Arşivden: dEUS ile 2004 ve 2006 yıllarından iki röportaj!

Indie rock hikâyesini Belçika’dan dalga dalga yayan dEUS, yılların eskitemeyeceği efsanevi albümü The Ideal Crash’in 20. yaşını kutluyor ve albümün turnesi kapsamında 13 Haziran akşamı Zorlu PSM %100 Studio’da İstanbul’la yeniden kavuşuyor.

Advertisement

Bu vesileyle Bant arşivlerinde bir dEUS kazısına giriştik ve sizin için Tom Barman’la iki sene arayla yaptığımız iki röportajı çıkarttık. İlk röportajla birlikte dEUS’un İstanbul’da (Rock’n Coke kapsamında) ilk konserini verdiği 2004 senesine ışınlanıyoruz. Konser vesilesiyle Bant dergisinin “ilk” sayısı için Barman’dan röportaj koparmıştık ve The Ideal Crash, dEUS’un elimizdeki son yayınlanmış albümüydü.

İkinci röportaj ise 2006 yılından. Uzun aradan sonra gelen Pocket Revolution albümü yeni yayınlanmıştı ve grup Rock’n Coke’da verdiği sözü tutmuş, Eskişehir, Ankara ve İstanbul’da konser vermek üzere rotayı yeniden Türkiye’ye çevirmişti.

Tom Barman. Fotoğraf: Aylin Güngör

SİHİRLİ BİR KELİME GİBİ dEUS

Sihirli bir kelime gibi dEUS. Alfabenin beş, altı, yirmiiki ve yirmibeşinci harflerinin bir arada oluşturabilecekleri en şiirsel kelime gibi geliyor kulağa. Sihrin nedeni bu mu, yoksa kelime anlamının (tanrı) çağrıştırdığı ilahi duygular mı, bilmiyoruz. Tek bildiğimiz, oldukça hırçın müzik tüketicileri olmamıza rağmen, dEUS’u bir türlü sindirip tüketememiş olmamız bunca zaman boyunca. Peki neden?

Bu röportajın orijinali Bant dergisinin Eylül 2004 tarihli ilk sayısında yayımlanmıştır.
Röportaj: Çağrı Küçükay, Erol Arman – Giriş İllüstrasyonu: Okan Arabacıoğlu

dEUS sadece bir müzik grubu değil, öncelikle. Belçika müzik sahnesinin katalizörü ve jeneratörü gibi davranıyor yıllardır. Çekirdek kadrosundan Zita Swoon, Dead Man Ray, Moondog Jr., Kiss My Jazz gibi yan projeler ve gruplar çıkarıyor. Farklı sanat dallarında da ürünler veren elemanları ayrılıyor, yerlerine yenileri geliyor, ama dEUS bir grup olmaktan çok, bir ekol olarak yoluna devam ediyor.

Uzun bir aradan sonra, yeni albümünün çalışmalarına girişen dEUS kadrosundaki son değişiklikleri takiben İstanbul’a geldi. Ve 22 Ağustos Pazar günü Rock’n Coke’ta birçoğumuzun hayali gerçek oldu. Bundan daha iyisi, grubun hiç değişmemiş tek elemanı olan lider Tom Barman’la röportaj yapmak olabilirdi belki. Ama biz onu da yaptık.

1999 yazında resmi internet sitenizde açıklanan konser haberi nedeniyle İstanbul’daki hayranlarınız çok mutlu olmuştu. Ancak sonrasında konserin iptal edildiği haberi duyuldu. Bu açıklamanın ardından iptal kararıyla ilgili birçok dedikodu yayıldı. Sanırım gerçek neden, yaşanan deprem felaketiydi. Bu konuya bir açıklık getirebilir misiniz?
Evet, o yıl İstanbul konseri turne programımıza dahildi. Biz de gelememekten dolayı hayal kırıklığına uğradık. Ancak böyle bir trajedi yaşandığı zaman, yapılacak en akıllıca işin, kararı organizatöre bırakmak olduğunu düşünüyorum. Onlar da iptal etmeyi uygun gördüler. Ama bu sene orada olacağız.

