Robyn, Flea ve bu hafta başka ne dinlesek?

Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal

Haftanın yeni müzikleri: Robyn, Flea, Tom Misch, Nene H, Fcukers, Snail Mail, Disclosure, Efe Demiral, KINACT, Gelli Haha, Gigi Masin, Courtney Barnett, Irreversible Entanglements ve dahası.

Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor.


ALBÜM: Robyn – Sexistential 
(Konichiwa / Young)

Sekiz yıllık arayı sonlandıran Robyn albümü Sexistential, müzisyenden duymaya alışkın olduğumuz dans-pop sularına geri dönüyor ama bunu bugünün perspektifleriyle birlikte kurguluyor. Klas Åhlund ve Max Martin gibi isimlerle yeniden çalışması da enerjiyi doğrudan yükseltiyor. Çoktan birer hite dönüşen “Talk to Me”, “Dopamine” ve “Blow My Mind” gibi parçalar Robyn’in melodik yetisini hatırlatan hızlı ve net pop anları olarak ön plana çıkıyor. Sexistential, devrimsel bir yön değişikliği değil ama İsveçli müzisyenin hâlâ ne kadar özgün bir pop yazarı olduğunu hatırlattığına şüphe yok.

TEKLİ: mary in the junkyard – Crash Landing 
(AMF Records)

mary in the junkyard’ın ilk albümü Role Model Hermit, 3 Temmuz’da yayımlanacak. Albümün haberiyle paylaşılan ilk tekli “Crash Landing”, ağır demlenen büyülü enstrümantasyonuyla hipnotik bir etkiye sahip. Tekli hakkında gruptan Clari Freeman-Taylor şöyle diyor: “‘Crash Landing’, harmonyumun sıcak drone’larına âşık olduğumuz dönemde yazıldı. O sırada turnede çokça Life Without Buildings dinliyorduk; bu yüzden prova yaparken biraz neşeli, dağınık bir vokal doğaçlama / şiirsellik havasını yakalıyordum. Bu parça benim için gerçekten çok eğlenceli; tamamen değişim ve gelişimle ilgili.”

ALBÜM: Flea – Honora
(Nonesuch)

Asıl işi Red Hot Chili Peppers’ın basçısı olmak olsa da Flea’nin karakter olarak rock tarihinde kapladığı yer daha büyük olmalı. 45 yıllık kariyerine sonunda bir de solo uzunçalar ekledi. Orijinal bestelerle Frank Ocean, George Clinton, Jimmy Webb gibi isimlerden cover versiyonların beraber oluşturduğu albümde Nick Cave, Thom Yorke, John Frusciante gibi dostları yardıma gelmiş. Our Brother, Hillel isimli yeni Netflix belgeselini ya da 1988’den Chet Baker üzerine belgesel Let’s Get Lost’u seyredenler trompetin de onun ilk göz ağrılarından biri olduğunu zaten biliyorlar. Albümde de ağırlığı bu enstrüman alıyor. Açıkçası isim Flea olunca ve bu kadar ünlü ismin katkısı olunca albümü objektif değerlendirmek kolay değil; ancak RHCP’nin son 20 yılda yayımladığı işleri düşününce solo kariyerine keşke daha önce ağırlık verseymiş diye de hayıflanıyor insan.

ALBÜM: Tigers Jaw – Lost on You
(Hopeless Records)

Tigers Jaw, Lost On You ile hem beş senelik sessizliğini bozuyor hem de 20. senesini taçlandırıyor. Bilerek mi istemsizce mi, anlamak zor ama albümün önemine referansla grup gençliklerine dönüp bakıyor; geçmişim nasıl şimdiye karıştığını, beklenmedik anlarda kendini hatırlattığı gözlemliyor. Güçlü enstrümental geçişler ve daha yumuşak anlar arasında güzel bir denge yakalayan Tigers Jaw’un maalesef ki geçmişle bir alıp veremedikleri olduğunu yalnızca söz yazımlarında değil; ses dünyalarında da görmek mümkün.

