Ahmet Mümtaz Taylan ve Melisa Sözen’e “Alef”i sorduk

BluTV’nin yeni dizisi Alef geçtiğimiz hafta ilk bölümleriyle yayına başladı. Her hafta bir yeni bölümle karşımıza çıkan dizinin başrol oyuncularından Ahmet Mümtaz Taylan ve Melisa Sözen’e merak ettiklerimizi sorduk.


Röportaj: Melikşah Altuntaş

AHMET MÜMTAZ TAYLAN yanıtlıyor:

Yönetmeninden yayıncı kanallarına, oyuncu kadrosundan senaryosuna, hangi tarafından bakarsak bakalım, son derece iddialı bir iş Alef. Televizyonda görmediğimiz kadar sahici bir dünya kurulma çabası da, prodüksiyonu itibari ile özeni de aşikar. Uzun yıllardır bu sektörün için sayısız deneyimi olan bir aktör olarak bu projedeki en güçlü iddianız ve kaygınız nedir?

Yıllardır giderek artan minutajlarla dizi çekiyoruz. Ana akım medya dizilerinin bölümü 160 dakikaya geldi dayandı. Alef’in bölümleri 45’er dakika ve bu süre konfeksiyon işi değil de dünya standardında butik bir iş çıkarmak için yaratıcılarına imkân veriyor. Hal böyle olunca yönetmenden başlayarak işi üreten tüm kadroya yaratıcı bir iş çıkarmaları için zemin hazırlanmış oluyor. Biz bu fırsatı en iyi ve doğru biçimde kullanmaya çalıştık. Alef tüm bileşenleriyle özenli ve nitelikli emek içeren bir iş oldu. Şimdi bunun seyirciye geçip geçmediğini göreceğiz.

Settar ilk etapta kabalığı, başkalarına karşı böbürlenen bir tavır takınması, özel hayatındaki huzursuzluğuyla dikkat çeken bir karakter. Kendiyle de epey derdi olan biri olduğu açık. Dizinin henüz ilk bölümünde, sinir olduğu bir meslektaşıyla konuşurken maktülün cinsel yönelimi üzerinden karşısındakine laf sokmaktan dahi çekinmeyecek kadar keskin, neredeyse kapkara bir karakteri canlandırırken, onu insancıllaştırmak ve anlaşılabilir kılmak nasıl mümkün oldu?

Güzel soru. Settar soruda sıraladığınız olumsuz özellikleri belli oranda taşıyan bir karakter. Doğru. Ama ilerleyen bölümlerde çok daha fazlasını görecek, hissedecek ve öğrenecek izleyici. İnsan ilk bakışta görünenden duyulandan çok daha fazlasıdır çünkü. Settar ve hikâyesiyle ilgili spoiler vermemek için uzun uzadıya açıklamam doğru olmayacak ama şu kadarını söyleyebilirim; Settar, yaraları hiç kabuk bağlamayan bir karakter. Sürekli kanıyor. Yalnız ve deneyimlerinin keskinliği nedeniyle hep karanlığa bakan bir adam. Hani acılaşmış denen insanlardan. Sertliği keskinliği, cinsiyetçiliğe varan yargıları için kendince sebepleri var. Karakterinin insani ve anlaşılabilir (!) yanları için ilerleyen bölümleri izlemenizi salık veririm. Salt iyi, salt kötü insan kartondur. Settar karakteri için senarist Emre Kayış’ın kurduğu örgü çok daha girift ve derin. 8 bölümün sonunda bir daha konuşalım.

MELİSA SÖZEN yanıtlıyor:

Alef, özellikle yurt dışındaki polisiye dizilerde örneğini pek çok kez gördüğümüz gibi son derece karanlık, puslu bir dizi. Türkiye’de bir polisiye dizi çekerken, eril dünyanın kesifliği de işin içine eklenmek durumunda kalıyor elbette. Yaşar karakteri sence bu dünyanın neresinde konumlanıyor ve bir kadın oyuncu olarak canlandırdığın karakteri, erkek lokomotifli bir işin side-kick’i haline getirmeden bu kadar güçlü şekilde ete kemiğe büründürmeyi nasıl başardın?

Öncelikle bir kadın oyuncu olarak, sektördeki erkek egemen ve dolayısıyla çoğunlukla erkeklere hizmet eden, onları el üstünde tutan ve onlara daha fazla kıymet veren genel tutumdan rahatsızlık duyuyorum. Bu sistem o kadar kanıksanmış ki, onun değişmesi için gereken farkındalığın geç de olsa oluşması ve bunun üzerine konuşuluyor olması beni umutlandırıyor. Alef özelinde konuşmak gerekirse, Alef kurgu kategorisinde bir dizi. Anlatmayı tercih ettiği şey gerçek olmasa da, gizemli öğeler de içeren gerçekçi bir iş. Böyle bir işin anlattığı dünya gibi olmasında değil de, öyle olmamasında daha büyük sorunlar olabilirdi. Örnek vermek gerekirse, erkek egemen bir güvenlik bürokrasisinin erkek egemen olduğunu göstermek mi, yoksa olması gerektiği düşünülen tabloya yakın ama hakikate uzak bir durum resmetmek mi daha ilerici bir tavır olurdu, hızla cevap vermek zor. Belki bu ikisinin nasıl harmanlandığı en mühimi. Yaşar karakterine gelince, karakterin mesleği, duruşu ve mizacı gibi hikâyesi de sıra dışı. Oyuncunun “rolü” karakteri ete kemiğe büründürüp esere hizmet etmek diye düşünüp öyle yaşayan bir oyuncu olarak, karakterin benim tarafımdan canlandırılışının etkisini hesaplamak benim yapabileceğim bir iş değil ama iltifatın için teşekkür ederim! Yazarın ve yönetmenin karakterlere verdiği ağırlığın kültürümüzle mutlaka ilgisi vardır, ancak Alef’te bu dağılımın hikâyeye hizmet ettiğini düşünüyorum. Bir seyirci ve bir kadın olarak da bu erkek egemen dünyanın uyandırdığı rahatsızlığın konuşuluyor olmasından mutluluk duyuyorum. Lokomotif analojisi ile ilgili de ilk aklıma gelen şu: Trenin vagonlarında ne olduğu lokomotifin renginden daha önemli.

Sıkı bir polisiye dizi izleyicisi misindir? Alef’i bu türdeki yerli ve yabancı dizilerden ayıran en önemli özellikler sence ne? Projenin içinde yer almamış olsaydın da BluTV veya FX’ten merak edip izler miydin?

Sıkı bir polisiye izleyicisiyim diyebilirim sanırım. Alef gerek prodüksiyon, gerekse sinematografi açısından Türkiye’deki iyi örneklerden biri. Koşullar sağlandığında dünyadaki iyi örneklerden geri kalmadığımızı da gösterdiğini düşünüyorum. Birçok türde olduğu gibi polisiyenin de kendine has bir matematiği, kimi zaman altı bilerek çizilen klişeleri ve tabii ki ters köşeleri var. Alef de türdeşleri gibi bu türü bize sevdiren lezzetleri barındırmakla beraber hikâyesi ve anlatış biçimiyle benim içinde olmasam da izlemek isteyeceğim bir iş olurdu.

Alef‘in yeni bölümleri her cuma 21:30’da BluTv’de. Şimdiye dek yayımlanmış bölümleri izlemek için buraya tıklayarak BluTV’ye ulaşabilirsiniz.