2019: En iyi 10 drama dizisi

2019 değerlendirmelerimiz yıl içinde prömiyer yapmış drama dizilerinden Top 10 seçkimizle devam ediyor.


Değerlendirme: Aylin Güngör, Cem Kayıran, Deniz Bankal, Ekin Sanaç, Ekrem Buğra Büte, Hande Sönmez, İlayda Tenim, James Hakan Dedeoğlu, Melikşah Altuntaş, Mine Metin, Sadi Güran

Yazı: Deniz Bankal, Ekrem Buğra Büte, Melikşah Altuntaş, Mine Metin

10. Giji Hari

Üstünkörü çevirisiyle Görev/Utanç, yine 2019’un ses getirenlerinden Chernobyl’in yapım şirketi Sister Pictures ekibinin elinden çıkan ikinci güzellik ve senenin belki de en etkileyici suç-dramalarından biri. Daha üçüncü dakikasında hızlı ve vahşi bir yakuza hesaplaşmasıyla izleyiciyi karşılayan Giri/Haji, konvansiyonel bir suç hikâyesini artistik bir öyküleme arayışıyla, animasyondan split screen’e birçok kurgu tekniğini bolca ve cesurca kullanarak bizi mest ediyor. Bizi derken katıksız gerçekçi dedektiflik öykülerinin takipçilerini kastetmediğim anlaşılmıştır umarım. Tokyo/Londra arasında ileri/geri çözülmeye çalışılan bu tuhaf hikâyenin The Zombies’den Ólafur Arnalds’a, caz’dan jpop’a esneyen müzikal eşlikçilerinden ve neredeyse dans koreografileriyle canlandırılmış çatışma sahnelerinden zevk almamak mümkün değil. D.B.

9. City on a Hill

Polisiye sevenler için biçilmiş kaftan olan dizi, 1990’larda yozlaşmanın ve ırkçılığın kolluk kuvvetlerinin de göz yummasıyla kol gezdiği Boston şehrine uzanıyor. Ben Affleck ve Matt Damon’ın yapımcısı olduğu City on a Hill, “Boston Mucizesi”ni konu alıyor. Brooklyn’den gelen siyah bir bölge savcısı, yozlaşmış olmasına rağmen saygı duyulan ve statükocu bir FBI ajanı ile beklenmedik bir ittifak yapıyor. İttifakın suçlarla dolu şehirde yaratmaya çalıştığı değişimi, sürükleyici bölümlerle takip ediyoruz. M.M.

8. Servant

M. Night Shyamalan’ın yönettiği dizinin, on bölümden oluşacak ilk sezonu Kasım 2019’da Apple TV+’da yayınlanmaya başladı. Gerilim dozu yüksek dizinin başrollerini Lauren Ambrose, Toby Kebbell, Rupert Grint ve Nell Tiger Free paylaşıyor. Dizide bebeğini kaybeden bir çift, “Reborn Doll” denen oyuncak bir bebekle bu tarifsiz trajedinin üstesinden gelmeye çalışıyor. Yeni bebekle ilgilenmesi için Leanne isimli genç bir dadıyı eve alan çift, mistik bir gücü de evlerine almış oluyor. M.M.

7. Gentleman Jack

19. yüzyıl İngiltere’sinde geçen Gentleman Jack, İngiliz tarihinin kaydedilmiş ilk lezbiyen evliliklerinden birini yaşayan ve günümüzde bir LGBTİ+ ikonuna dönüşen Anne Lister’in gerçek hikâyesinden uyarlandı. Sally Wainwright’ın yaratcısı olduğu seri, Lister’in 15 yaşından itibaren tuttuğu 27 defterden oluşan şifreli günlüklerinden esinleniyor. Lister’in partneri Ann Walker ile Halifax, West Yorkshire’daki arazisinde zorluklarla dolu ama cesur hayatlarını izlediğimiz nefis bir HBO dizisi. M.M.

6. Godfather of Harlem

EPIX’in on bölümlük dizisi, Harlem’in ünlü mafyası Bumpy Johnson’ın 1963’te Alcatraz’dan çıkışından sonra, Harlem’in kontrolünü yeniden eline almaya çalışmasını konu ediyor. Sivil Haklar hareketinin yükseldiği yılları konu alan seri, Johnson’ın Malcolm X, Adam Clayton Powell Jr gibi tarihsel figürlerle olan etkileşimlerini de içine alarak dönemin gerçekliğine ışık tutuyor. Johnson’ı Forest Whitaker’ın canlandırdığı dizi, her bölümüyle soluk soluğa bir heyecan sunuyor. M.M.