ALBÜM: Snail Mail – Ricochet
(Matador Records / GRGDN Müzik)

Lindsey Jordan’ın projesi Snail Mail, Momma’dan Aron Kobayashi Ritch’in prodüktörlüğünü üstlendiği üçüncü albümünde ilham kaynaklarına odaklanmış. 90’lar dream-pop ve indie rock hattında dolaşan albümde The Sundays ve The Smashing Pumpkins etkisi açıkça hissediliyor; sonik paletiyle de dönemin gitar müziğine yazılmış bir aşk mektubu gibi duruyor. Ancak Ricochet yalnızca nostaljik referanslarla ilerleyen bir kayıt değil: Jordan, önceki işlerine kıyasla daha çok varoluşsal sancılara değinirken ve Snail Mail’in temel temalarından biri olan kalp kırıklığını bile bu perspektiften ele almış. Lush kadar zekice yazılmış rifflere sahip değil, Valentine kadar iç döken bir yoğunluk taşımıyor ya da dinleyeni tamamen içine çeken bir prodüksiyon dünyası kurmuyor; buna rağmen bu iki albümün doğal devamı gibi hissettiren, Jordan’ın daha hafiflemiş ama hâlâ kırılgan anlatımını taşıyan bir iş. Büyük dramatik patlamalardan çok küçük duygusal kırılmaların peşinden giden Ricochet, kimi anlarda folk’a yaklaşan, kimi anlarda dream pop’a kayan gitar dokularının üzerinde daha mesafeli ama hâlâ yeterince duygusal bir tema kurmuş.

ALBÜM: dälek – Brilliance of a Falling Moon
(Ipecac Records)

90’ların sonundan bu yana üreten dälek, küresel alternatif hip hop sahnesinin en kendine özgü oluşumlarından biri. Will Brooks’un söz yazımı ile Mike Mare’nin yoğun ve katmanlı prodüksiyon dili, grubu hem Def Jux çevresiyle hem de endüstriyel elektronik gelenekle aynı anda ilişkilendirmişti. Yeni albüm Brilliance of a Falling Moon da bu duruşun güncel bir uzantısı olarak özellikle politik tonu daha belirgin bir noktaya taşıyor. Albümün dikkat çekici tarafı, önceki kayıtlara göre daha kısa ve doğrudan bir yapı tercih etmesi. Beatler ağır, vokal önde ve parçalar sözünü esirgemiyor. Gürültü hâlâ merkezde ama dekoratif bir unsur olmanın çok ötesinde.

ALBÜM: Tom Misch – Full Circle
(Beyond The Groove / AWAL)

Her şeyin fazla, çok fazla hissettirdiği anlarda bir adım geri atabilmenin, mümkünse durabilmenin kendimizin iyilik hâlini çağırmak ve hatırlatmakla sıkı sıkı bir ilişkisi olduğu söylenebilir. Tam olarak dokunamadığımız hikâyelerimizi yeniden anlamanın, yürüdüğümüz tüm yolları içselleştirebilmenin yolunu açan Full Circle, isminden de anlayacağınız üzere iç içe geçmiş aşkların, kırgınlıkların, ilişkilerin yani yaşamaya dair olguların birbirini yeniden yarattığı ve anlamlandırdığı döngüyü, dramatik olmayan bir yerden, oldukça sıcak tonları ve hafif diliyle ele alıyor. Kimlik gibi sorgulaması yıpratıcı olabilecek bir konuyu nazik tonlarıyla işleyen Tom Misch’in ikinci koleksiyonu, yolun sonuna çiçeklerin en tazelerini sermiş.

TEKLİ: Hissikablelvuku – Ahududu
(Bağımsız)

Berkan Tilavel – Okan Kaya – Volkan İncüvez üçlüsünün yine ASM Stüdyoları’nda kaydettiği “Ahududu”, ulviliğini hem atmosferi hem de yürekten vuran matemli sözleriyle yaşatan bir parça. Puslu, ıslak bir ormanın derinliklerinde mecnun olmuş gezinir gibi bir yolculuğa çıkaran tekli, İncüvez’in âşık kimliğini en açık ve kırılgan hâliyle taşıdığı şarkılardan biri. Kaya’nın derinden titreşen bas telleriyle Tilavel’in ağırdan vurmalı ritmi, parçayı sanki çalan değil de süzülen bir kaliteye bürüyor. 

