Sovyet sonrasından kişisel portreler: Sputnik Photos

Bant Mag. No:45’te Orta ve Doğu Avrupalı sanatçılardan oluşan Sputnik Photos kolektifinden Rafal Milach ile konuşmuştuk. Yarından itibaren Mimar Sinan Üniversitesi’nde gerçekleşecek olan Neden kitap yapmak istiyorsunuz? Fotoğraf Kitabı: Fikirden Sonuca etkinliğinde Rafal Milach ve Ania Nalecka, 20 Aralık’a dek İstanbullu fotoğrafseverler ile buluşacak!

Ortak bellek ve ortak geçmişi paylaşan Orta ve Doğu Avrupalı sanatçılardan oluşan Sputnik Photos kolektifi, Sovyetler Birliği zamanından ve yıkımın ardından toplumun tecrübesini ortak bir anlatıda buluşturmayı hedefliyor. Kolektifte yer alan fotoğrafçılardan Rafal Milach, onları harekete geçiren durumlara, kolektif bilinçlerine, geçmiş ve gelecek işlerine dair bazı detaylarla karşımızda.

Röp:
Ege Yorulmaz

Sputnik Photos’un bir kolektif olarak kuruluşundan biraz bahsedebilir misiniz? Fotoğrafçılar nasıl bir araya geldi?

Hepimiz 2004’te Doğu ve Orta Avrupa’dan fotoğrafçıları bir araya getiren bir atölye etkinliğinde tanıştık. Hepimizin aynı bölgeden olup, aynı geçiş dönemini tecrübe etmiş olduğu gerçeğini kullanmaya karar verdik.

Bu sanatçıların ortak noktaları neler?

Paylaştığımız ortak bellek ve geçmiş dışında, sanırım paylaştığımız en önemli özellik birbirimize sanatçı olarak saygı duymamız. Onun dışında çok da iyi anlaşıyoruz tabii.

Öncelikli bir kaygınız var mı? Kolektif olarak öncelikli bir fikri iletmeye çalıştığınızı söyleyebilir miyiz?

Biz içinde bulunduğumuz ve referans verebileceğimiz bölgeden hikâyeler anlatmak istiyoruz. Bence bizim işlerimizin en belirgin yanlarından biri belgesel fotoğraflarımızda kullandığımız metaforlar. Çalıştığımız konularda, güncel konsept ve bilgiyi kullanıp formu daha serbest bırakmaya çalışıyoruz.

RM_7rooms_006 RM_7rooms_050

“7 Rooms” serisinden fotoğraflar

Web sitenizdeki işlerin hepsi uzun süreli, detaylı geliştirilmiş projeler. Pek çoğu da kolektif bir işbirliğinin eseri. Fotoğraf projelerini nasıl organize ediyorsunuz?

Aslında projeden projeye değişiyor. 10 senelik çalışma sürecimiz boyunca farklı metotlar denedik. Birlikte yaptığımız projelerde bile mümkün olduğunca bireysel çalışmaya alan açmak istiyoruz. Yani sanatçıya yaratıcı süreçte mümkün olduğunca özgürlük tanımak istiyoruz. Sonuçtaki ürün de böylece pek çok farklı hikâyenin kolajı oluyor. Bir sonraki Lost Territories projesinde mesela, bu işbirliğini bir adım ileri taşıyoruz. Bu projede ayrı ayrı fotoğrafların birleştirilmiş olduğu daha görülür olacak. “Sahiplik” kavramını bulanıklaştırmayı hedefliyoruz.

Speaking in a Loud Voice serisinde mesela, Sovyet dönemi sonrası tecrübenizle ilgili büyük bir konsept vardı. Her fotoğrafçıya bir ülke mi tahsis edilmişti? Projelerin genel fikrinin oluşturulmasını takiben işbölümü aşamasını nasıl çözüyorsunuz?

Dediğim gibi o da her projede farklı oluyor. Örneğin Beyaz Rusya ve Ukrayna durumunda, tüm fotoğrafçılarımız orada, alandaydı, ama herkes kendi hikâyesi üzerinde çalıştı. Kafkasya ve Moldovya’daysa yalnızca iki fotoğrafçı oradaydı. Orta Asya’da mesela her fotoğrafçı bir ülke üzerinde çalışacak. Bu tarz bir bölgesel ayrım bizim önceliğimiz de değil zaten. Sonuçta tüm bu Sovyet sonrası dönemden geçen bölgelerden toplanan fotoğraflar tek bir ortak anlatımda bir araya getiriliyor. Hiçbiri katı olarak tek bir bölgeye bağlı değil.

Röportajın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:45’e ulaşabilirsiniz.