İstanbul konseri için hazırladığınız repertuvar kesinleşti mi? Sahnede ne kadar kalacaksınız? Tahminen bir saat kadar sahnede kalacağız. Repertuvar henüz kesinleşmiş olmasa bile, önceki üç albümümüzden parçalara ek olarak, birkaç yeni parça da çalacağımızı söyleyebilirim.

Yeni albümü çıkarmak için neden bu kadar uzun süre beklediniz? Albümün ismi ve yayınlanma tarihi kesinleşti mi?
Son albüm “Ideal Crash”ten sonra uzun zamandır gerçekleştirmek istediğim projeme vakit ayırmak istedim. Hazırlanması ve çekimleri üç yıl süren “Any Way The Wind Blows” isimli ilk uzun metrajlı filmimi çektim. Ve bu esnada CJ Bolland’la beraber Magnus ismi altında bir dans albümü de çıkardım. Yeni albümün 2005’in başlarında yayınlanacağını umuyorum.

dEUS’un müziğinde ciddi bir değişim beklemeli miyiz? Araya oldukça uzun bir zaman girdi. Yoksa yeni albüm “Ideal Crash” çizgisinden mi devam edecek?
Mutlaka değişim olacaktır yeni albümde, ve bence olmalı da. Müziğimiz sürekli canlı kalmalı, sürekli hareket halinde olmalı. Aksi takdirde ölür.

Bildiğimiz kadarıyla, şarkı sözlerini hep İngilizce yazmayı tercih ettiniz. Flemenkçeyi müziğinizde kullanmayı düşünmediniz mi hiç?
Geçmişte düşündüm tabii ki Flemenkçeyi kullanmayı ve kullanmaya da çalıştım. Aslında çok sevdiğimi de söyleyebilirim, çünkü kullanılan dil müziği çok değiştiriyor. Büyük farklılıklar yaratıyor. Buna rağmen şunu da söylemeliyim, İngilizce doğup büyüdüğüm yerde oldukça sık duyulan bir dil. Ayrıca dil dersleri okultaki tek güçlü yanımdı.

Julie De Borgher’in gruptan ayrıldığını duyduk. Eğer doğruysa sebep neydi?
Evet, doğru duymuşsunuz. Onun yerine Stephane Miseghers katıldı dEUS’a. Belki bilirsiniz, Soulwax’in eski davulcusu. Borgher’in ayrılması ise tamamen kişisel nedenlerle alakalı.

Guy Van Nueten’le bir proje gerçekleştirmeye nasıl karar verdiniz? Bu ortaklığın geçmişini biraz anlatabilir misiniz?
Filmim üzerinde çalıştığım zamanda elektronik müzikle çok fazla haşır neşir oldum. Ve tabii ki sahnede çalmayı çok özledim. Ve böylece Guy’I çok aradım, küçük bir turne düzenleyip başkalarının ve kendimin bazı yumuşak parçalarını çalmayı önerdim. Beraber çok eğlendik ve gürültüşü dEUS konserlerinden farklı bir deneyim oldu benim için. Bu arada şarkı söylemeyi gerçekten çok sevdiğimi keşfettim. Özellikle sesim ve şarkı yazma konusunda çok şey öğretti bu proje.

Tom Barman. Fotoğraf: Aylin Güngör

Müziğinizle milyonlarca insanı ve birçok grubu etkilediniz. Başka bir deyişle, dünyanın çeşitli yerlerinden birçok insanın dahil olduğu bir kitle yarattınız. Bu sonuçları bekliyor muydunuz ya da bu sonuçları neye bağlıyorsunuz?
Tepki almak ve sevilmek gerçekten çok heyecan verici. Ancak şunu da eklemeliyim ki bu sonuçların farkına varmak benim için her zaman kolay olmuyor. Çünkü çok yoğun çalışıyorum ve etrafa bakmaya zaman bulamıyorum genelde. Sadece turned olduğunuz zaman, o “kitle”nin az da olsa farkına varabiliyorsunuz. Ve bu yüzden yeniden yollara düşüyor olmak heyecanlandırıyor beni.

