Apple Bağdat Caddesi, Murat Palta minyatürüyle açılışa hazırlanıyor

Apple 11 Ekim itibariyle, İstanbul’un ilk Apple sokak mağazası olacak Apple Bağdat Caddesi’ni duyurdu. Açılış tarihi henüz açıklanmayan mağaza için özel olarak hazırlanan barikat giydirmesi, Murat Palta’nın minyatürüyle renklenerek mekânı şimdiden bir cazibe merkezi hâline getirdi. Markanın ilk İstanbul mağazası olan Apple Zorlu Nisan 2014’te açılmış, onu Ekim 2014’te Apple Akasya izlemişti.



Sıradan bir mağazadan çok bir yaratıcılık merkezi olarak faaliyet gösterecek mekân, Bağdat Caddesi’ne yerleşerek kentin kalbinde yeşil bir vaha oluşturmayı amaçlıyor. Caddenin en işlek noktasında, tüm binalardan bağımsız bir köşe mağazası olarak konumlanan Apple Bağdat Caddesi, şimdiden gündelik yaşamın kutlandığı bir meydan yaratmış gibi görünüyor.

Tarihi Uygurlar’dan Selçuklular ve Osmanlılar’a uzanan minyatür geleneği aracılığıyla yerel kültürü destekleyerek, Apple teknoloji ve servislerinin ziyaretçilerle güçlü bağlar kurmasını hedefleyen barikat çalışmasına dair merak ettiklerimizi Murat Palta’ya sorduk.

“Benim gözümden hayal edin. Kalabalık bir sahne işliyorsunuz, bu kalabalığı nasıl doldurabilirsiniz? Ben bu kısımda oyun oynamayı çok seviyorum. Figürlere hikâye ekliyorum. Bu hikâyeler ana konuya destek olacak minik ayrıntılar hâline geliyor.”

Popüler kültür ve gündelik hayattan bulduğun kimi ögeleri minyatür tekniğiyle yorumladığın absürt ve mizahi bir görsel dil kullanıyorsun. Bu anakronik tavrın getirdiği çok katmanlılığı nasıl kurguladığını Apple Bağdat Caddesi için ürettiğin minyatür çalışma üzerinden anlatabilir misin biraz?

Apple’ın günlük hayatımızda ne kadar büyük bir yer edindiğini herhalde açıklamamıza gerek yok. Eğer minyatür sanatını Apple ile bağdaştıracaksak, doğal olarak anakronizm kaçınılmaz oluyor. Bu dil kendiliğinden mizahı da beraberinde getiriyor fakat buna destek olacak konuları günlük yaşamdan toplayarak aldım. Benim gibi unutkan bir insan için Airtag çok büyük bir nimet mesela. Bu detayı eklemesem olmazdı. Uzandığımız yerden hepimiz suratımıza telefon ya da tablet düşürmüşüzdür. Tüm bu detaylar yaşamlarımıza entegre olmuş gerçekler. Öyleyse bir bakıma sosyal tarih anlatıcılığına soyunarak bu detayları sıkıştırdım.

Apple Bağdat Caddesi’nde yer alacak yeni minyatüründe, tıpkı sokakta olduğu gibi, çok farklı sosyal gruplardan gelen insanların türlü aktivitelerini izliyoruz. Gündelik hayatı ve yaşadığımız coğrafyanın kültürünü kutlamak niyetiyle hayata geçen bu projenin kahramanlarını nasıl seçtin? Hikâyede en sevdiğin karakter hangisi?

Karakterleri özellikle seçmedim aslında. Bağdat Caddesi’nin çok renkliliğini hesaba kattığımızda organik bir biçimde oluştu diyebilirim. Benim gözümden hayal edin. Kalabalık bir sahne işliyorsunuz, bu kalabalığı nasıl doldurabilirsiniz? Ben bu kısımda oyun oynamayı çok seviyorum. Figürlere hikâye ekliyorum. Bu hikâyeler ana konuya destek olacak minik ayrıntılar hâline geliyor. Çiçekçi kadınları boyaması çok eğlenceliydi mesela. Bir de koşucularda sona kalıp soluklanan karakteri kendimle özleştirdim biraz.

Detaylar görsel üslubunun çok önemli bir parçası. Yarattığın türlü dokular, desenlerle dolu rengarenk atmosferde, Apple Bağdat Caddesi için çizdiğin minyatür aracılığıyla kapsayıcılık, çeşitlilik, erişilebilirlik gibi kavramların altını çizmek sana nasıl hissettiriyor?