5. Watchmen

Lost ve The Leftovers gibi yapımların yaratıcısı Damon Lindelof’un aynı adlı grafik romandan televizyona uyarladığı Watchmen, 2019’da HBO’nun en iddialı yapımlarından birisiydi. Günümüze benzer bir tarihte ancak tarihsel bir paralel evrende, bir alternatif tarihte geçen dizi, süper kahraman mitine yaklaşımıyla da dikkat çekiyor. Daha önce 2009 yılında Zack Snyder tarafından sinemaya uyarlanan Watchmen, Lindelof’un evreni kronolojik olarak genişleten yorumuyla çok özel bir işe dönüşüyor. E.B.B.

4. The Morning Show

Apple TV+’da yayınlanan The Morning Show, Reese Witherspoon, Jennifer Aniston ve Steve Carell’i bir araya getirmesiyle daha hazırlık aşamasındayken dikkatleri üzerine çekmişti. Maalesef ilk sezonuyla beklenen izlenme oranının altında kalan dizi, popüler bir sabah programında çalışan üç gazetecinin çalışma hayatlarının yanı sıra perde arkasındaki yaşamlarına ışık tutuyor ve olay örgüsünü #MeToo hareketini merkezine alarak oluşturuyor. Serinin yaratıcısı Kerry Ehrin, daha baştan anlaşması yapılan ikinci sezon için kasım ayını işaret ediyor. M.M.

3. Tales of the City

“Home is a feeling” sloganıyla seyirciyi kucaklayan Tales of the City için aslında bizim yaşadığımız coğrafyada karşılaşmanın mümkün olmadığı dev bir buzdağının tepe noktası diyebiliriz. Kültürel/etnik/cinsel her türlü özgürlüğün var olduğu bir gerçeklikte, sadece umut ve sevgi dolu bir ilişkiler draması mümkün olabilir mi? Sadece vaadi bile güzel olan bu yapımın geçmişten günümüze evrilişinden dem vurmakta fayda var. Çünkü 2019 yapımı bu Netflix dizisi aslında yaklaşık 50 senedir büyüyen progresif bir masalın son bölümü. 70’lerde bir gazete köşesinde etnik ve cinsel sansür bariyerlerini usulca büken LGBTİ+ hikâyeleri anlatarak yola başlayan Armistead Maupin, daha sonra 9 kitaplık bir seriye dönüşecek Tales’i kaleme alırken dünyanın her yerinden kendine ev arayan kuir’e ışık tutarak San Francisco’yu bugün olduğu gökkuşağı ve özgürlükler şehrine çevirebileceğinin farkında değildi elbette. Tales, 90’larda diziye uyarlandığında ışık hızıyla yasaklanacak ama durmayıp 3 seri halinde geri dönerek televizyon ekranlarında tanık olunan ilk erkek hemcins aşkını öpüşmeyle taçlandıracak, sessizliği neredeyse toplumu sağır etmiş AIDS gibi bölüm sonu canavarlarıyla kahramanlarını yüzleştirecek ve her türden ayrımcılık vakasını katman katman çitileyerek pırıl pırıl bir dünya yaratılabileceğini kanıtlayacaktır. Açık adresiyle “28 Barbary Lane” sakinlerinin ilk bölümden bu yana birlikte büyüdüğünü, yani serinin ilk bölümüne 62 yaşında başlayan Olympia Dukakis’in, 2019’da izlediğimiz son bölümde 88 yaşına bastığını, önce Melrose Place, hemen ardından şehir yaşamı ve kadın özgürleşmesinin sembolü kabul edilen Sex and the City ve Carrie Bradshaw karakterinin ilham kaynağının da bu seri olduğunu ek bilgi olarak vermeden geçmeyelim. #loveislove D.B.

2. Euphoria

Geçmiş tarihinde gençlik dizilerine pek de aşina olmadığımız HBO’nun uzun zamandır görmediğimiz kadar sert ve cesur dizisi Euphoria, geçen yılın fenomene dönüşen işlerinin başında geliyordu. Hem izleyici, hem eleştirmenler nezdinde olumlu puanlar toplayan bu gerçekçi ve isyankâr gençlik dizisi, As If, Skins ya da Sex Education gibi İngiliz işlerinde görmeye alışık olduğumuz karakter merkezli bölüm kurgusu, görsel ve işitsel anlatım dili ve ikna edici performanslarıyla, Larry Clark-vari bir Amerikan bağımsız sineması ruhunu beyaz cama taşımayı başarıyor. M.A.

1. Undone

Raphael Bob-Waksberg ve Kate Purdy’nin üretimi olan animasyon serisi, bizleri genç bir kadının kozmik yolculuğuna çıkarıyor. Alma’nın hayatı, yıllar önce bir kazada kaybettiği babasını görmeye başlamasıyla tamamen değişiyor. Alma, sürekli karşısına çıkan görüntülerle babasının zamansız ölümüne engel olabileceğine inanarak, uzayda ve zamanda yolculuk etmesini sağlayan gizemli bir yeteneğini fark ediyor. Genç kadının bu gizem dolu arayışını, görsel ritimleri olan rotoskobik animasyonla izliyoruz. M.M.