Dünyada hakim olan müzik çevresi hakkında ne düşünüyorsunuz? Göründüğü kadarıyla birçok yeni grup, minimum çaba ve özen göstererek parçalar yazıyor ve bu parçalar kolayca ve hızla tüketiliyor dinleyici tarafından. Korkarım yetenek, bilgi, yaratıcılık, doğaçlama, gibi kavramlar önemini kaybediyor. Kesinlikle haklısın. Ama dünya müziğinde bu gibi dönemler underground müziği önemli ve ilginç kılan, onun gelişmesini sağlayan zamanlar oluyor. İnsanlar gereksiz, yetenek karşıtı bu saçmalıklardan bıkıyorlar zamanı gelince. Dinleyicileri küçük görmemeliyiz. Samimiyet ve tutku gibi duygular hiç ölmeyecek. Ve bu duygulara duyulan açlık da.

Siz bu aralar neler dinliyorsunuz?
Bir sürü eski şey; Velvet Underground, Talking Heads, Can, Sinatra, vs.

Özellikle de Belçike ve yakınında veya Orta Avrupa’da, caz ve klasik müzik gibi değişik altyapılara ve geçmişe sahip birçok topluluk ortaya çıkıyor. Bu müzisyenler arasındaki iletişim ve ittifakın özel bir nedeni var mı sizce?
Biz Belçikalılar sünger gibiyiz. Dışarıdaki bilgiyi, akımları, değişimleri emiyoruz. Ayrıca vahşi bir hayalgücüne sahibiz, tıpkı gerkeç üstücü ressamlar Magritte ve Delvaus gibi. Sorunun geri kalanı için se, ben bir analizci değilim. Sadece bildiğimi yapıyorum.

Dead Man Ray ve Zita Swoon’un müzikleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Onların izlediği yolun ve tarzlarının size benzediğini düşünüyor musunuz?
Bu tip kıyaslamalar yapmıyorum.

Bir müzisyenin, değişik sanat dallarına duyduğu ilginin yaptığı müziğe etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?
Kesinlikle! Bu tamamen özgürlük ve hayattaki şansları değerlendirmekle ilgili bir tavır. Hatta yapmayı göze almakla, etrafa bakmakla, bunları asimile etmekle ilgili ve öğrenmekle.

Anladığımız kadarıyla Magnus, sizin için sadece bir yan proje olmaktan öte. Bu projeye çok değer verdiğiniz birçok açıklamanızdan belli oluyor. Hayranlarınız açısından da, ortaya bir dans albümüyle çıkmanız sürpriz oldu herhalde.
Beni tanıyan ve zevklerimi bilen insanlar için, Magnus’un büyük bir sürpriz olduğunu düşünmüyorum. Magnus da farklı bir şey yapmıyor. Magnus’un da parçaları var. Hem de çok güzel parçaları. Özellikle son parça “Assault”u dinlemeli insanlar ve “Summer’s Here” ya da “Rock Chick”. Dinledikten sonra ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Doğru. Zita Swoon’un ve Kiss My Jazz!in bazı parçalarında da dans müziği sound’u var. Bu konuda büyük bir bilgimiz yok bizi aydınlatın lütfen: Belçika’nın müzik tarihinde dans müziğinin önemli bir yeri olsa gerek. Sizin ve diğer Belçikalı grupların videolarına baktığımız zaman özellikle karakterler, renkler, danslar ve konularda ciddi bir etkileşim gözüküyor. Ne dersiniz?Çok haklısınız. Özellikle de 80’lerde Belçika, dans müziğinin etkisini çok güçlü bir şekilde hissetti ve Belçikalı müzisyenler de dünya sahnesinde çok etkili oldular. Front 242, Telex ve sonraları Aphex Twin, CJ Bolland, Derrick May gibi büyük isimleri kadrosuna katan R&S plak şirketi hep bu dönemin ürünleri.

Gelecekte Stef Kamil ve Rudy Trouve ile yeniden çalmayı düşünüyor musunuz?
Stef’le evet, Rudy’le pek sanmıyorum. Ama hala arkadaşız.

Peki en beğendiğiniz yönetmenleri sorsak?
Roman Polansky, Louis Malle, Robert Altman, Woody Allen, Pedro Almodovar ve yetmişlerin Hollywood’u.

Türkiye tüm gücüyle Avrupa Birliği’ne girmeye çalışıyor. Siz ne düşünüyorsunuz bununla ilgili? Sizce akıllıca olur mu?
Ben özellikle kültürel açıdan güçlü bir Avrupa’yı tercih ediyorum. Peroblem şu ki, “daha büyük” her zaman “daha güçlü” olmuyor. Ne olursa olsun, size “hoş geldiniz” diyoruz.