ALBÜM: KINACT – Kinshasa In Action
(Nyege Nyege Tapes)

Kongolu sokak sanatı kolektifi KINACT’in ses, hareket ve heykeli bir araya getirdiği pratiğinin ilk albümü. 2015’te Eddy Ekete tarafından kurulan kolektif, Kinşasa’nın kamusal alanlarını yaşayan bir sahneye çeviriyor ve atıklardan yapılan kostümleri hem heykel hem enstrüman olarak kullanıyor. 11 parçalık bu albümde de matkaplar, testereler, motosiklet parçaları ve el yapımı enstrümanlarla sokak performansları kayda alınmış.

TEKLİ: Gelli HaHa – Klouds Will Carry Me To Sleep
(Innovative Leisure)

Deneysel pop müzisyeni Gelli Haha geçtiğimiz sene ilk albümü Switheroo’nun katmanlı pop-art estetiği ile epey ses getirmişti. Yeni bir albümün habercisi mi olduğu daha belli olmayan “Klouds Will Carry Me To Sleep”e aynı ses dünyası kadar renkli ve eğlenceli bir cümbüş olan videosu eşlik ediyor. Buradan izlenebilir.

ALBÜM: İdil Meşe – Günden Geriye Kalanlar
(Ada Müzik)

“Yolunu şaşırmış beyaz bir kelebek” ne yapar? Günden Geriye Kalanlar, İdil Meşe’nin 2019’dan bugüne kadar yazıp bestelediği şarkıların bir seçkisi. 10 şarkılık akış; umutsuzluk, yalnızlık, sorgulamalar, belirsizlik temalarında seyahat ederek ve en sonunda sıcacık, kucak dolusu bir sarılma gibi hissettiriyor. Bu hâlinde albüm içerisinde kalabalık bir araya gelişlerin, iş birliklerin yaydığı kolektif yaratıcılığın, vokallerin ve nazik tonların etkisi büyük. İnsana iyi hissettiren bir duygusallığı var Günden Geriye Kalanlar’ın. 

TEKLİ: The Bug Club – Yours (If You Want Me)
(Sub Pop Records)

Sam Willmett ve Tilly Harris’in teklisi duygularımızı açıkça ve gururla deneyimlemek konusunda bir ders niteliğinde. Parçanın köprü kısmındaki “Beynim çalışmıyor / Vücudum bitik hâlde / Kalbim apaçık” dizelerinden anladığımız üzere, The Bug Club’ın hikâyesinde dürüstlük ve kendini teslim etme hâli ön sıradalarda. Tam da bu filtresizliği tamamlayan, bulanık gitarlar, biraz cızırtılı vokaller ve rock’n’roll enerjisi oluşturuyor besteyi. Bu kontrolsüz enerji size hitap ediyorsa, ikilinin yeni albümü için takvimlerde 29 Mayıs işaretlensin!

EP: SY3 – 梦游 Sleepwalker
(Music From Memory)

Los Angeles çıkışlı SY3; Kelly Guan, Alex Ho ve Phil Cho’nun ortak projesi ve 梦游Sleepwalker bu üçlünün birlikte yayımladığı ilk kayıt. Toplamda 21 dakika süren EP’nin çıkış noktası oldukça net: Hong Kong New Wave sinemasının atmosferi, Cantopop melodileri ve 90’lar sonu – 2000’ler başı downtempo estetiğini bugünün lektronik diliyle buluşturmak. Büyük prodüksiyonlar yerine atmosfer üzerinden çalışan bir kayıt; kısa ama net bir kimlik öneriyor ve Music From Memory kataloğunun son yıllardaki dream pop / downtempo çizgisiyle uyumlu bir yerde duruyor.

