2025: En iyi 10 dram dizisi
Bir acil servis nöbetinden buz hokeyi sahalarına, akran zorbalığından kendini keşfetme yolculuklarına… Dram dizileri seçkimizde yalnızca ekran macerasına 2025’te başlamış yapımlara yer verildiğini belirtelim; sıralama alfabetik.
Yazılar: Burcu Teker, Elif Yılmaz, Ekin Sanaç, Olcay Özer, Utkan Çınar

Adolescence (Netflix)
Kısa sürede bir hite dönüşen ve Altın Küre’de dört ödüle uzanan mini dizi Adolescence, daha önce Boiling Point ile gönüllere taht kurmuş Philip Barantini ve Stephen Graham’ın son ortaklığı. Dizi 13 yaşındaki oğulları Jamie’nin arkadaş katili olmakla suçlanması ile hayatı alt üst olan Miller Ailesi’ni takip ediyor gibi görünse de anlatının irdelediği mesele çok daha derin. Kesintisiz çekim mantığını bilerek izlediğinizde başta biraz işin tekniğine takılıyorsunuz ister istemez. Ama yavaş yavaş, ustalıkla sizi karakterlerle tanıştırıyor.

Death by Lightning (Netflix)
Candice Millard’ın 2011 tarihli kitabı Destiny of the Republic: A Tale of Madness, Medicine & the Murder of a President’a dayanan, Mike Makowsky imzalı dört bölümlük mini seri. ABD’nin 20. Başkanı James A. Garfield’ın, sıkı hayranı Charles J. Guiteau tarafından vurulup hayatına son verilmesine yol açan süreç ekseninde şekilleniyor. Matthew Macfadyen, Michael Shannon, Betty Gilpin, Nick Offerman, Bradley Whitford, Laura Marcus’ın yer aldığı ışıltılı kadro ise dikkat mıknatısı işlevi gören türden.

Dying For Sex (Hulu / Disney+)
Molly Kochan’ın gerçek hikâyesini paylaştığı aynı adlı podcast’ine dayanan mini dizi, Kochan’ın 2015’te 42 yaşındayken aldığı dördüncü evre meme kanseri teşhisi ile 15 yıllık partnerini terk ederek çıktığı kendini keşfetme yolculuğunu kucaklıyor. Hastalığının geri dönüşü olmadığının kabulü ve dizinin yapımcılığını da üstlenen en yakın arkadaşının desteğiyle, tabu olarak görülen gerçek cinsel arzuların peşine düştüğü, kara mizah öğeleri kadar duygusal tahribatı da yüksek, sarsıcı ancak sıcacık, ilham verici bir öykü bırakıyor bu dünyaya.

Empathie (Canal+)
Dikkat dikkat! Çünkü Empathie, şüphesiz bu yılın en göz ardı edilmiş dizilerinden biri. Florence Longpré ile henüz tanışmadıysanız (belki aramızda diğer bir dizisi M’entends-tu? / Can You Hear Me? izlemişler vardır), çok şey kaçırdığınızı söyleyebiliriz. Kendisi Empathie‘nin hem yaratıcısı hem yazarı hem de başrol oyuncusu olarak karşımıza çıkıyor. Montreal’de, kriminolog olarak çalışmanın ardından psikiyatriye adım atan Suzanne Bien Aimé’nin hikâyesini izliyoruz. O kadar etkileyici bir psikolojik drama ki ele aldığı ruhsal vakaların ağırlığını çarpıcı bir gerçeklik ve incelikle sırtlanırken, izleyicinin derinliklerine dokunmayı başarıyor.

Forever (Netflix)
Tanıdık, bildik duygulardı. Artık öyle olmayana dek… Forever, Mara Brock Akil’ın başını çektiği yaratıcı ekibin Judy Blume’un 1975 tarihli, ABD’nin yasaklı kitaplar listesinin gediklilerinden olan aynı adlı klasiğinden ilhamla uyarladığı ergenlik draması. İzleyicisini ilk aşk deneyiminin yarattığı duygusal rollercoaster’a bindirerek coşku, korku ve kafa karışıklığının birbirine karıştığı tecrübenin tadını anımsatıyor.

