PRÖMİYER: G Y D A – “í Annarri Vídd” (Yönetmen: Mu Tunç)

Bant olarak konser düzenlemeye başladığımız ilk yıllardan beri farklı iş birlikleri ve solo performanslarıyla İstanbul’da sıklıkla ağırladığımız İzlandalı müzisyen Gyða Valtýsdóttir’in geçtiğimiz yıl G Y D A mahlasıyla yayınladığı Evolution albümünde yer alan “í Annarri Vídd” parçasının Mu Tunç yönetmenliğinde Çeşme’de çekilen klibi Türkiye prömiyerini Bant Mag.’da yapıyor.

Büyüleyici deneysel pop grubu Múm’un üyelerinden biri olan Gyða’yı son olarak geçtiğimiz ekim ayında Bant Mag. Havuz / Bina’da ağırlamıştık. İzlandalı müzisyen, şarkı ve klibin çıkış noktalarına dair şunları söylüyor:

“İstanbul kalbime çok yakın, özel bir yere sahip ve Mu benimle Türkiye’de çekilecek bir klip için iletişime geçtiğinde bir şekilde mükemmel hissettirdi. Klip, Türkiye’de yedi yıl önce gerçekleştirdiğim ve bir anlamda doğurganlık seremonisi olan bir performansa dayanıyor. Kimi zaman hayatlarımızı derinden etkileyen kararlar alıyoruz ve ben sıklıkla yollarımızın bizi nereye çıkaracağı konusunda kafa yoruyor oluyorum. Bazen o “diğer yollar” farklı şekillerde bizle yaşayabiliyor. Şarkı benim vücudum aracılığıyla somutlaşmak isteyen ama benim izin vermediğim bir erkek çocuğuyla ilgili. Sonunda kendini bu şarkıya dönüştürüyor. Onun varlığını sıklıkla hissediyorum ve başka bir düzlemde onun gerçek olduğunu hayal ediyorum.”

Bir döneme ve gerçek kahramanlara adanmış punk filmi ARADA ve sonrasında Randall Dunn, TÖTH gibi isimler için çektiği etkileyici video kliplerle karşımıza çıkan Mu Tunç için “í Annarri Vídd” klibi filmografisinde çok özel bir yer icra ediyor. Keşifler, hayallar ve tutku ekseninde ilham verici hikâyesini paylaşması için sözü Mu Tunç’a bırakalım:

“Ben Gyða ile; o beni tanımadan önce, küçücük bir çocukken tanıştım. Yaklaşık 16 yaşındaydım. Benim gençliğim, abilerimden dolayı biraz farklıydı. İnternetin olmadığı bir zamanda, bu kültürleri biliyor olmak (İstanbul’da) imkânsız gibiydi. Ya yurt dışına çıkmış olman lazımdı (ki o yaşta birisi için çok zor) veya farklı zevkleri olan abilerin arasında büyüyen birisi. Ben ikincisiydim.

Ben de farklı zevkleri olan abilerimin arasında büyüdüğümden, resim kursuna Taksim’e giderdim. Ve resim kursundan çıktığımda yine aklımda tek bir yer olurdu: Kod Müzik. Klasik bir dükkân gibi gözükse de İstanbul’da müzik üzerine en kült yerlerden biriydi. Sadece dünyanın birçok garip yerinden gelen, etrafa yapışmış stickerlara bakmak bile bana inanılmaz ilham veriyordu o zaman. John Cusack’ın High Fidelity filmini ilk izlediğimde: “Ben bu filmi biliyorum abi, Kod Müzik burası!” dedirtecek kadar öncü bir yerdi aslında. Tek olayı, New York’ta Brooklyn’de olmamasıydı. Onun yerine mekânı Atlas Pasajı, Taksim’di. O zamanlar Kod’da Kağan isminde birisi çalışırdı. Çok cool bir herifti. Ben de CD’lere bakıyordum ve hiç unutmuyorum, Múm’un Finally We Are No One albümünü gördüm. ‘İzlanda’dan bir grup’ dedi bana ve ‘Çok farklı beat yapıları var, click & cuts’ diyip ‘Green Grass of Tunnel’ şarkısını çaldı. Ben inanılmaz etkilendim. Bütün albümü dinletti bana ama hiç param olmadığı için alamadım. 

Sonra üzerinden biraz zaman geçti ve ben bir şekilde o albümün kopyalanmış CD’sine ulaştım. Okula giderken o kadar çok dinlendim ki o albümü CD player’ımda… Zaten Múm da aşırı ünlü olmaya başladı aynı sırada ve röportajları ROLL gibi dergilerde çıkmaya başladı. Ben de onların fotoğraflarını görmeye ve aslında iki ikiz kız kardeş olduğu söylentileri gibi detayları öğrenmeye başladım. Ama işte bildiklerim orada burada gördüğüm resimler kadardı yani.

Üzerinden seneler geçti. O çocuk büyüdü, yönetmen oldu. ARADA isminde – yine o abilerimin dönemini anlattığım bir film yaptım ve New York’a davet edildim; MAD – Museum of Arts & Design Müzesi’ne. O sırada filmin gösterimi sırasında Gyða ile tanıştım. Gyða’nın ismini duyuyordum ortak arkadaş grubumdan ama onu neo-klasik müzik yapan birisi olarak biliyordum. Gyða, Múm ile olan geçmişinden çok yerde bahsetmez. Solo projesiyle – grup projesinin birbirine karışmasını istemeyen birisi. Fakat ben gerçekten Gyða’nın Múm’un solisti olduğunu bilmeyerek, ‘Sana video klip çekmek istiyorum’ dedim ve o da kabul etti. New York’ta eşi Shahzad Ismaily’nin evinde konuşmaya başladık ve zaten o sohbet sırasında bütün fikir oluşmaya başlamıştı. İçimde bir şeyler sürekli Gyða’yı aslında tanıyormuşum gibi hissettiriyordu. Sonra detaylı inceleyince Múm’la karşılaştım ve çok acayip hissetim. Ama hâlâ net değildi klibi çekip çekmeyeceğim. O yüzden gerçekten duygunun bittiği bir anı yaşadım. Gyða sonra sadece bu video klibi çekmek için turnesi sırasında Rusya’dan Çeşme’ye geldi ve ben de bu klibi yaptım. 

Bu hikâyeyi paylaşmak istememin sebebine gelecek olursak… Hayat gerçekten o kadar çok acayip ki bazen, gerçekten tahminlerin ötesinde şeyler olabiliyor. Bana 16 yaşındayken böyle şeyler olacağını söyleseydiniz, gerçekten deli ya da manyak olduğunuzu düşünürdüm. Belki de bu olayın beni bulmasının nedeni, bu hikâyeyi paylaşabilmem içindir. Bilmiyorum gerçekten. Ama eminim, şu anda bu hikâyeyi okuyup, hayatında – istediği hayallere ulaşmak isteyen birçok genç var. Aslında hepimiz çok acayip bir şekilde, istediğimizde samimi olup, çalışmaya devam edince, buluşmak istediğimiz insanlarla, projelerle, mekânlarla buluşuyoruz.”