“Ideal Crash” albümünün isminden dolayı eleştirildiği ve 11 Eylül’den sonra Amerika’da satılmadığı gibi garip hikayeler dolaşıyor internette. Doğru mu bu?
Hayır değil. “Ideal Crash” Amerika’da yayınlanmadı bile.

Son soru. Sizce dünya nereye doğru gidiyor? 10 yıl önce daha iyi bir yer miydi? 10 yıl sonra daha mı kötü olacak? Daha kaç yıl dayanacak?
Ben de bu şekilde düşünüp arada panikliyorum. Belki de herkes gibi. Ama ben “kurtuluş”a inanıyorum. İnsanlar daha uzun süre buralarda olacak.

İŞTE BUNA TURNE DENİR!: dEUS
Tom Barman, 2004 yazında Rock’n’Coke sahnesinden bize verdiği sözü tuttu! Deus, üç konserlik Türkiye turnesine geliyor.

Röportaj: J. Hakan Dedeoğlu – İllüstrasyon: Sadi Güran
Bu röportajın orijinali Bant dergisinin Eylül 2006 tarihli 24. sayısında yayımlanmıştır.

1994 yılında yayınladıkları “Worst Case Scenario” albümleriyle kendileri için büyük, müzik piyasası içinse küçük ama anlamlı bir darbe yapan Belçikalı topluluk dEUS, bugüne kadar yayınladıkları dört albümle yollarına emin adımlarla devam ettiler. Avrupa’nın Belçika gibi, popüler müzik anlamında ‘kapalı kutu’ olan bir ülkesinden gelmelerinden midir, kanlarının farklı olmasından mıdır bilinmez ama yarattıkları tını ve atmosferlerle kendi müzikal kulvarını yaratmayı başarmış ender gruplardan biri oldu dEUS.

dEUS’un bir anda kendi ülke sınırlarını aşıp büyük bir isim olmasında Belçika’nın en yaratıcı müzisyenlerini barındıran mucizevi kadrosunun etkisi tartışılmazdı. Öyle ki, ilk kadroyu oluşturan isimlerin hepsi farklı alanlarda yaratıcı isimlerdi. Zaten dEUS hepsine dar geldi ve ilk kadronun basçısı ve yardımcı vokalisti Stef Kamil sonradan Zita Swoon’u; guitarist Rudy Trouve ise Kiss My Jazz ve Dead Man Ray’i kurdu. Bu iki parlak isim ikinci dEUS albümü “In A Bar, Under The Sea”nin ardından gruptan ayrılsa da vokalist ve şarkı yazarı Tom Barman yeni kadroyla yoluna 1999 tarihli “Ideal Crash” ile devam etti. “Ideal Crash”, ilk iki albümün caz ve deneysel-rock etkileşimli ‘sound’undan farklı olarak, yine dEUS tadında ve deneyselciliğinde ama daha rock bir albümdü.

Tom Barman. Fotoğraf: Aylin Güngör

Bu albümden sonra uzun bir duraklama dönemine girdi grup. Tam yedi yıl albüm yayınlamasalar da 2004 yazında İstanbul’a uğramayı ihmal etmediler. Türkiye’deki dEUS sevenler için harika bir andı… Kavurucu öğle sıcağı altında “Suds&Soda”, “Little Arithmetics” gibi eski hit’ler çalındı, hasret giderildi ama kurtlar dökülemedi. Zira festival programı gereği sadece 45 dakika süren konser kimseye yetmedi. Ama o gün sahnede iyi vakit geçirdiği her halinden belli olan Tom Barman bir söz verdi. Mikrofona “Buraya mutlaka yeniden, daha uzun bir konser için geleceğiz” diye bağırırken bizim payımıza ona güvenmek düştü.

