“The Worst Person in the World” değerlendirmesi (Vizyon, 2021)

Senaryoyu bir kez daha ekürisi Eskil Vogt ile kaleme alan Joachim Trier‘in yeni filmi Verdens verste menneske (The Worst Person in the World), 74. Cannes Film Festivali‘nden ödülle dönmüştü. Başrollerini Renate Reinsve, Anders Danielsen Lie, Herbert Nordrum‘un paylaştığı yapım İstanbul ve Ayvalık Film Festivali gibi durakların ardından vizyon macerasına başladı.



Zaman dilimi ve mekân 

Şimdiye yakın bir zaman. Norveç’te, gündelik hayatın duraklarında geziniyoruz.

Ne hakkında?

Filmin ilk ânında, anlatının merkezinde yer alan Julie’yi muhtemel bir davet kalabalığından ayrı, tek başına sigara içerken görüyoruz. Bu ilk karşılaşmada Julie’nin düşünceli hâlleri dikkatimizi celbediyor ve sonrasında gelen flashback itibariyle üniversite dönemine dâhil oluyoruz. Saçlarına, mesleğine, ilişkilerine kısacası hayatının her alanına dair kararsızlıklarına, etrafını kuşatan sorulara verdiği “bilmiyorum” cevaplarına, “daha fazlasını istiyorum, bu hayat bana yetmiyor”larına tanıklık ettiğimiz Julie; iplerini elinde tuttuğu, üzerine oturan bir hayatın arayışında. Film de işte bu arayışa, yer yer bu arayışın karşılığını bulmasına yer yer kaybetmeye ya da bu kaybedişle ne yapacağımızı belki de hiçbir zaman bilmemeye dair.

İlk intiba?

120 küsür dakika boyunca kimi zaman neşe saçan kimi zaman ise beklenmedik anlarda bozguna uğratan anlatısıyla The Worst Person In The World; Julie’nin üniversite hayatına bir üst ses eşliğinde tanık ettiriyor, bu esnada ritmini hiç kaybetmiyor.

Trier filmografisi içinde umut dolu diyebileceğimiz bir duyguya sahip yapımda, kendini ve ne istediğini bilenlerin hizalanabildiği bir çerçeveden âdeta ritmi bozuk tekrarlarla dışarı taşan Julie, her defasında başka bir yola sapıp bir yere konumlanamıyor. Film bir yandan onun bu çerçeveye bir türlü yerleşemeyişle ilgilenirken, bir yandan da prolog ve epiloga ek olarak 12 bölümden oluşan yapısıyla, Julie’nin anlatısını da çerçevelemek istiyor gibi.

Kimler sever?

Tanıdık anlardan kucağa bırakılmış kocaman duygulara kendini açmaya razı olanlar.

İzlemeden önce bilmeniz gerekenler

Joachim Trier’in Reprise ve Oslo, 31. august’tan sonra Oslo üçlemesi bu filmle tamamlanıyor. The Worst Person In The World’de senaryoyu bir kez daha Eskil Vogt ile birlikte yazan Trier, her zaman çekmeyi hayal ettiği bir aşk hikâyesine yer vermiş.

Karakterlere dair…

Julie, 20’lerinde normatif ilişkilerin ve kurumların talepleri ortasında makbulluğun, kavranabilirliğin çelmesine takılan bir karakter. Film süresince kavrayamayışlarını ve belirsizliklerini, kişiliğini biçimlendirici bir ıstırap olarak deneyimliyor. 30 yaş bunalımından çok daha fazlasıyla finale kadar boğuşuyor: Annelik, evliliğe doğru gitmesi beklenen ilişki, makbul kız çocuğu olması icap eden baba-kız ilişkisi… Kimi zaman beklenmedik yerlerden bozguna uğrasa da kaybetmeye ve ancak kaybederek değişmeyi öğrenmeye razı oluyor. Deneyimlediği hem görünür hem de dile gelmez kayıpların yasını tutmakla kendini bir bilinmezlik içinde konumlandırmaya ve değişmeye razı olmuş görünüyor.

Hakkında konuşturuyor mu? 

The Worst Person In The World, hem 74. Cannes Film Festivali Ana Yarışma’da ses getirmiş hem de Renate Reinsve’ye En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazandırmıştı. Kararsız, düşünceli veya neşeli; karakterin her hâlinin altından incelikle kalkan oyuncusunun keyifli performansıyla film, seyirci için nefis bir yolculuk vadediyor.

Formu dolduran: Yağmur Ruken