktır diye düşünüyorum. Her başarılı festival, başarıyla tamamlanan her konser bu anlamda büyük katkı sağlıyor sektöre.

Organize edilen etkinlikleri daha geniş kitlelere ulaştırmak her zaman festivallerin önemli bir misyon olmuştur. Son yıllarda bu anlamda eskiye kıyasla ne gibi farklı mücadeleler, zorluklar ya da avantajlar ve kolaylıklarla karşı karşıyasınız?
İstanbul Caz Festivali bu yıl 26. kez düzenleniyor. Festivalin başladığı 1990’lı yıllarda temel sorun, İstanbul’a güncel müzik ve cazın en başarılı isimlerini getirebilmek idi. O dönemlerde şu anki kadar da çok sayıda etkinlik olmaması, mekân ve teknik imkânların şimdiki kadar çok ve çeşitli olmaması gibi handikaplar da vardı. Dolayısıyla festivalin o dönemi, buradaki sektörün de temellerini oluşturan unsurlardan biriydi diyebiliriz. Şu anda Türkiye’de festival sektörü çok daha gelişmiş bir noktada, özellikle yerli müzik sektörü bu süre içindeki tecrübelerle çok ciddi şekilde gelişti. 2000’li yıllarda sadece yerli grupların katılımı ile kitlesel festivaller düzenlenmesi uzak bir hayal gibi görünürken şu anda bu tür festivallerin en büyük hacmi yarattığını görüyoruz. Tabii bu durum bizi de farklı hedeflere yöneltti çünkü artık bu konuda başarılı işler yapıldığını görüyoruz.

Bizim İstanbul Caz Festivali olarak şu anki önceliğimiz aslında Türkiye’deki müzik üretimini uluslararası anlamda daha geniş kitlelere ulaştırmaya da destek olmak. Festival dahilinde Vitrin – Türkiye Güncel Müzik Buluşması adı altında yaptığımız bir programımız var. SOCAR Türkiye sponsorluğunda bir turne destek ödülü de verdiğimiz bu bölümde dünyanın değişik yerlerinden müzik profesyonellerini ve uluslararası festival yöneticilerini ağırlıyoruz ve Türkiye’den grupları izlemelerini sağlıyoruz. Burada Türkiye’den başarılı ekiplerin her zaman ilgi çektiğini görüyoruz. Bundan beş altı sene öncesine kadar Türkiye’den dünyanın değişik yerlerine davet edilen müzisyen/topluluk sayısı oldukça kısıtlıydı. Son iki yıldır bunun da giderek arttığını ve çeşitlendiğini görmek mümkün. Eskiden daha çok etnik yönleriyle ilgi çeken gruplar davet edilirken, şimdi dünya standartlarında işler yapan ekiplerin de sıkça yurtdışına davet aldıklarını gözlüyoruz.

İstanbul Caz Festivali, “Gece Gezmesi” gibi kendi mini festivallerini türemeye başladı. Yıllar içinde sizin festivali kurgularken üzerinde durduğunuz, çıkış noktası olarak belirlediğiniz unsurlarda ne gibi değişiklikler gözlemliyorsunuz?
Gece Gezmesi ilk kez 2015 yılında başladığımız bir etkinlik, bu yıl Birlikte Güzel’in katkılarıyla düzenlenen bu etkinlik aslında festival kapsamında  son yıllarda gerçekleştirdiğimiz en popüler etkinliklerden biri. Aslında bu bizim son yıllarda olabildiğince şehrin değişik ve farklı bölgelerine yayılma hedefimizin de bir parçası. Özellikle 2010 sonrasında festivalin önem verdiği konulardan biri bu. Festival sadece bir yıldızlar karması değil, biz bunu değişik etkinlik ve içerikleriyle şehri farklı bir şekilde deneyimleme fırsatı olarak da sunmak istiyoruz. Parklarda Caz, Caz Vapuru gibi etkinliklerimizi de bu niyetle düzenliyoruz. Dolayısıyla festival ilk başlarda Türkiye’ye ilk kez gelme veya yıldız isimler üzerinden giderken, şu anda sadece bunu değil aynı zamanda şehir sakinlerine güzel bir festival deneyimi yaşatmayı da hedefliyor.

Birkaç yıl öncesine kıyasla yabancı sanatçıların İstanbul’da konser vermeyi tercih etmeme halinde ne gibi değişimler oldu? Bugüne dair ne gibi değerlendirmeleriniz var?
Son yıllarda yaşanan tatsız gelişmeler sonucunda böyle kısa bir sıkıntılı dönem yaşandı ama şu anda bu konuda büyük bir sorun kalmadığını düşünüyorum. Başta dediğim gibi, aslında böyle durumlar olmadığı sürece İstanbul (ve Türkiye) yabancı müzisyen ve topluluklar açısından çok sevilen ve gelmeyi arzu ettikleri bir yer.

XJAZZ Festivali, Kendine Has sunar: Epic Fair, Kendine Has Babylon Soundgarden, One Love Festival, Akbank Caz Festivali, Cappadox, Sound Ports İstanbul, Sónar İstanbul, PSM Caz Festivali, MIX Festival, Bozcaada Caz Festivali, Red Bull Music Festival İstanbul ve Byzantion Fest’in arkasındaki kişilerle yaptığımız röportajların yer aldığı dosyanın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:67‘ye ulaşabilirsiniz.