ALBÜM: The New Pornographers – The Former Site Of
(Merge Records)

Kanadalı grup The New Pornographers, 2023 tarihli Continue As A Guest’in yazım sürecinde üretim pratiğini etkileyen önemli bir değişime gitmiş. A. C. Newman bu kez şarkıları eskisine kıyasla çok daha bireysel bir şekilde kaleme alıp; parçaları gruba götürmeden önce kendi içinde tamamlanmış bir forma ulaşmalarına özellikle özen gösterdiği yaklaşım Newman’ın sözlerinde her zaman var olan melankolik mizah ve somut gözlemlerin soyut duyguları aynalayışı, bu kez çok daha kişisel bir tona yaklaştırmış. The Former Site Of ise kişisel ya da toplumsal durumların içinde bulunan insanlara dair yazılmış on kısa öyküden doğan; bu öykülerin titizlikle işlenmiş pop şarkıları olarak bir araya geldiği bir albüm. The New Pornographers’ın on albüme yayılan külliyatı içinde ilk dönemlerindeki rollercoaster hissi veren, kıvrak ve aykırı power-pop şarkıları; zamanla farklı yönlere doğru genişlerken The Former Site Of’ta elektronik dokuların da eşlik ettiği, yer yer folk’a yaklaşan, daha sakinleştirici, ballad-vari şeklini almış. Fakat hâlâ A. C. Newman’ın çocuksu, berrak sessiyle neredeyse sadece konuşarak söylediği sözlere eşlik eden Neko Case’in kudretli, dramatik vokali arasındaki denge bu sound’un en güçlü özelliklerinden biri.

ALBÜM: Nene H – Second Skin
(UMAY)

Lafa “Nerede kalmıştım?” diye girdiği, “dokuz parçalık bir kapanış ve özgürleşme günlüğü” olarak tanımladığı ikinci albümünde boşluğa sesi çağırdığı mistik bir açılış yapan Beste Aydın değiştiği, birtakım dersler aldığını ilan ettiği bir yıl ve bir ayrılıktan sonra salıverdiği Second Skin’le hayatının bir sonraki fazına “özgürleşmiş bir kimliğin beyanı” ile start veriyor. İçe dönük bir yeniden keşfi icrasına uyarladığı; bir sonun yeni, bilinmez ama güzel bir başlangıca dönüşümünün adım adım her parçada hissedildiği atmosferindeki yoğunluk daima korunuyor. Kemik titreten baslar, minimal yaklaşılmış breakler, yapıbozuma sokulmuş club elementleri ve Güneybatı Asya yörelerinden tanıdık ezgilerin tam girmesi gerektiği yerde girip, vurması gerektiği yerden vurduğu albüm, şarkılar aktıkça daha da kendinden geçiriyor.

TEKLİ: Miki Berenyi Trio – Island of One
(Bella Union)

İngiliz alt. rock grubu Lush’tan tanıdğımız Miki Berenyi, geçtiğimiz yıl yeni projesi Miki Berenyi Trio ile ilk albümünü yayımlamıştı. Çok vakit geçmeden de yeni bir tekli ile karşımızda. Nilüfer Yanya’nın “Just A Western” isimli şarkısından ve onun Latin-vari ritminden ilhamını alan şarkı, grubun shoegaze iddiasınıdan daha farklı sularda. Gitarlar şarkıyı taşsa da arka planda, melodiler ise biraz fazla basit. Şarkının güzel enerjisi, prodüksiyonda biraz kaybolmuş gibi. 

ALBÜM: Irreversible Entanglements – Future Present Past
(Impulse!)

Politik free-jazz sahnesinde yoğun ama erişilebilir işler ortaya koymaya devam ediyor Irreversible Entanglements. Moor Mother’ın spoken-word vokali, Aquiles Navarro’nun trompeti ve Keir Neuringer’ın saksofonu etrafında kurulan yapı, kısa ve doğrudan parçalarla (“Don’t Lose Your Head”) daha açık formda doğaçlama bölümler (“The Messenger”) arasındaki gerilimle şekilleniyor. Motherboard’un altı parçada yer alan vokalleri Moor Mother’ın şiirsel söylemiyle tamamlayıcı bir eksende konumlanmış. Albüme ismini veren üç zaman katmanı yalnızca kavramsal bir çerçeve işlevi görmüyor; müziğin akışına da taşıyor.

