Arşivden: Evde yedi başına – “The Wolfpack”

SALT, Crystal Moselle’in 2015 Sundance Film Festivali’nden ABD Belgesel kategorisinde Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan The Wolfpack filmini çevrimiçi gösterime sundu. Kaçıranlar mutlaka izlesin, dediğimiz film 14-26 Nisan tarihlerinde Türkçe altyazılı olarak buradan izleyebilirsiniz. Bu vesileyle arşive dönüp, belgesele dair 2015’te Melikşah Altuntaş’ın Bant Mag.’da yayımlanan yazısını hatırlayalım. 

Evde yedi başına: The Wolfpack 

Doğdukları günden beri Manhattan’daki apartman dairelerinden, babalarının yasağı nedeniyle yalnızca birkaç kez çıkmış olan ve hayatı izledikleri filmler kadarıyla bilen Angulo ailesinin altı erkek ve bir kız kardeşinin tüyler ürperten hikâyesine tanık olmaya hazır mısınız?

Bu içerik ilk olarak Temmuz-Ağustos 2015 tarihli Bant Mag. No:41’de yayımlanmıştır. 

Yazı: Melikşah Altuntaş

Crystal Moselle’in geçtiğimiz ocak ayında Sundance Film Festivali’nde prömiyerini yapan ve belgesel yarışmasından Büyük Jüri Ödülü’yle ayrılan sarsıcı filmi The Wolfpack, çok kısa bir sürede kulaktan kulağa yayılarak, âdeta yılın belgesel sinema olayına dönüştü. Çarpıcı hikâyesi kadar, meseleye yaklaşma biçimiyle de dikkat çeken film haziran ayında Amerika’da gösterime girdi ve ülke çapında da üzerine epey yazılıp çizilen bir meseleye dönüştü.

Manhattan’da Lower East Side’ın göbeğinde bir apartman dairesinin içine sıkışıp, anne-baba ve yedi çocuktan oluşan Angulo ailesinin hayatlarının içine girdiğimiz The Wolfpack, kardeşlerin doğdukları günden bu yana içine hapsedildikleri dünyayı anlamlandırmaya çalışıyor. Moselle’in sürekli soru soran ve bu karanlık yaşam öykülerindeki bazı karanlık noktaların aydınlanıp bir çorap söküğü gibi açılmasını sağlayan kamerası, zamanla aile üyelerinin neden bu evin içinde hapis hayatı yaşıyor olduklarını sorgulamalarıyla birlikte farklı bir şekil alıyor. 

ESARETİN BAŞLANGICI

1989’da tanışan baba Oscar ve anne Susan Angulo, kısa sürede âşık olup, bir karavanla dünyayı dolaşmaya başlıyor. Bir yıl sonra ilk çocukları Visnu dünyaya geliyor. Büyük bir rock yıldızı olmaya çalışan Oscar Angulo’nun çabaları sonuçsuz kaldıkça aile üyeleri artıyor ve karavan zamanla yerini sabit bir düzene, sabit düzenlerse yerini komşular ve sokaktakilere karşı duyulan korkulara bırakıyor.

1995 yılına geldiğimizde artık beş çocuklu Angulo ailesi, Virginia ve Los Angeles sonrası Bronx ve Queens’te dikiş tutturmaya çalışıyor ancak özellikle baba Oscar, komşuların gürültüsünden, akşamları çıkan seslerden ve sokak kavgalarından panikleyerek buradan da taşınıyor. Bir yıl sonra aile, yıllarının geçtiği Manhattan’daki apartmana taşınıyor ve Oscar’ın verdiği kararla, anne ya da diğer aile üyeleri dışarı çıkmamaya (aile içindeki adıyla tehlikeden uzak durmaya) başlıyor.

Manhattan’daki yaşamın başlamasıyla birlikte iki çocuk daha dünyaya geliyor. Bunlardan biri, ailenin tek kız çocuğu Krisna. O diğerlerinden biraz daha farklı ve özel bir çocuk. Bu nedenle hem kendisi diğer erkek kardeşlerle neredeyse hiç bir araya gelmiyor, hem de belgeselin sınırları içerisinde de kendisine dair pek fazla bilgi mevcut değil. 1996’dan 2010’a dek geçen sürede, kardeşlerden Makunda’nın Mike Meyers maskesi takarak evden çıkıp dışarıda kaybolmasına kadar tüm aile üyeleri yılda yalnızca bir ya da iki kere sokağa çıkıyor. Hattâ bazı yıllar hiç çıkılmadığı dahi olmuş.

