2. Uluslararası Kent Tiyatro Festivali notları: Ashura, Bahar Uyanışı ve Sweat Sweat Sweat

Yazı: Asya Yigit - Fotoğraf: KentFest fotoğraf ekibi

Tiyatronun, dansın ve sahne sanatlarının tüm çeşitliliğini sahneye taşıyan Uluslararası Kent Tiyatro Festivali, ikinci edisyonu ile seyirci ile buluştu. 1–14 Ekim tarihleri arasında Etimesgut Belediyesi’nin ev sahipliğinde, kentin çevresine yayılan bu festival, iki hafta boyunca 100. Yıl Cumhuriyet Kültür Merkezi’nin fuayesi, salonları ve yeni açılan sahnelerini; söyleşiler, çocuk performansları ve atölyelerle yaşayan bir üretim alanına dönüştürdü. 

Türkiye’nin yanı sıra Arjantin, Avustralya, Fransa, Lübnan, Portekiz ve Tayland’dan gelen farklı disiplinlerden sanatçıları ağırlayan festivalden evrensel bir ağıt olan Ashura; kadınların önemli bir dönüşüm uğrağı olan menopozu içeriden anlatan Sweat Sweat Sweat ve son olarak Türkiye’de bir ilk olan Emekliler Tiyatrosu’nun Bahar Uyanışı oyununa dair notlarımız var.


Ashura

21 yıldır hem ulusal hem de uluslararası sahnelerde yolculuğuna devam Ashura 13 dilde, 26 göç şarkısıyla ortak hafızanın kaydını tutuyor ve pişirdikleri aşureyi seyirciyle paylaşmaya devam ediyor. Konsept ve yönetimi Övül Avkıran ve Mustafa Avkıran’a ait olan projede, dekor ve kostüm tasarımında Ali Cem Köroğlu’nun, ışık tasarımında ise Yüksel Aymaz’ın imzası var. Müzik konsept ve düzenlemeleri de Sema Moritz, İhsan Kılavuz ve Levent Güneş’e ait. 90 dakikalık çok dilli bu müzik – tiyatro performansında vokaller, enstrümanlar ve oyunculuk bir araya geliyor; Sema Moritz, Nuri Harun Ateş, Eser Gündüz, Orhan Topçuoğlu, Kamucan Yalçın, Mikail Yakut, Rabia Aydın ve Selçuk Artut seyirciyi çok sesli bir yolculuğa davet ediyor. 

Üç büyük dinde farklı karşılıklara sahip olan aşure geleneğinden ilham alarak bir ortaklık kuran performans; Anadolu’nun ortak hafızasını homojen bir toplum yaratma adına yok eden kötülüğün karşısında durarak, birlikte yaşamanın nasıl mümkün olduğunu anlatıyor. Bu yolun ilk adımı ağıtlara; oradan oraya savrulan, zorunlu olarak göç ettirilen insanların, dillerin ve dinlerin yasına ortak olmaktan geçiyor.

Bitmeyen bir göç yolculuğunun kulaklarda susmayan ağıtlarını sahneye taşıyan ve zamanı olmayan bir performans Ashura. Zamanı ve mekânı aşarak seyirciyi bir tanıklığa davet ediyor, bu tanıklığı insanlık tarihinin belki de en güçlü var olma eylemini kullanarak yapıyor: Ağıt yakarak. Bu yolculukta dinlediğimiz ağıtlarla yası tutulamayan ve tarihte birer sayıya dönüşen her yaşamın, yasa ve ağıtlara sığdırılma çabasına da tanık oluyoruz. Eş zamanlı olarak Türkiye’de var olan dillerin yok oluşu ekrana yansıtılıyor. Yerde ikişerli bir şekilde dizilen ve kırmızı birer beze bağlanan şişeler aracılığıyla su bedenlere ulaşıyor;  içinde sıkışıp kaldığı camları onu gören ve dokunan bedenlere taşarak aşıyor. 

