Arşivden: Bahsi geçmeyenler – Outsider music

Onlardan bahsetmek zor, dolayısıyla nereden başlayacağını bilemiyor insan. Algı çıtamızın altında, radarlarımızın dışında kalıyorlar. Ne ana akımların kitlelere yaydığı popüler kültürün içindeler, ne de alternatif kültürlerin eleştirel estetiklerini taşıyorlar.

Yazı: Yetkin Nural – İllüstrasyon: Sadi Güran

Bant No: 51 / Ocak-Şubat 2009

Aslında onların bir dili yok, zira anlatacak olsalar söyledikleri ‘abesle iştigal’, kendileri ise zaten ‘fuzuli’. Ancak gene de onlar varlar, yaptıklarıyla, ettikleriyle, şarkıları, yaşantıları ve varlıklarıyla fark edildiklerinde gözün devrildiği , burnun büküldüğü yerde yaşamlarını sürdürüyorlar. İşte tam da bu tasasızlıkla, ne yer üstünde ne yer altında, atomun kütlesiz parçacıkları neutrinolar gibi, bahisleri geçmeden, çoğu zaman farkedilmeden uçuşarak, yer kaplamadan var oluyor, unutulmak için doğuyor ve sessizce ölüyorlar.

Peki ya neden bahsedilmeli onlardan? Aydınlanma çağıyla başlayan, Batı ve ataerkil

dünya anlayışının sürekli nüfuz ederek tanımladığı hayatın, kazananların ve kaybedenlerin, başarılının ve başarısızın, ve her türlü ikili karşıtlığın dışında kaldıkları için belki. Belki postmodern bir hayatı, postmodernizmin yönsüzlüğünde gidecek bir yol bulabilme kabiliyetiyle yaşadıkları için. Ya da en basit yönüyle, değer kavramlarımızı şöyle bir sarsmak, şıkışıtığımız söylemlerin içinden çıkmak için. Aslında nedenini niçinini çok kurcalamamayı gerektiriyor bahsi geçmeyenlerden bahsetmek. Nedenler ve niçinler, zaten var olan başat söylemlerin algı kapılarımıza vurdukları kilitler. Oysa sadece ‘nasıl’ sorusunda kalsak, ‘kim’ sorusuna ölçüp biçme eğilimden kurtulup bir baksak. “Bir şey kazanır mıyız peki öyle yapsak?”; işte bunu hiç düşünmesek…

Konunun önemini bir kenara bırakıp, bu soyut ve kitlesiz varlıkları biraz cisimleştirmek için dünyanın devasa mezarlığı internette ufak bir arkeoloji çalışması yapmak mümkün. Pek çok alanda yapılabilecek bu kazı çalışmasına başlamak için ilk olarak İngiltere Channel 4 ‘da yayınlanan “Disinformation” televizyon programı sayesinde tanıştığım bir müzik dalının peşinden gitmeyi uygun gördüm. Disinfo TV’nin bölümlerinden birinde bahsedilen ve ismi itibariyle bahsi geçmeyenleri anımsatan “Outsider Music” (dışlanmış müzik), kendi türünü ‘sınırlayan’ kriterleriyle, tam da bu çerçeveye oturuyor:

Ana akım kriterlerinin dışında olmalı. Kişiler yaptıkları müzik konusunda samimi, otantik, nev-i şahsına münhasır olmalı. Bu müzik, sanat yapıyor olmak için değil, bir sanatsal dışavurum olarak meydana gelmeli. Kişiler gerçekten değerli birşeyler yaptıklarını düşünmeliler. ‘Sanatçıların’, kendileri hakkında farkındalıkları olmamalı.

Daha geniş bir açıklama bizi dışlanan müziğin yaratıcılarının bazen müzik dünyasının dev insanlarından olduğunu da gösteriyor; Wikipedia, Syd Barrett ve Captain Beefheart gibi isimleri ‘outsider music performers’ arasında gösteriyor. Ancak bahsi geçmeyenlere yönelik arkeolojik kazının esas amacı buzdağının üstündeki bu zirvelerden öte altında yatan dev ve görünmez kitlenin mensuplarını ortaya çıkarmak. Medya söylemleriyle dünyamıza giren Ajdar, “nane nane nane nanna nana ne ,nanne şekeri bu ne bahane, şahaneyim şahane, bundan sana ne” derken aslında tam da bu kütlesiz ve yerçekimsiz özgürlüğün ‘yaratıcılığını’ konuşturuyor.

Peki ya Ajdar, bütün bunları sadece medyanın ve halkın ilgisini çekmek, dönecek bir köşe bulmak için mi yapıyor? Yoksa Ajdar, pek çok bahsi geçmeyen gibi sorgulamadan inandığı, bizim gerçekliğimizin dışında kalan değerleriyle uçuşurken medyanın ağlarına takılan bir ‘talihli’ mi? Ajdar gibilerinin sadece medyanın yaratısı olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.