Minyatürlerde kullanılan her bir detayın Apple ile olabilecek bağlantısını düşünerek yola çıktım. Çeşitlilik benim için çok önemli. Hele ki bu kadar büyük bir kompozisyon uygulayacaksam bu kaçınılmaz oluyor. Neyse ki Apple bu konuda oldukça zengin. Binalarda arka planda kullanılan Apple ikonlarından tutun, Nefes uygulaması sembollerine, oradan Memojilere kadar uzanan yelpaze, bu bahsedilen üç kavram açısından fazlasıyla tatmin edici.

Tüm cepheyi kaplayan eserin merkezindeki Apple logosu, gün ışığının en iyi fotoğraf verdiği “golden hour”daki (altın saat) güneşe dönüşüyor, etrafını ise minyatür sanatında kullanılan en yaygın elementlerden olan bulutlar sarıyor. Bu ikili nasıl bir araya geldi, tasarım sürecinden bahsedebilir misin?

Biz ne kadar fark etmesek de minyatürlerde, hele ki kalabalık kompozisyonlarda, aslında merkezlenen bir figür vardır ve bu figür diğerlerinden biraz daha büyük çizilir. Buna ek olarak sağına soluna konuşlanmış bir kaç detay olur ki o figürün önemini ortaya çıkarsın. İşte az önce bahsettiğim çeşitliliği karşılayacak en güzel örneklerden biri de bu. Logoda “golden hour”dan esinlenildi. Kendini çevreleyen klasik minyatür bulutları da çok hoş bir bütünlük kazandırdı.

“Her toplumun kendine göre renginin, çizgi biçiminin olması beni heyecanlandırıyor. Başka bir dili öğrenmek gibi hissettiriyor. Çalışmalarımda yer yer, farklı kökenlerin hikâyelerinden almakta hiçbir sakınca görmüyorum.”

Apple için yerkürenin farklı köşelerinden köklenen geleneksel sanatları onurlandırmak oldukça önemli. Tarihe meraklı biri olarak senin de, bambaşka yerel topluluklardan görsel referanslar aldığın, etkilendiğin oluyor mu?

Kesinlikle! Aslında tarih anlatıcılığının bir parçası gibi geliyor bu bana. Her toplumun kendine göre renginin, çizgi biçiminin olması beni heyecanlandırıyor. Başka bir dili öğrenmek gibi hissettiriyor. Çalışmalarımda yer yer, farklı kökenlerin hikâyelerinden almakta hiçbir sakınca görmüyorum. Aksine, anlattığım hikâyede aralarında bağ kurmak benim için büyük bir keyif. 

The medium is the message.” düşüncesine inananlardansın. Genelde tercih ettiğin gibi bu projeyi de dijital mecrada ürettin. Hangi Apple ürünlerini kullandın? Yeni teknoloji çağdaş minyatürler inşa ederken sana ne gibi kolaylıklar sağlıyor?

Bu cümleyi o kadar sevdim ki, her yerde kullanıyorum. Geleneksel sanatları biz modern bir zeminde yorumlayacaksak tek başına biçim yeterli olmayabilir. Aynı zamanda kullandığım malzemeler de bu görüşü desteklemeli. Elbette ki klasik yollarla -kağıt üzerine guaj, akrilik, suluboya- ürettiğim çalışmalarım var fakat dijital üretim biçimlerine başvurmak anlattığım mesajı kuvvetlendiriyor.

Geleneksel minyatürlere baktığımızda birbirlerinin neredeyse aynısı figürleri yan yana dizilmiş olarak görürüz. Adeta kopyala-yapıştır tekniğiyle çoğaltılmışlardır. Aslında bir bakıma da öyleydi. Kullanılan bazı şablon figürler vardı ve tekrar tekrar kullanılıp birbirlerinin tıpkısı figürler üretiliyordu. Öyleyse o dönemlerden bir nakkaşı alıp günümüze getirsek muhtemelen aynı disiplini dijitalde uygulardı. Ben de bu görüşe bağlı kalarak çalışırken iPad Pro kullandım. Uygulamada ise Procreate tercihimdi.

Geçmişteki işlerine kıyasla, kullandığın renk paletinde değişikliklere rastlıyoruz. Buna, kompozisyona serpiştirilen Apple simgeleri ve ürünleri mi yön verdi? Logo ve zemindeki pembe hâkimiyetini neye borçluyuz?

Minyatürlerde gerçekçilik esas kabul edilmediği için renkler konusunda özgürlük hep vardı. Pembe zemine de sık sık rastlamaktayız. Fakat ben bu hikayede “golden hour” fikrini desteklemeye yöneldim. Coşkulu kalabalığı da ön plana çıkarabilecek tatlı bir renk oldu. Bu çalışmada öncesine göre biraz daha coşkulu renkler kullandım. Şenlik havasını yansıtmak için abartmaktan hiç kaçınmadım.