FİLMLERLE KURULAN YENİ DÜNYA

Bu izole durum, kardeşleri televizyona, daha doğrusu VHS’ler ve DVD’lere mecbur bırakıyor. Evde yalnızca babanın odasında normal televizyon kanallarını gösteren bir ekran var. Erkek kardeşler ise toplu hâlde küçük bir ekrandan filmler izliyor, bunlar hakkında konuşmayı ve bu filmleri canlandırmayı seviyor, bununla hayatta kalıyor. Dışarıdaki dünyaya dair bildikleri Batman’in Joker’e karşı verdiği amansız mücadele, Pulp Fiction’ın girişindeki uzun restoran sahnesinde konuşulanlar ya da Blue Velvet’taki Isabella Rosselli’nin caz bardaki performansı gibi şeyler olsa da Angulo ailesinin kardeşleri, kendi filmlerini çekmeyi de seviyor.

Sinemayı gerçek bir tutku hâline getiren kardeşler, küçük yaşlardan itibaren evin içindeki hemen her şeyi kaydetmeye başlıyor. Bunlar genellikle özel seremoniler, bazı film canlandırmaları ya da doğum günleri gibi şeyler olsa da, ailenin içine hapsolduğu dünyaya dair yeterince fikir veriyor. Kardeşlerden büyük olanlar filmleri izleyip, diyalogları sahne sahne yazıya geçerek kendi senaryo kopyalarını elde ediyor ve hızlıca mevcut filme uygun bir oyuncu kadrosu kuruluyor. Replikler söyleniyor, sahneler canlandırılıyor ve Angulo ailesinde birkaç saat daha kapalı bir dünya içerisinde böylece geçiveriyor.

The Wolfpack’in, aileyi ve yaşadıklarını anlamlandırmamızdan sonra geçen ikinci yarısında, özellikle yönetmen Moselle’in sorduğu sorularla bu hapis hâlinin başlangıcı ve sonuçları sorgulanmaya başlıyor. Bu bölümlerde kardeşlerin üzerlerinde kurulu olan baskı rejiminin yıkılması ve ufaktan dışarı çıkılmaya başlanması, sahip oldukları korkunç psikolojinin izlerini taşıyan konuşmalar, baba Oscar’ın dışarı çıkmayı yasaklama nedenleri içinde kaybolduğu karmakarışık bir sanrı şeklindeki monoloğu ya da anne Susan’ın 20 yıldır sesini duymadığı (ve nedenini de bir gün olsun sorgulamadığı) annesiyle seneler sonra telefonda konuşması gibi kısımlar, belgeselin en güçlü anlarını oluşturuyor. 

DUVARLARIN YIKILMASI

Filmin izleyiciyi içine soktuğu merak, öfke, karmaşa gibi hislerin beş on katını hissettiğini tahmin ettiğimiz aile üyeleri, içinde boğuldukları örümcek ağlarından kurtulup, kendilerine özgü dünyalar kurmaya başladıkça, biz izleyicilerde bir zafer kazanmış hissiyatı beliriveriyor. Dışarıda ve içeride olmak ya da koskoca bir metropolün ortasına herkesten habersiz gömülebilmenin mümkünatını sorgulatan tüm bir seyir, Moselle’in şahitliğinin önemi ve filmin aile üzerindeki işlevselliğini de bir kez daha hatırlatıyor.

Belgesel sonrasında gittikçe rahatlayan ve kendi dairelerini kurup yeni bir hayata başlayan kardeşler, filmin Sundance’teki gösterimine de tam kadro iştirak edip, kendi çalışmalarıyla da varlık göstermeye başladılar. Kendi filmleri konusunda çalışmaları hızlandıran kardeşler, kendilerine yeni isimler de alarak eski hayatlarını geride bırakma konusunda emin adımlarla ilerliyorlar… 

Özetle, yalnızca Angulo ailesinin hikayesini keşfetmek için değil, belgesel sinemanın sınırları hakkında kafa yormak için de epey faydalı bir eser olan The Wolfpack’i ne yapıp edip görmekte büyük yarar var. 

Yükleniyor...