Bant Mag. No:33'ten // Remake, Remix, Rip-Off: Yeşilçam’da yeniden yapımlar ve kopya kültürü

Yönetmen Cem Kaya’nın altı yılı aşkın süredir üzerinde çalışmakta olduğu, Türk pop sinemasındaki yeniden yapımları ve kopyalama kültürünü odağına oturtan filmi Remake, Remix, Rip-Off’un dünya promiyerini yapması şerefine, Cem Kaya ve hayat arkadaşı Gözen Atila’yı konuşturduk.

Daha önce Gökhan Bulut ile çektiği Arabeks ile Antalya’da En İyi İlk Belgesel Ödülünü kapan belgeselci Cem Kaya’nın yeni filmi Remake, Remix, Rip-Off, Yeşilçam sinemasında yeniden yapımları konu ediyor. Kopya kültürünün yaratıcılıkla olan ilişkisine önemli vurgular yapan Remake, Remix, Rip-Off, dünya prömiyerini Ağustos ayında Locarno Film Festivali’nde yaptı. Memlekette Gezici Film Festivali ve Adana Altın Koza’ya katılacağını şimdiden kesinleştiren filmin burada, Yeşilçam’da uzun yıllar kullanılan ve anlamı “kameranın motorunu çalıştır”a tekabül eden, Fransızca’dan alınma deyim, Motör ismiyle gösterileceğini öğreniyoruz. Cem Kaya’yla, filmin yapım sürecine hakim hayat arkadaşı Gözen Atila’yı, dört gözle beklediğimiz Motör ve dokunduğu konular üzerine konuşturduk.

Doğma büyüme Almanyalı bir işçi çocuğu olarak Türk sinemasıyla ilişkinden başlayalım…
Bizim nesil Almanya’da Türk filmleri izleyerek büyüdü. 70’li yıllarda hafta sonları sinemalar kiralanır, Türk filmleri gösterilirdi. 80’li yıllarda Batı Almanya’da gurbetçilerin bulunduğu bölgelerde video kulüpleri açıldı. Bunlar genelde Türk marketlerinin bir köşesinde olurdu. Türkiye ile tek kültürel bağlantımız müzik kasetleri ve sürekli izlenen bu filmlerdi. Bir de televizyon kanalı ZDF’de haftada bir “Nachbarn in Europa” (Avrupa’daki Komşularımız) adında bir saatlik gurbetçiler için hazırlanmış bir program yayınlanırdı, sadece Türklere yönelik değil; Portekizliler, Yunanlar, İtalyanlar için de içerik hazırlarlardı. 90’larda uydu teknolojisi gelişince, Türk televizyon kanalları izlenmeye başlandı ve videotekler yavaş yavaş yok oldu. Videoteklerin son temsilcisi Berlin Hermannplatz’daki Maksim Video da altı ay önce kapandı. Şerif Gören’in Polizei filmindeki soygun sahnesi bu videotekte çekilmiştir. Almanya’da 80’lerde filmler böylece beynimize kazınırken Türkiye’deki eş jenerasyon bu filmleri ancak 90’larda özel televizyon kanalları açıldıktan sonra seyretme imkânı bulabildi.

Ama özel televizyonlarda biz sadece 70’lerin ve 80’lerin melodramlarını, arabesk filmleri ve komedileri izleyebildik. Almanya’da piyasa daha çeşitliymiş, bu açıdan şanslısınız…

Video şirketleri sayesinde her çeşit filmi izleyebildik. Kasetlerin tanesi önce 10 sonraları 5 Mark’tan kiralandığı için videocular Yeşilçam piyasasını silip süpürmüşlerdi. Buna porno ve yasaklı filmler de dâhil. Yılmaz Güney’in Türkiye’de askerî cunta tarafından toplatılan birçok filmi Almanya’da videoteklerde sansürsüz bulundu mesela. Ama diğer taraftan video şirketleri kafalarına göre sansür uyguluyorlardı, bazı filmleri eksik seyrettiğimiz oluyordu. Ayrıca filmler hakkında hiçbir bilgi edinemezdik, kasetlerin kapaklarında yönetmen ismi bile bulunmazdı, fragmanlarda olurdu bu bilgiler bazen. Yeşilçam’ın İstiklal Caddesi’nde bir sokak olduğunu bile çok geç öğrendim.

rrr_web_12

Kapsamlı bir araştırmaya ne zaman başladın?

2003’te Remake, Remix, Rip-Off isimli yüksek lisans tezime başladım ve 2005’te bitirdim. Bu süreç içinde Türk sineması üzerine ne bulduysam okudum. 1997’de Elif Rongen-Kaynakçı, Film Institute Netherlands’da Türk melodramları üzerine bir tez yazmıştı; 2000 yılında Ahmet Gürata, University of London’da Türk yeniden yapımları üzerine çok parlak bir doktora tezi hazırlamıştı. Savaş Arslan o dönem Boston’da Türk sinema tarihi kitabını yazmaya hazırlanıyordu, makaleleri vardı. Nezih Erdoğan farklı metinlerinde Türk sineması ve Batı ile ilişkisi üzerine yazılar yayımladı. Birçok isim var bu alanda: Aslı Daldal, Serpil Kırel, Dilek Kaya, Melis Behlil. Bu akademik araştırmaların çoğu İngilizce olduğu için kolay anlıyordum, Türkçem o dönemler çok bozuktu çünkü.

Aynı dönem rahmetli Metin Demirhan ve sevgili Giovanni Scognamillo’nun yeni çıkmış Fantastik Türk Sinemasıve Erotik Türk Sineması kitapları beni çok etkiledi. Kaya Özkaracalar’ın çıkardığı Geceyarısı Sineması dergisi ve Pete Tombs’un Channel 4’da yayınlanan Mondo Macabro serisi keza öyle. Ayrıca 2/5 BZ Serhat Köksal ve işleriyle tanışmam, araştırmalarımın yönünü bile değiştirdi diyebilirim. Önceleri egzotik bir bakış açısıyla tam bir Batılı gibi yaklaşıyordum konuya. Serhat sayesinde bambaşka bir vizyona sahip oldum. Ayrıca Yılmaz Duru ve filmlerini yine Serhat’ın önerisiyle izledim ve hayranı oldum. Türk sinemasında ve araştırmalarında neden es geçildiğini anlamış değilim. Kendisiyle röportaj yapamadım maalesef, akıl ettiğimde çoktan vefat etmişti.

Tez sonrası bu filmi yapmaya karar verdim ama üç yıl yapımcı aramakla geçti. Şimdiki yapımcım Jochen Laube ile 2007 sonlarında giriştik bu işe. Yani, Remake Remix Rip-Off, çocukluğumda defalarca izlediğim filmlerden yüksek lisans tezine, oradan da yapım aşaması altı yıl süren bir belgesele dönüştü.

Röportajın tamamını Bant Mag. No:33’te okumak için buraya tıklayabilirsiniz.


Yükleniyor...