Başka türlü bir ortak yaşamı düşleyen Ashura, farklı dillerde söyledikleri şarkılarla bize o hep düşlediğimiz yaşamın olanaklılığını gösteriyor. Bu ihtimal tanıklıkla, yüzleşmeyle payımıza düşeni alarak ve ağıtlara ortak olup tutulamayan yasları hep birlikte tutarak mümkün. Belki o zaman duyarız her dilde söylenen şarkıların farklı tınılarını. 


Bahar Uyanışı

Fransız koreograf ve sanat yönetmeni Thierry Thieû Niang tarafından sahneye konan Bahar Uyanışı, benim için bir performans olmanın ötesine geçti. Daha önce ileri yaşlı bireylerle, çocuklarla ve otizmli insanlarla çalışan Thierry Thieû Niang, Bahar Uyanışı ile sanatın sınırlarını yeniden çizerek yaşın ve fiziksel sınırların üstünü çizen bir bakışa sahip. Bu bakış, birlikte üretmenin ve eşit bir düzlemde sahnede var olabilmenin mümkün olduğunu yeniden hatırlattı.  

Etimesgut Belediyesi’nin sosyal projelerinden biri olan Emekli Tiyatrosu, emekli bireylerin sosyal yaşamda aktif bir rol almasının önünü açarak, sahnelerde birlikte yaşamanın, birlikte üretmenin ve birlikte var olmanın gücünü Bahar Uyanışı ile gözler önüne serdi. Etimesgut Belediyesi Emekli Tiyatrosu’nun kadrosunda yer alan 60, 70 ve 80 yaşlarındaki gönüllü emekli oyuncular, kendi bedenlerini anılarını ve hikâyelerini yeniden anlamlandırarak sahneye taşıdılar. Birlikte üretmenin ve dayanışmanın gücüyle eşit bir düzlemde birlikte yaşamanın ve üretmenin kapısını aralayan bu proje benim için de farklı ve anlamlı bir deneyim oldu. Çok güzel hissettiren anlardan bir diğeri de alkış sırasında sahneden seslenen çocuk sesleriydi: “Ananneeee, babanneeee burdayıııım!”


Sweat Sweat Sweat

“Hiç menopoz üzerine bir oyun yazacağımı düşünmezdim ama… İşte buradayız!”

Sahnede sürekli benzer yaşlarda insanları, ki söz konusu kadınlar olunca sürekli genç kadınları, görmekten bıkmış bir seyirci olarak daha ileri yaşlarda bir kadını izlemek harika bir deneyim oldu benim için. Bir de bu kadın, bedeninin bütün ihtişamı ile size herkesin sır gibi saklayıp, kimsenin yasaklı bir konuymuş gibi dile almadığı menopozun içinden geçerek geliyorsa, tadından yenmez. 

Kadın bedenine dair konuşmak sandığımız kadar özgür olduğumuz bir alan değil. Neyse ki kadınlar her zaman bunun bir yolunu bulmuştur. Portekizli sanatçı Sonia Baptista, kendisinin yazıp yönettiği oyununu dansla harmanlayarak vajina ve vulva için Sosyal Güvenlik ve Ulusal Pastane kelimelerini de yanına alarak yola çıkıyor. Yaş alan bedeninin değişen ihtiyaçlarını ve cinselliğini; bir kadın bedeninin menopoz ile birlikte dönüştüğü ve deneyimlediği yeni varoluş biçimini cesur bir dil ve harika bir yapı kurarak inşa ediyor. Sonia bedeninin değişip dönüştüğü ve bu süreçte karşılaştığı duyguları menopozun içinden geçerek sahneye taşıyor ve üstümüze onlarca imge atıyor: Okyanusun derinlikleri, tek boynuzlu atlar, deniz kızları, aynalar, kapalı kutular, havlular ve sweatler, sweatler, sweatler. 

Araya karışan video kayıtlarıyla kurulan yeni gerçekliğin içinde bolca kahkahaya yer veren Sonia, sahneden hepimiz için bir direniş alanı kuruyor. Bu direniş alanında bolca kahkaha, neşe ve kayganlaştırıcı var. Bir de öneri: Aynalardan Sosyal güvenliği gözetlemeyi, Ulusal Pastane’yi ziyaret ederek tek kişilik sandalyede vakit geçirmeyi unutmayın!