ALBÜM: AySay – Mal
(Gülbaba Records)

Danimarkalı ve Türk – Kürt köklerini müziğinde titreştiren Luna Erşahin’in öncülük ettiği AySay’ın üçüncü albümü. Anadolu Rock unsurlarının ön planda olduğu albümün ismi, Kürtçede “ev” anlamına geliyor. Sözü, albümün son yıllardaki arayışlarının bir yansıması olduğunu belirten Erşahin’e bırakalım: “Şarkılar, dünyanın içinden geçtiği bu çılgınlığın ortasında kendi ‘ev’ versiyonumuzu bulmakla ilgili. Umut ile umutsuzluk arasındaki o ince çizgide yürümek, Malala Yusufzay ve Jina Mahsa Amini gibi kahramanlardan ilham almak, kadınları seven bir kadın olmak, Kürt kökenlerini ve karma bir kimliğe sahip olmanın ne anlama geldiğini keşfetmek hakkında… Tüm bunların ortasında, dünyaya ‘yumuşak’ bir kalple yaklaşabilmenin en radikal eylem olduğuna inanıyorum.” 

ALBÜM: Courtney Barnett –  Creature of Habit 
(Mom+Pop / Fiction)

Courtney Barnett, üçüncü albümü Things Take Time, Take Time’da pandemi günlerinin ve Milk Records’ı birlikte kurduğu Jen Cloher ile ayrılığının ardından daha yumuşak bir tona yönelmişti. Ardından gelen Anonymous Club belgeseline hazırladığı soundtrack’te ise ambient dokular ve daha deneysel gitar tonlarıyla oyalanmıştı. Milk Records’ın kapanması, Barnett’in Melbourne’dan Los Angeles’a taşınması ve son işlerinde eski yaratıcı kıvılcımın biraz sönük görünmesi yeni albüm öncesi endişe vermiyordu desek yalan olur. Creature of Habit ise bu belirsizliklerin ortasında gelen, sıkı sıkıya tutunan bir albüm. Barnett’in her şeyi ortaya koyduğu hissi güçlü; bir umut kırıntısı bulmak için etrafındaki en küçük işarete bile sarılmaya hazır, albümün ittirici gücü olan anlardan birinde olduğu gibi; tıkanmış hissettiği bir anda bir peygamber devesine (“Mantis”) bakıp yeniden umutlanabilmesi, albümün adı ve temasını doğurmuş. Oldukça küçük bir ekiple kaydedilen albümde Barnett’e uzun süredir birlikte çalıştığı Warpaint davulcusu Stella Mozgawa ve basçı Andrew Sloane eşlik ediyor. Prodüksiyonda ise John Congleton var. Barnett’in dolambaçlı gitarları ve sesli düşünür gibi akan, yer yer kendini iğneleyen sözleri yine en büyük gücü ama Congleton’ın buna eklenen dokunuşlarıyla “Same”de gotik dokulara yaslanan yeni bir tonlar duyulurken, “Stay In Your Lane” ve “Great Advice”ta Barnett’in salaş gitarlarının yerini daha köşeli, post-punk’a göz kırpan riffler alıyor.

TEKLİ: Sublime – Until the Sun Explodes
(Atlantic)

California çıkışlı ska punk efsanesi Sublime geri döndü. Üstelik yeni bir albüm haberiyle! Until the Sun Explodes adını taşıyacak ve 12 Haziran’da çıkacak albüm, grubun 1996 tarihli kendi adını taşıyan son stüdyo kaydından sonraki ilk uzunçaları olacak. Bu habere de yeni albüme ismini veren, bas groove’u dolgulu parça eşlik ediyor. Yeni dönemin en dikkat çekici unsuru ise vokalde Jakob Nowell’ın yer alması. Grubun kurucu solisti Bradley Nowell’ın oğlu olan Jakob Nowell, albümü bir “epilog” olarak tanımlıyor ve koleksiyonu babasının mirasına doğrudan bir selam niteliğinde konumlandırıyor. Geniş konuk listesinde FIDLAR, Bad Brains’ten H.R., Skegss, G. Love ve Fletcher Dragge gibi isimler var. 