Hal & Harper (MUBI)
İki kardeşin iç içe geçmiş hayatlarına odaklanan Hal & Harper, aile dinamiklerine dair keskin gözlemleriyle yılın hakkında konuşturan işlerinden biri oldu. Cooper Raiff’in yarattığı, yazıp yönettiği ve başrolünü üstlendiği dizinin kurcaladığı başlıklar arasında duygusal bağımlılık, geçmişle yüzleşmek ve yetişkin yaşamı inşa etmek var. Lili Reinhart ve Mark Ruffalo’nun performansları da kusursuz.

Heated Rivalry (Crave / HBO Max)
Işıltılı hokey sahalarının sert rekabeti ile gizli bir aşkın tutkulu çarpışmasını birleştiren Heated Rivalry, Rachel Reid’in Game Changers romanından ekrana taşınıyor. Baş karakterlerimizin rakiplikten doğan kıvılcımları, gizli bir ilişkiye dönüşürken hem spor dünyasının katı kodlarıyla hem de kendi içsel çatışmalarıyla boğuşmalarını izliyoruz. Tutkulu anların ötesine geçerek kimlik ve aidiyet gibi evrensel temaları spora özgü bir ritimle harmanlıyor. Cesur anlatımı ve güçlü performanslarıyla yılın en çarpıcı romantik dramlarından.

Paradise (Hulu / Disney+)
Dan Fogelman’ın kaleminden çıkan Paradise, ilk bakışta sadece bir politik gerilim gibi görünse de altındaki insan hikâyesi ve karakter tasvirleriyle dramı güçlü şekilde işliyor. Bir başkanın ölümüyle sarsılan “Cennet” adlı yerleşimde, gizli servis ajanı Xavier Collins’in hem cinayeti çözmeye çalışırken hem de kendi inançlarıyla yüzleşirken yaşadığı iç çalkantıları izliyoruz. Sterling K. Brown’un duygusu yüksek performansı, Julianne Nicholson’ın sert zekâlı girişimci portresi ve James Marsden’ın trajik başkan figürüyle, izleyiciyi hem politik entrikaların hem de kişisel kayıpların derinliklerine çekiyor.

The Pitt (HBO Max)
The Pitt, Pittsburgh’daki kaotik bir acil serviste geçiyor ve izleyiciyi 15 bölümüyle, 15 saatlik bir nöbetin içine kilitliyor. Ambulans sirenleri, monitör bipleri, panik dolu koşturmalar ve koridorlar arasında zaman (neredeyse) gerçek zamanlı akıyor. ER emektarı R. Scott Gemmill’in yaratıcısı olduğu dizinin alışkın olduğumuz hastane dramalarının ötesine geçiyor ve sistemin açmazlarını, sağlık çalışanlarının görünmez travmalarını ve bu 15 saatlik vardiyada insan kalabilmenin zorluğunu sert, yalın ve neredeyse belgeselvari bir tonda aktarmayı başarıyor.

Riot Women (BBC One)
Happy Valley ve Gentleman Jack ile kalbi çalınmış Sally Wainright hayranlarının dikkatine: The Riot Women, yazarımızın yeni işi! Belirli bir yaşa erişmiş beş kadın, monotonlaşan hayatlarına meydan okumak için bir punk grubu kurmaya karar verirler. “Orta yaşlı, menapozlu kadınların görünmezliğine” dair şarkılar yazacaklardır. Çocukları artık yetişkin, ebeveynleriyse baş edilmez olmuştur. Zorlu işlerini, çok daha zorlu eşlerini gerçek anlamda sorgulamaya; yeni date’lere çıkmaya başlarlar. En güzeli, kaybedecek bir şeyleri olmadığını hissetmeleridir.