Aslında İstanbul konseri sonrası grup için tam bir ‘karanlık çağ’ gibiydi. Konserin hemen ardından grubun iki önemli elemanı Craig Ward ve Danny Mommens dördüncü albümün kayıtlarını da yarıda bırakarak ayrılınca dEUS için her şey ölüm kalım meselesine dönüştü. Zor zamanların bittiğinin habercisi “Pocket Revolution” ise 2005’in Kasımında yayınlandı. Ve Tom Barman, iki yıl önce verdiği sözü tutmak üzere, yeni dEUS albümünün turnesi kapsamında 14 15-16 Eylül tarihlerinde Eskişehir, Ankara ve İstanbul’da konser vermeye geliyor. Bu heyecan verici turne öncesi Tom Barman’la telefonda görüştük.

İki yıl önce Rock’n Coke’da sahne almıştınız. Nasıl bir konserdi sizin için? İyi anılarınız var mı?
O konserle ilgili biraz karmaşık hislerim var aslında. Bunun Türkiye ile ilgisi yok yanlış anlama ama grup, konserden kısa bir süre sonra dağıldı. Hatta sanırım son konserimiz oydu. Craig ve Danny kişisel sorunları ve istekleri yüzünden her şeyi bırakıp gittiler. Hepimiz için zor zamanlardı. Ama şimdi her şey değişti. Yeni kadro harika ve yeniden çalacağımız için çok heyecanlıyız. Aslında uzun zamandır turnedeyiz ve Türkiye turnemizin son ayağı olacak.

Umarım Türkiye’nin üzerinizde kötü şansı olduğunu düşünmüyorsunuzdur.
Yok canım, hiç öyle bir düşüncem yok. Sadece dediğim gibi geçen sefer kötü bir zamanımıza denk gelmişti.

Geçen sefer Rock’n Coke’da çıkıp sadece 45 dakika çalmıştınız. Bu sefer üç ayrı şehirde çalacaksınız. Türkiye için büyük bir turne bu…
Evet. Organizasyon şirketi böyle bir öneriyle çıkageldi bizim de hoşumuza gitti. Açıkçası çalacağımız yerleri hiç bilmiyorum ama her şeyin iyi olacağını garanti ettiler.

Son albümünüz “Pocket Revolution” için altı yıl bekledik. 12 yıldır müzik yapan bir grupsunuz ama bugüne kadar dört albümle yetindiniz. Az albüm yayınlamak gibi bir alışkanlığınız mı var?Hayır, kesinlikle böyle bir alışkanlığımız yok (gülüyor). Son albüm çok gecikti biliyorum ama diğerlerinin arasında en fazla iki yıl var. “Pocket Revolution”ın yapım süreci çok sancılıydı. Gidenler, gelenler… Açıkçası altı yıl sonra insanların bizi unutmuş olacağını düşünüyordum. Ama unutmamışlar, turne boyunca harika konserler verdik ve kendimizi çok zinde hissediyoruz. Hatta diyebilirim ki, “Worst Case Scenario”dan bu yana dEUS’un yakaladığı en iyi kadro bu.

“Pocket Revolution”ı kaydederken, İstanbul konserinin hemen ardından, gruptan ayrılmalar oldu, sen başka projelerle ilgilendin, albüm yarıda kaldı vs… Bu dönemde hiç, her şeyi bırakmayı, grubu dağıtmayı düşünmedin mi?
Günde 40 defa düşünmüşümdür herhalde. Gerçekten çok derin bir kriz içindeydik. Bu krizden çıkabilece.imizi de hiç düşünmüyordum. Ama gruba yeni katılan iki kişi var ve onlarla harika bir enerji yakaladık. Açıkçası onların gruba katılmak isteyeceklerini hiç düşünmezdim. Basçı Alan daha önce Chris Whitley & Arno’da çalıyordu; gitarist Mauro Pawlowski ise 90’larda Belçika’nın önemli gruplarından biri olan Evil Superstars’da çalıyordu. Onların katıldığını görünce gerçekten gözlerime inanamamıştım. Şimdi harika bir kimyamız var. Yeni albümün kayıtlarına başladık bile ve emin olun bu sefer altı yıl beklemeyeceksiniz.

O zaman son albümü bir ‘yeni bir başlangıç’ albümü olarak adlandırabilir miyiz?
Evet, bir bakıma böyle diyebiliriz. Artık daha olgun bir yaşımızdayız ve daha olumlu bakıyoruz her şeye. Sanırım yaşımızın da ilerlemesiyle ilgili.

