Toplumsal belleğin taşıyıcısı: Ayla Turan Retrospektif sergisinden notlar

Yazı: Tuğçe Hitay - Fotoğraf: Tolga İldun

Çalışmalarında bireysel ve toplumsal hafızanın izlerini çocuk alegorisiyle anlamlandıran heykel sanatçısı Ayla Turan’ın Retrospektif sergisi İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde 11 Mayıs’a kadar ziyarete açık. Turan’ın 30 yıllık birikimini bir araya getiren sergi, eskizleriyle ve atölye ortamını gösteren fotoğraf kareleriyle birlikte deneyimleme imkânı sunuyor. Sanatçının farklı coğrafyalarda ürettiği heykel çalışmalarıyla da genişleyen Ayla Turan Retrospektif’ten izlenimlerimizi derledik; sanatçıdan “Umut” çocuklarına dair görüşlerini aldık.

Ayla Turan’ın özellikle son dönem işleri çocuk figürleri üzerine kurulu. Çocukluk, duyguların daha filtresiz yaşandığı ve yansıtıldığı bir dönem. Bu açıdan sanatçının kişisel geçmişiyle birlikte hepimizin belleğine yer etmiş şeyleri de çağırıyor; kendi hikâyemizi anımsatıyor. Figürlerin, toplumsal hafızamızdaki ortak duygularımızı taşıdığı kuşkusuz. “Canım Ben”, bu duygudaşlığın en güzel temsili kanımca. Aynada kendini öpen çocuk figürü, birçoğumuzun küçük yaşlarda yaptığı o tanıdık eylemi hatırlatıyor. Kendimizi sevmekten ne kadar uzaklaştığımızın da dışavurumu aynı zamanda.

Sözünü ettiğim çağırış, pedagojik ve felsefi bir zeminde değişen çocuk yaklaşımını da görünür kılıyor. 19. yüzyıla dek toplumsal kabullerin, normların ve değerlerin işlenebileceği bir “tabula rasa” olarak görülen çocuk, zamanla kendine özgü birey olarak kabul edildi. Kendi düşünceleri, duyguları ve belki de en önemlisi yaratıcılığı olan bir birey. Bu bağlamda Turan’ın heykellerinde çocuk, etkin ve güçlü bir özne konumunda. Yaş aldıkça özünden uzaklaşan ve yaratıcılığını yitiren insan için çocukluk, varoluş nedenini ve yaşam gücünü kazanmak üzere dönüp baktığı bir dönem; Ayla Turan’ın figürleri de bu arayışın temsili. Aynı yaklaşım renk tercihinde de karşılık buluyor. Beyaz, figürleri spesifik bir kültürel ya da tarihsel bağlama sabitlemek yerine daha evrensel bir zemine taşıyor. Cinsiyet, kimlik, aidiyet kodlarını taşımadan. İzleyici, beyazın çağrıştırdığı saflık ve masumiyetle birlikte duygusal bir yakınlık kuruyor; böylece toplumsal bellek tekrar harekete geçiyor. Ortak hafıza ve evrensellik, heykellerin formuyla da inşa ediliyor. Şişkin, yuvarlak hatlar, yumuşak geçişler, pürüzsüz yüzey… Cinsiyet ve kültürel göstergelerden arındırılmış figürler, kimlik temelli okumayı aşarak duygular ve ortak deneyimler üzerinden bir anlam kuruyor. 

Elbette Ayla Turan’ın çalışmaları sadece bu duygudaşlık ya da psikolojik ortaklık üzerine kurulu değil. Sanatçı toplumsal konulara da değiniyor. “Kral Çıplak”, “Big Fish”, “Rainbow”, “Tam İsabet”, bu anlamda mesaj içeren işlerinin birkaçı. Toplumsal meseleler deyince ilk akla gelen Ayla Turan heykeli, “Umut” çocuk. Ziyaretçilerini karşılayacak biçimde, bölmelerle ayrılmış galerinin ilk alanının tam ortasına konumlandırılmış. Turan’ın sanat pratiğinde özel bir yere sahip olan “Umut”, bu retrospektifte de öne çıkan işlerden biri. Almanya’dan ABD’ye, Fas’tan Mersin’e uzanan bir dolaşımı var; özel koleksiyonlar dışında kamusal alanlarda sergileniyor. Gezi Direnişi döneminde üretilen heykel, sanatçının ifadesiyle tarihe bir not düşme arzusundan doğmuş. Her coğrafyada aynı isimle, aynı kavramla anılsın istemiş. “Umut” çocuklarından yalnızca İstanbul’da olanın farklı bir malzemeyle üretilmiş olmasına dair sorumuzu Ayla Turan şöyle yanıtlıyor:

“‘Umut’ çocuklarımın çoğu mermer. Çünkü mermerin zamansızlığı ve dayanıklılığı bu kavramla örtüşüyor. Ama İstanbul’daki versiyonun metal olması teknik ve mekânsal koşullarla ilgiliydi. Tersanede bir sempozyumda üretmiştim. Kamusal alanda dayanıklılık çok önemli. Malzeme değişse de kavram değişmiyor. Umut her yerde aynı ihtiyaç.”

Retrospektif, Ayla Turan’ın erken dönem işleriyle başlıyor. Sergide ilk yaptığı çocuk heykeli olan “Doğmamış”ı da görüyoruz. Taşın içinde saklı kalmış cenin pozisyonunda bir bebek figürü bu. Mermerden üretilmiş bu heykel, Turan’ın öğrencilik yıllarına uzanıyor. Sanatçının son çalışması, bronzdan yapılmış “Özgür Süvari” ise ilk kez Kibele Sanat Galerisi’nde sergileniyor. 

Duvarlardaki fotoğraflar arasında sanatçının eskiz çalışmaları da bulunuyor. Üretim sürecine dair fikir sahibi olmamız açısından bu seçimi oldukça değerli görüyorum. Ayla Turan, sadece heykellerin çizimlerini yapmakla kalmıyor, birkaç dize de yazıyor. Eskizlerden biri “Yolumu Aydınlat” çalışmasına ait: “…Ateş böceği gibi kendimi yakar, yolumu aydınlatırım, cebimde umut, yüreğim cesur, kimse gelmese de peşimden, yürür giderim tek başıma.”

Ayla Turan, müziğe ilgisi -belki de yatkınlığı- olan bir heykel sanatçısı. Bu merakını da taşıdığını düşündüğüm çalışması “Bağımlı”, her biri farklı boyutta ve pozisyonda minik çocukların plak göbeklerine tutunarak dönüşlerini izlediğimiz hareketli bir kompozisyon. Anlam, bağımlılık üzerinden inşa ediliyor; özgürlüğün, özerkliğin olmayışı ile her türlü bağımlılığı dâhil edebiliriz buna. Özellikle plak seçimi rastlantısal değil kanımca. Yakından bakıldığında görülen yaş almış müzisyenler ve topluluklar, kişisel hafızayla birlikte toplumsal belleği de yokluyor. 

Bu düşünsel hat, sanatçının kamusal alandaki heykellerinde de karşılık buluyor. Farklı coğrafyalarda kendine yer bulan bu işler, bulundukları kültürle temas ederek anlam kazanmış. Suriye’nin başkenti Şam’daki “İki Örgülü Kız”, bölgenin hafızasını bugüne taşıyor. İsveç’teki “Kart Ev” ise üzerindeki çizimlerle izleyiciye ipuçları veriyor. Belki de en değerli olan, özellikle çocukların bu heykellerle kurduğu ilişki. “Bisiklet”e binen, “Taht”a oturan, “Oyun”u kendi oyunlarına dahil eden çocuklar… Turan’a konuyla ilgili görüşünü sorduğumuzda şöyle yanıtlıyor: 

“Bu benim için en güzel şey. Heykele dokunmaları, üzerine çıkmaları, onu oyunlarının parçası yapmaları… Sanatın hayatın içine karışması demek bu. Heykel sadece uzaktan bakılan bir nesne değil; ilişki kurulan bir varlık olmalı. Çocuklar heykellerimi sahipleniyor. Belki de en doğru izleyici onlar. Çünkü filtresiz yaklaşıyorlar. O yüzden onların ilgisini sanatımın doğal bir parçası olarak görüyorum. Ve son olarak ‘Sanatla büyüyen çocuk Umut’tur’ diyorum.”