ALBÜM: Fcukers – Ö
(Ninja Tune / GRGDN Müzik) 

Shanny Wise ve Jackson Walker Lewis’in prodüktörleri Kenneth Blume’un ortaya attığı bir meydan okuma aracılığıyla resmen sadece iki haftada tamamladıkları, ilk EP’leri Baggy$’den iki yıl sonra olsa da nihayet burada olan ilk resmî uzunçaları. Üç yıllık kısa ama dopdolu serüvenlerinin tüm reflekslerini taşıyan, 2000’ler dans müziğinin dub, techno ve house kodlarını doğrudan ve filtresiz biçimde sahiplenen ikilinin hemen akılda kalan melodileri ve vücuda zerk eden beatleri drum & bass, R&B ve trap’e mahsus girdilerle türlerin hem çeşitli hem de olabilecek en homojen hâlde birbirlerine karıştığı bir 29 dakika sunmakta. Ö an itibarıyla “party starter” tanımını her şeyiyle karşılayan, yılın en iyi dans albümü. 

TEKLİ: Disclosure – The Sun Comes Up Tremendous
(Apollo Records / Capitol Records)

“The Sun Comes Up Tremendous”, ikilinin son yıllardaki daha esnek ve spontane üretim pratiğinin en güncel çıktısı. Parçanın en dikkat çekici tarafı ise Howard Lawrence’ın vokali üstlenmesi. Bu, çoğunlukla konuk vokalistlerle çalışmayı alışkanlık edinen Disclosure için nadir durumlardan biri. Bakalım devamı nasıl gelecek. Colt Grice ve Moldyroom ortaklığıyla çekilen video klibi de burada.

ALBÜM: Stuck – Optimizer
(Exploding In Sound Records)

Chicagolu ekibin üçüncü uzunçaları hem zeitgeist’tan hem de grubun kendi geçmişinden bolca iz taşıyor. Bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak da takdir edersiniz ki karamsar mı karamsar, anksiyeteden nasibini almış, sinirli ve çaresiz bir kayıt dinliyoruz. Sosyal medyadan, müzik endüstrisinin mevcut durumuna, grubun solisti Greg Obis’in kimlik krizlerine ve bir turneden çıkmanın sıkışık duygu durumuna dair birçok gözlem buluyoruz Optimizer‘da. Önceki iki albümlerine oranla daha melodik bir yaklaşım benimseyen ekibin şarkılarını dinlerken 90’lar ve 2000’ler başlarının rock gruplarından bazı esintiler yakalamak mümkün. Bu yeni yaklaşım grubun sertliğinden bir şey eksiltmezken işitsel evrenine biraz daha oyuncu bir damar ekleyerek taze bir bir dinleme deneyimi yaratıyor. 

TEKLİ: Jungle – Carry On
(Caiola Records / AWAL)

Londra çıkışlı grubun elimizi uzattığımızda aydınlıkla buluşturan yeni şarkısının ışıl ışıl enstrümantasyonları ve yumuşacık vokali, soul seslerle örülmüş duygu duvarına en nazik şekilde dokunarak sakince etrafından dolanıyor. Yaz aylarında çıkacak Sunshine’ın kapılarını bu şekilde hafif ve neşeli müzikle açan Jungle, kendi hikâyesinin başka bir dönemini aralıyor. İnkâr ve farkındalıklarla dolu sözlerin yanında, bulutların arkasına saklanmış güneşli hisleri çağırıp neşeli sesler çıkarıyor “Carry On”. 

TEKLİ: Gigi Masin – Lost
(Sacred Bones Records)

İtalyan besteci Gigi Masin’in yeni teklisi, müzisyenin uzun süredir beklenen solo albümü Movement’ın ilk habercisi. Aynı zamanda Masin’in Sacred Bones gibi deneysel elektronik mirası yeniden dolaşıma sokma alışkanlığı olan bir etikete katıldığını beyan eden iş olması açısından da önemli bir eşik. “Lost”, doğrudan tanıdık bir Masin atmosferi kuruyor. Synth trompet tonları ve geniş elektronik yüzeyler parçayı sakin ama duygusal olarak yoğun bir yere taşıyor. Albümün tamamı 29 Mayıs’ta yayımlanacak.