Amerikalı siyah müzik öğretmeni B.J. Snowden, casio klavyesi, garip şarkı sözleri, detone olmaktan korkmayan samimi vokali, kodlanmamış yüz ifadesiyle, ‘outsider’ müziğin en popüler bahsi geçmeyenlerinden. Kanada’nın güzelliğinden, sokakların temizliğinden ve insanların iyiliğinden bahseden şarkısı “In Canada” için çekilen ‘düşük bütçeli’ video klip, dönemin aşırı-yapımlarının tüm satış kaygılarından uzak, komplekssiz yapısıyla izleyenleri bükülmüş burunlarının üstünden bakakalmaya zorluyor. Tek albümünün dağıtımını yapan Venus Records iflas etmiş olsa da,  yarı-zamanlı yarı-ünlü pop müzisyenliği kariyeri nedeniyle okul öğretmenliğine son verilse de, Snowden, içten, kalıpların dışında ve çıtaların altında müzik yapmaya ‘fan’lerinin desteğiyle devam ediyor. Snowden’in müziklerinden sample’lar dinlemek, ve onun hakkında daha çok şey öğrenmek istiyorsanız, burayı ziyaret etmelisiniz.

Outsider Müziğin en çarpıcı örneklerinden bir diğeri ise Wing Han Tsang, bilinen adıyla Wing. Hong Kong doğumlu Wing, müzik kariyerine, göç ettiği Yeni Zelanda’da huzur ve bakım evlerinde hasta ve yaşlılara şarkı söyleyerek başlıyor. Müzik tarihinin en önemli hitlerini coverlayan Wing, Musical Memories isimli ilk albümünde Andrew Llyod Webber’in Phantom Of the Opera’sı dahil olmak üzere pek çok popüler şarkıyı söylüyor. Bugüne kadar Beatles, AC-DC, ABBA, Elvis gibi önemli isimlerin şarkılarını yorumlayan Wing, şarkı söylerken yansıttığı çoşku, kendine has vokali ve içten tavrıyla 5 tanesi tamamen satılan 14 albüm ve hatrı sayılır bir hayran kitlesine sahip. İlk dinlediğinizde yüzünüzde bir sırıtış yaratan, küçümsemekle etkilenmek arasında bir yerde sizi sıkıştıran ‘şaka gibi’ müziğiyle Wing, yıllarca toprak altında ‘o yaz’ı bekleyen bir cırcır böceği gibi ‘bütün sevdiği parçaları söylenmeleri gerektiği gibi söylemek’ için dünyaya geldiğini düşünüyor.

Dışlanmış müziğin en üretken isimlerinden biri ise Jandek. 1983’e kadar akustik gitarla solo olarak tek tek çaldığı notalar, ve garip, bazıları improvize olduğu anlaşılan şarkı sözleri ile müzik yapan Jandek, 1983’den sonra müziğine bir dişi vokal ve elektrogitar ekliyor. 1981’den beri her yıl en az bir olmak üzere 1978’den beri yayınlanmış toplam 54 albümü bulunan Jandek’in kim veya kimler olduğuna dair bir meçhuliyet sözkonusu. Jandek albümlerini yayınlayan Corword şirketi, Jandek performanslarında sahne alan kişinin bir Corword temsilcisi olduğunu ve Jandek’i temsil ettiğini belirtiyor. Corword Industries’e göre, Jandek bir müzik projesi. Bu nedenle Jandek’in ilk albümü olan “Ready For The House”, bariz bir şekilde solo müzik içermesine rağmen, “The Units” tarafından üretildiğine dair ibareler içeriyor. Ancak aynı zamanda Corword Industries, Corword temsilcisi ve Jandek’in arkasında bir isim mevcut, ve bu ismi de öyle devlet sırrı şeklinde saklamıyorlar. Ancak Jandek projesinin korumak istediği anlayışa saygı duyarak, ben de burda ismi vermeyeceğim. Jandek hakkında bir belgesel ve çeşitli makaleler mevcut. Bahsi geçmesin diye özellikle uğraşan bu kişinin ismini ve ürettiği müziği merak ediyorsanız buraya tıklayabilirsiniz.

Görüldüğü gibi “Bahsi Geçmeyenler” bilinmezlik çukurunda kaybolmuş hayaletler değiller. Zamanın iletişim olanakları ve postmodern dünyanın geniş yelpazesinde, sadece birkaçı için bile olsa, onlara da yer bulunuyor. Tarih yazımının elitist sayfalarında mürekkeplenmeseler bile, oldukları zamanda, oldukları yerde, içten, hesapsız, ‘vasat’ ve kısa birer çığlıkları mevcut. Bu sayede dikkat çekebilirler, istemeseler de. Ve bu çığlıkları duymak, görmek… işte tam da böyle bir kapanış cümlesinin sonunda, amacımızı, nedenimizi, kazancımızı sayacağımız noktada, hayatımızın hesap makinesine ‘Error’ verdiriyor.