Bant Mag. No:32’den // İçgüdüsel ve zaman ötesi bir müzik: Perera Elsewhere

Kendi sınırları içinde her şarkıda farklı bir tat yakalamayı başaran Berlin’de yerleşik Perera Elsewhere ile Everlast albümünü konuştuk.

Röp: Cem Kayıran, İllüstrasyon: Ada Tuncer

Sri Lanka kökenli bir ailenin çocuğu olarak Londra’da dünyaya gelen, hayatını Berlin’de sürdüren ve burada müzik yapmaya başlayan Sasha Perera’nın solo projesi Perera Elsewhere, ilk meyvesini geçtiğimiz yılın sonlarında Everlast isimli albümle vermişti. Kendi içinde belirli sınırları olmasına rağmen, her şarkısında farklı bir tat yakalamayı başarabilmiş, yer yer karanlık, yer yer hipnotik bir albüm Everlast.

Sasha Perera’ya hem albümün hazırlık aşamalarını hem de Perera Elsewhere fikrinin nasıl ortaya çıktığını sorduk.

Bize biraz Perera Elsewhere projesinin nasıl ortaya çıktığından bahseder misin?
Kendi müziğimi yapmaya 2010’un kışında başladım ve yaparken çok küçük beklentilerim vardı. Bu müziği grubum Jahcoozi’nin bir anti-tezi gibi hissediyordum ve sadece eğlenmek için Berlin’deki dairemde inzivaya çekiliyordum. (Berlin’de kış olduğu zaman bu tür yalnız takılma havasına girebiliyorsunuz) Hiçbir zaman bir ‘’solo’’ proje yapmak niyetinde değildim, o yüzden 2013 yılında albüm bitene kadar da aklımda bir isim yoktu. Nijerya ve Sri Lanka’da birtakım müzik projelerinde yer almıştım. Oradaki bazı çalışmalardan, orada kaydedip prodüksiyonunu yaptığım bazı şarkılar da albümde yer aldı. Ama o şarkıların Everlast’a uygun olması çok küçük bir şanstı.

Albüm yayınlanalı altı aydan fazla oldu. Everlast hakkında şimdilerde nasıl hissediyorsun?
Bence zamansız bir albüm ve her dinlemenizde üstünüze büyüyor. Çok gösterişli bir albüm değil… Ağır ağır pişen ve her geçen gün daha fazla sevebileceğin türden bir albüm. Albümü yaparken bir acelem yoktu, o yüzden insanların da dinlemek için bir acelesi yok. Tahminimce 50 yıl sonra dinleyince de iyi tınlayacak.

Everlast’ı ilk dinlediğimde, kendine ait bir anlatım dili oluşturabildiğin hissine kapılmıştım. Şarkılar daha çok minimal fikirler üzerine kurulu ama hepsinin farklı bir hissiyatı ve hikâyesi var gibi tınlıyor. Biraz şarkı yazım biçimlerinden bahseder misin?
Perera Elsewhere şarkılarında, kayıtları kendi başıma yaptığım için, genellikle akustik bir enstrümanla yaptığım bir tür melodik bir loop’la ya da kaydettiğim garip seslerle çalışmaya başlıyorum. Bana yeteri kadar ilham verecek atmosfere sahip bir loop yaptıktan sonra, herhangi bir yazılmış söz olmadan; yalnızca melodik fikirlerle mikrofonu elime alıyorum. Genellikle vokallerde doğaçlama olarak gelişiyor ve ben sevdiğim yerleri tutup, sevmediklerimi kesip atıyorum. Bu bana çok samimi geliyor ve sanırım dinleyiciler de bunu duyabiliyor.

Bazı şarkılar, örneğin‘’Bizarre’’, biraz daha farklı. Çünkü erkek arkadaşım mutfakta akustik basıyla bir şeyler çalarken ben onun üstüne şarkı söylemeye başladım. Ona hemen küçük bir stüdyo ortamının hazır olduğu oturma odasına geçmesini söyledim ve o bas yürüyüşünü kaydettim. Sonrasında da vokalleri ekledim.

‘’Bongoloid’’ gibi şarkılar da daha çok benim conga ve mutfaktaki bir bardak müsliyle yaptığım kayıtlar üzerine gelişiyor. İlk kayıt benim yıllara meydan okuyan dandik Samsung telefonumla yapılmıştı. Yine bu atmosfer beni etkiledi ve bu garip vokalleri yapmama, trompet çalışımı kaydedip, ses perdesiyle oynayarak çok anlaşılmaz bir tür kuş gibi tınlamasına sebep oldu.

Şarkılarında Cocteau Twins, Massive Attack, Flying Lotus gibi çok farklı dönem ve akımlardan etkileşimler hissetmek mümkün. Everlast’ın hazırlık aşamasında sana en çok ilham veren müzisyenler kimlerdi?
Tek bir isim söylemek zor. Moondog ve Muslim Gauze dinlemeyi seviyorum. İkisi de biraz deneysel, hiçbir janra ait olmayan müzisyenler. Onların önemli bir rol taşıdığı kesin. Çocukluğumda Massive Attack ve Mazzy Star çok dinlerdim. Yaptığın şeyleri nelerin etkilediğini kesin olarak söyleyebilmek zor. King Tubby gibi çok fazla dub ya da Rhythm & Sound gibi çok fazla dub-varî tekno dinledim. Hepsi hipnotik, tekrara dayalı, loop bazlı ve uzay boşluğunda gibi tınlayan müzikler. Ben de boşlukları ve sesin işlenmesini seviyorum. Çok fazla indie gitar müziği dinlemedim ama bir şekilde Everlast, o tür şeyler de dinlemişim gibi tınlıyor. Ayrıca her zaman dengesiyle oynanmış vokalleri sevmişimdir, Quasimoto’da olduğu gibi.

Röportajın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:32’ye ulaşabilirsiniz.