ALBÜM: Serpente – Visita do Fogo
(Souk Records)

Serpente mahlasıyla üreten Bruno Silva’nın yeni albümü Visita do Fogo, deneysel elektronik unsurlarla oldukça fiziksel bir enerji taşıyor. Önceki albüm Dias da Aranha’daki daha dağınık ve rüya benzeri atmosferin yerine bu kez daha doğrudan, ritim merkezli bir yaklaşım var. Albüm boyunca kesik beatler, kısa looplar ve keskin geçişler belirleyici oluyor. Sürekli diken üstünde bir dinleyiş vadediyor; hemen hemen her parçada groove tam oturacak gibi oluyor, sonra parçalanıyor ve yeniden kuruluyor. 

ALBÜM: Efe Demiral – Inside Out X: reVisited
(klik sound)

Gitarist ve prodüktör Efe Demiral, ilk albümü Inside Out’un 10. yaşını kutlamak için albümdeki parçaları yeniden düşünme ve bu parçalar ekseninde başka müzisyenlerle diyaloglar kurmaya yönelmiş. Thomas Nordlund, Muaz Ceylan, Mehmet Korkmaz, Çağrı Sertel, Gunnar Halle, Zeynep Oktar, Berkay Küçükbaşlar, Gökalp K ve Görkem Özdemir’in  katkılarıyla on yılın ardından yeniden hayat bulan yedi parça, çeşitlenen ses paletleriyle oldukça sürükleyici bir akış vadediyor. Cem Kayıran’ın 2016’da Efe Demiral ile orijinal albüm üzerine yaptığı röportaja da buradan ulaşabilirsiniz.

TEKLİ: Brennan Wedl & Waxahatchee – Six O’Clock News
(ANTI-)

Bizlere Nashville’den seslenen Berklee mezunu müzisyen Brennan Wedl, alt. country’nin son yıllardaki en geçer akçe isimlerinden Waxahatchee ile “alternatif”i atıp net bir country şarkısıyla karşımızda. Biraz iki sene önceki Julien Baker – Torres ortaklığını hatırlatmakta. Özellikle gitar işçiliği ve vokal armonileri oldukça ustalıklı. Türün sevenlerini mutlu edecektir. Country’nin tür olarak yeni kuşaktan müzisyenler tarafından böyle sahiplenilmesi de bu müziğe yerinde bir taze nefes kattığını söylemeli.

ALBÜM: MEMORIALS – All Clouds Bring Not Rain
(Fire Records)

MEMORIALS’ın ikinci albümü All Clouds Bring Not Rain, ilk anda melodik ve davetkâr şarkılar sunarken dinledikçe yavaş yavaş açığa çıkan katmanlara sahip. Verity Susman ve Matthew Simms tarafından neredeyse tamamen izole bir ortamda üretilen albüm, yapıldığı mekânın ruhunu da taşıyor gibi. Güneybatı Fransa’da ormanın içindeki bir ahıra kurdukları stüdyoda yazılan albümde Susman’ın donuk ama bir anda kırılgan, bir anda vahşi bir tona geçebilen karakteristik vokaline beklenmedik prodüksiyon tercihleri eşlik ediyor. Ortaya hem içe dönük hem de özgür hissettiren, katmanlandıkça genişleyen, detaylarında kaybolmalık, zengin dokulu bir ses dünyası çıkmış.

EP: Model/Actriz – Swan Songs
(True Panther Records / Dirty Hit)

Model/Actriz, bahar aylarında başlayacak Kuzey Amerika turnesi öncesinde, grubun Pirouette kayıtlarının ardından yaptığı deneysel çalışmalardan oluşan üç yeni parçayı bir araya getiren bir EP yayımladı. Grubun sert ve yoğun karakterini taşıyan *Glassman’ın yanı sıra Model/Actriz için görece daha sakin bir tona sahip iki parça daha bulunuyor. Dörtlünün turnesinin Avrupa ayağında, 16 Haziran’da durak İstanbul. Blind’da gerçekleşecek konser için biletler burada. 

ALBÜM: Kalben – Kayıp Aşklar Ülkesi
(Hoş Bir Seda / DMC)

Kalben kariyerinde 10 yılı geride bırakırken beşinci stüdyo albümü Kayıp Aşıklar Ülkesi ile net bir adım atıyor. Albümdeki 13 şarkının tamamının söz ve müziğinin kendisine ait olması, çalışmayı doğrudan kişisel bir kayıt hâline getiriyor. Çıkış teklilerinden “O Ben Olurum”, Güneş Özgeç’in katkısıyla hem düzenleme hem atmosfer açısından dikkat çekici bir ilk adım. Şarkının Amsterdam’da çekilen ve Ömer Faruk Doğan imzası taşıyan klibi de burada.

