36. Ankara Film Festivali notları: Tavşan İmparatorluğu, Parçalı Yıllar
Yazı: Burcu Teker
Ankara Film Festivali bu sene 13-21 Kasım tarihlerinde, 36. kez seyirciyle buluştu. Festivalin, sekiz yapıma yer verilen Ulusal Uzun Film Yarışması kategorisindeki Seyfettin Tokmak filmi Tavşan İmparatorluğu ve Hasan Tolga Pulat’tan Parçalı Yıllar üzerine aldığım notları paylaşmak istiyorum.

Tavşan İmparatorluğu
Dünya prömiyerini gerçekleştirdiği Tallinn Black Nights gibi Taipei ve Antalya’dan da hatrı sayılır ödüller ile dönen Seyfettin Tokmak’ın ikinci uzun metrajı Tavşan İmparatorluğu, Ankara Film Festivali’nin kalıcı izler bırakan yapımlarından oldu. Bu; benzerine her zaman rastlanmayan türden oyunculuklar ile duyguların alabildiğine yalın şekilde aktarıldığı, gösteriş kaygısı gütmeyen ancak Elazığ coğrafyasının kesinlikle söyleceklerinin olduğu sinematografisi ile zamanın akmıyor hissi verdiği, huzursuzluğu iliklerde hissettiren bir başkaldırı hikâyesi.
Filmin merkezinde; annesini yeni kaybetmiş, babası Beko ile yaşamaya mahkum 12 yaşındaki Musa yer alıyor. Kasabanın kodamanının düzenlediği tazı yarışlarına tavşan temin ederek para kazanan bir çakal Beko. Pusulası para. Vefat eden karısından geriye kalan cüzdanda bulduğu beş kuruş parayı cepleyip eşyalarını savuracak hoyratlıkta. Olası gelir potansiyeli için illegal yollara girmekten çekinmeyeninden. Engelli çocukların ailelerine bağlanan devlet desteğini öğrendiğinde özel öğretim okuluna gönderiyor Musa’yı zorla; sağlık kurulunu ikna etmesi için engelli taklidi yapmaya zorluyor.
Musa, içinde debelendiği tekinsizlik atmosferinde kendinden büyük erkeklerden gördüğü mental ve fiziksel şiddete rağmen direnişi elden hiç bırakmıyor. Savunmasız ve sevgiye muhtaç aslında, Beko’nun gözünde ise neredeyse yok hükmünde. Bu işlevsiz baba figürü öyle kopuk ki oğlundan, Musa’nın kendine kayalıkların içinde inşa ettiği alternatif dünyanın; kıymet verdiği objeleri baş köşeye koyduğu, kafeslerden kurtarıp iyileştirdiği tavşanları ile günbegün büyüttüğü güvenli alanın farkında bile değil.
Tam bu noktada diyalog yazımına ihtiyaç duymadan meramını beden diline yansıtmakta becerikli, ilk oyunculuk deneyiminin üstesinden hakkıyla gelen Alpay Kaya’ya değinmeden geçmek istemiyorum. Koca perdeyi bir surat ifadesi ile dolduruyor. Yüzünün titreyen her bir kasından, gözünün baktığı her bir uzaktan anlıyoruz ki Kaya’nın hayat verdiği Musa’nın bilge ruhu asıl gerçeğin, yaşanacak hayat potansiyelinin “dışarıda” olduğunun farkında. Teknik tercihler ile yaratılan imajlar üzerinden Platon’un mağara alegorisine göz kırpan sinematik referanslar çok yerinde. Farklı yönden ele alış; yerinde bir hissiyat.
Musa; doğru olanı bilmenin ağırlığından, çektiği sancılardan sığınıyor terkedilmiş maden ocağına, “mağarasına”… Sığınma eylemi, zihnin esareti seçtiği bir noktadan değil burada. Zincirleri eril tahakküm halkalarından oluşan düzeni yıkmanın ilk adımı. Sistem ve otoritenin yok sayıp sömürdüğü bir diğer karakter olan Nergis ile kurduğu bağ cıvıl cıvıl bir yaşama arzusu getirdiğinde beraberinde, biliyor Musa, başka türlüsü mümkün. İşte o mümkünün peşinden zincirlerini kırıp dışarıya çıkıyor tüm cesaretiyle. Belki “güneş” acıtacak ilk başta ama eskisinden daha fazla değil.

Parçalı Yıllar
Güzel Günler Göreceğiz ile 2010’lu yılların başında tanıştığımız Hasan Tolga Pulat’ın yazıp yönettiği Parçalı Yıllar; Amerikan ambargosundan nasibini almış sinemamızın kaotik yıllarına ışık doğrultup, idealist tiyatrocu Aytekin Aktaş vasıtasıyla dönemin emekçiler üzerinde bulduğu yankı üzerine kuruyor anlatısını. Siyasi ve sosyolojik anlamda çalkantılı 70’ler Türkiye’sinde hayalleri ile hayatın gerçekleri arasında sıkışıp kalan tiyatro oyuncusu, seks filmi furyasına seslendirme sanatçısı olarak katılıyor önce tüm çaresizliğiyle. Sonrasında ise bu kara deliğin a-list oyuncusu ve hatta “suratı” olarak buluyor kendini. Yetkin Dikinciler’in; hayat verdiği, kendi hâli-tavrıyla da paralellik barındıran İstanbul beyefendisi karakterin ikirciklerini ve çaresizliğini yansıtmakta zorlanmadığı aşikâr. Ancak bir yerden sonra yapımı tek başına taşımakta güçlük çektiği hissi yansımaya başlıyor izleyenlere; itici güce duyulan ihtiyaç dakika dakika artıyor.
Parçalı Yıllar ilerledikçe, anlatmak istedikleri iyi niyetli olsa da formülün ne kadar çalıştığı sorgulanmaya başlıyor. Daha ziyade olay örgüsünü destekleyici yan hikâye koltuğunda oturması gereken aile draması, gitgide vites arttırarak filmin teması ile başa baş bir yarışa giriyor. Çok fazla odak var ve bu, filmi hedeflediği derinliğe ulaştıramadığı gibi seyircinin ilgisinin kaybına da sebebiyet veriyor. Didaktik üslupla ardı ardına sıralanan sosyal mesajlar da anlatıyı zayıflatan etkenlerden bir diğeri.
Proje, Aytekin karakterini bir aile dramı üzerinden izlediği için senaryo anlamında yapılan önceliklendirmeyi anlamakla birlikte, amaç, gölgelerde kalan “erotik avantür-komedi” kültürüne kapı aralamak ise eğer; süreçte kadın oyuncuların yaşadığı sistematik istismara daha derinlikli bir bakış atılmasını isterdim. Dengeli bir tutum benimsenseydi eğer, yükler binmiş idealist sırtların erotik film çılgınlığından aldığı nasibin getirileri-götürüleri ve dönemin ağırlığı izleyiciye daha etkili biçimde aktarılabilirdi.