“Venom: Let There Be Carnage” değerlendirmesi (2021) #formdayız

Tür: Aksiyon, macera, fantastik
Yönetmen: Andy Serkis
Yazar: Kelly Marcel, Todd McFarlene, Tom Hardy
Oyuncular: Tom Hardy, Woody Harrelson, Michelle Williams
Formu dolduran: Banu Üsküdarlı



Ne hakkında?

İlk filmin devamını anlatan olaylar zincirinde, Eddie aynı bedeni paylaşmak zorunda olduğu simbiyotik Venom ile ilişkisini dengelemeye çalışırken bir yandan da gazetecilik kariyerini kurtarmayı deneyip hayatına çeki düzen vermek istemekte. 

İlk intiba?

Yeni Venom filmi romantik komedi sularında yüzerken yer yer absürtlüğün sınırlarını zorluyor, bu da daha karanlık bir izleme deneyimi bekleyenleri pek memnun etmeyecektir. Normalde dürtüleriyle hareket eden, vahşi Venom’u sinema uyarlamasında Eddie ile tatlı tatlı atışırken izlemek eğlenceli ama bir yere kadar. Filmde Carnage yer aldığı için Kasady’nin yaptığı katliamların üstünde daha fazla durulacağını düşünmüştük ancak o kısım da biraz geride kalmış gibi. 

Derinlerde ne var?

Anti-kahramanlar, “kötü” de olsa her karakterin aldığı kararların altında yatan sebepler ve çocukluk travmaları son zamanlarda sıklıkla işlenenlerden. Burada da Kasady ve Frances’in maruz kaldığı psikolojik ve fiziksel şiddet, oldukları insanlara dönüş süreçleri flashbackler ile açıkça anlatılıyor. Öte yandan Kasady ile Carnage ikilisi, Venom ile Eddie gibi bir bütün olup duygusal bir bağ geliştiremedikleri için yetersiz kalıyorlar. 

Karakterlere dair…

Anne, Dr. Dan ve Dedektif Mulligan’ın filmde tam olarak hangi boşluğu dolduruyor; Venom’a ve Eddie’ye yardım mı ediyorlar yoksa ayak bağı mı oluyorlar? Anlamakta güçlük çektiğim konulardan biriydi. Bu üç karakter olmasa anlatıdan pek bir şey eksilmezdi sanki.

Frances Barrison, nam-ı diğer Shriek’in deliliği güzel yansıtılsa da vahşi tarafına hak ettiği kadar odaklanılmamış. Keşke süper güçlerini daha verimli kullandığını görebilseydik.

Soru işaretleri…

Post-credit sahnesi!