TEKLİ: Mélanie Pain – Hal Hal
(Lucky13)

Hayatımıza Nouvelle Vague’ın sesi olarak giren Mélanie Pain, kariyerinin dördüncü solo albümü How and Why’ı geçtiğimiz yıl yayımlamış; albümde bir de Duman cover’ı “Senden Daha Güzel”e yer vermişti. Şarkının gördüğü yoğun ilginin ardından Pain’den Türkçe bir şarkı daha dinlememiz uzun sürmedi. Fransız müzisyen bu kez Barış Manço’nun en bilinen şarkılarından “Hal Hal”ı bossa nova sosuyla yorumlamış. 

ALBÜM: Holy Fuck – Event Beat
(Satellite Services)

Başından beri Holy Fuck’ı Holy Fuck yapan şey, elektronik müzik üretirken elektronik müzik tekniklerini bilinçli olarak sınırlamasıydı. Yani laptop yerine devreler, loop yerine eşzamanlı çalım, programlama yerine fiziksel etkileşimi önceliklendiren bir yaklaşım. Kanadalı grubun altı yıllık aranın ardından yayımladığı yeni albümü Event Beat de bu tutumu devam ettiriyor. Böylesine çok katmanlı kurgularla çiğ duyulabilmeyi başarabilmeleri hâlâ hayranlık uyandırıcı, Matt Schulz hâlâ dinlemesi en büyük heyecan veren davulculardan biri kesinlikle ama onlardan daha önce duymadığımız ya da duymayı beklemeyeceğimiz şeylerle karşılaştığımızı söylemek zor.

TEKLİ: Ductape – Obscure
(Bağımsız)

Vokal ve synthesizer’da Çağla Güleray; gitar, davul ve basta Furkan Güleray’dan oluşan Ankara çıkışlı Ductape, Faded Flowers adını taşıyan yeni albümünden üçüncü tekliyi paylaştı. Akılda kalıcı melodilere örülü “Obscure”, grubun erken dönem post-punk sertliğinden çok Echo Drama sonrası belirginleşen atmosfer merkezli darkwave yönünü sürdüren bir parça olarak öne çıkıyor. Bir de hatırlatma: Ductape, 11-12 Nisan’da Paribu Art’ta düzenlenecek Disko Anksiyete festivalinin konuklarından biri. 

ALBÜM: José González – Against The Dying Of The Light
(City Slang)

José González’in Sony reklam filminde çalan bir The Knife cover’ı ile hayatımıza girmesinin üzerinden 20 yıl geçti. Bu sürede hem solo hem de pek sevdiğimiz grubu Junip ile de güzel işler çıkardı ortaya. Ama sanki 2018’de String Project ile yaptığı turne ve canlı performans kaydı ile bir devri kapamış gibiydi. O dönemden beri González, kanıtlayacağı bir şeyi kalmamış, yönsüz bir müzisyen izlenimi veriyor. Son derece meditatif yeni çalışmasında ise şarkı yazarlığından çok gitarcılığını konuşturuyor. Gitarın özellikle tüm netliğiyle, her dokunuşu hissedebildiğiniz şekilde kaydedilmiş olması albüme güzelliğini veren şey. Ancak eski albümlerini yanında da çok akıllarda kalacak gibi de durmuyor.

TEKLİ: AURORA – A Place To Call Home
(Blizzard Entertainment)

Norveçli müzisyen AURORA’nın yeni şarkısı, World of Warcraft: Midnight için Blizzard Entertainment’ın müzik ekibiyle birlikte hazırlanmış. “A Place To Call Home” adını taşıyan parça, AURORA’nın karakteristik büyülü vokallerini giderek büyüyen sinematik bir düzenlemeyle bir araya getiriyor. Şarkı, World of Warcraft evreninin geçtiği Azeroth’ta aidiyet ve dayanıklılık temalarını ele alıyor. Videosu eşliğinde burada