Olgunluk ve yaşınızın ilerlemesinden bahsetmişken… Eski albümleriniz (“Worst Case Scenario” ve “In A Bar, Under The Sea”) daha ağır başlı, daha deneysel ve daha caz etkili tınılara sahipti. Yeni dEUS kimliği ise daha sert, daha güçlü ve daha genç geliyor kulağa…
Canlı çalındığı zaman daha heyecan verici bir müzik yapmak istedim. Daha doğrudan ve daha enerji yüklü… Bununla ilgili bir değişim bu.

dEUS dışında yan projen Magnus var bir de. Daha elektronik ve funk temelli bir müzik yapıyorsun orda. Son dEUS albümünde bunların da biraz etkisi görülüyor. Magnus’un dEUS üzerinde bir etkisi oldu mu sence?
Evet. Zaman geçtikçe müzikte ‘groove’un daha önemli olduğunu kavradım. Eski albümlerimizde bir parça içerisinde 50 ayrı yöne dağılmak ya da amfileri havaya uçurmak gibi dertlerimiz vardı. Fakat artık öyle düşünmüyorum. Önemli olan hissi yakalamak ve bunun üzerine yoğunlaşmak. Bunu ilk keşfettiğim yer ise Magnus olduğu için, bu anlamda dEUS’unüzerinde önemli bir etkisi olduğunu söyleyebilirim.

Magnus’a da devam edecek misin?
Sanmıyorum. Çünkü Magnus’a ayırdığım zaman dEUS’a çok zarar verdi. Artık tek odak noktamız dEUS. Belki bir ep çıkarabiliriz, bir yandan Magnus ile dj performansı yaptığım da oluyor ama bununla sınırlı kalacak.

Müzisyen kimliğin dışında yönetmenlik de yapıyorsun. İki yıl önce “Anyway The Wind Blows” isimli bir film çekmiştin. Hatta filmi izleme şansımız da oldu. Sinematografisi harikaydı. Peki istediğin başarıyı elde edebildin mi filmden? Yeni film projelerin var mı?Çok sağol. Turne sırasında yeni bir senaryo karalamaya başladım. Bakalım neler çıkacak. Şu anda kafamda somut  bir şey yok ama önümüzdeki yıllarda yine bir film çekeceğim.

Son albüme dönelim. Taşıdığı ‘sound’ dışında albüm kapağı olarak da, diğer çalışmalarından ayrılıyor. Hatta albümün kapağı çok ilginç bir uzay mekiği resminden oluşuyor. Nerden buldunuz bu resmi? Taşıdığı fikir neydi?
Herhangi bir fikirle yola çıkmış değildim albüm kapağı için. Ama bir sebepten, hangi sebepten bilmiyorum, aklımda bir uzay mekiği vardı. Bunu bir arkadaşıma söyledim, o da bu resimle çıkageldi bir gün ve görür görmez resme bayıldık. Eski ama füturistik bir havası var, garip bir melankoli taşıyor. Kanımca albümün atmosferiyle de oldukça uyuşuyor.

“Pocket Revolution” (Cep Devrimi) albüme ismini veren parça. Bu parçada nasıl bir devrimden bahsediyorsun?
Hayatımızdaki, gün içinde yaşayabileceğimiz küçük devrimler var bu parçanın odağında. Dünyayı değiştiremeyebilirsin belki, ama hayatında kötü giden şeyleri değiştirmek çok zor değil aslında. Bundan bahseden bir parça. Grubun o dönemine uyduğu için albüm ismi olarak da iyi gideceğini düşündüm.

Son albümden ve tüm dEUS albümleri içinde en sevdiğin parçalar neler?
Yapmış olduğumuz albümleri çok dinlediğimi söyleyemem. Eskiler özellikle kulağıma çok eski ve demode geliyor. Ama son albümden “Include Me Out” ve “Bad Timing” favorilerim. Eskilerden de “Jigsaw You” favorim.

Belçika, özellikle dEUS’un ardından müzik piyasasına kaliteli isimler kazandıran bir ülke oldu. Yeni isimlerden var mı tavsiye edebileceğin?
Absent Minded ve Millionare’e dikkat edin derim.

Teşekkürler.
Hoşçakal. İstanbul’da görüşürüz.

Tom Barman. Fotoğraf: Aylin Güngör