Bant Mag. No:32’den // “Sonbaharda çorbanızı karıştırırken mırıldanacaksınız”: Can Güngör

Ceylan Ertem sordu, Can Güngör cevapladı! Sonbaharda gelecek, melankoliye sarmalanmış yeni Can Güngör albümü için geri sayım başlamışken Güngör’e Bant Mag. için Ceylan Ertem soruları sordu.

İllüstrasyon: Ezgi Beyazıt

Bir süredir bestelerini SoundCloud üzerinden paylaşan müzisyen Can Güngör’ü farklı müzisyenlerin arkasında oturan davulcu ve aynı zamanda Mabel Matiz’in son albümünün prodüktörü olarak da biliyoruz. Kendisi, Ceylan Ertem’in deyişiyle, “çorbanızı karıştırırken mırıldanacağınız, tüyleri diken diken eden, avuç terleten” şarkılarını bir araya getirdiği ilk albümünü sonbahara yayınlamaya hazırlanıyor. Bunu fırsat bilerek Güngör’ün sıkı dostu Ceylan Ertem’i Bant Mag. için ilk muhabirlik macerasına davet ettik. Ceylan Ertem’in röportajı ve albüme dair yorumlarıyla, Can Güngör hakkında bilmek istedikleriniz, Bülent Ortaçgil’den Gezi’ye, Kadıköy’den kedilerine işte burada…

Biliyorum ki ilk aşkın rock ve heavy metal, peki rock’n’roll seni ne zaman büyülemeye başladı? Müzik hayvanını içinde hissettiğin o ilk günler?
Lise yıllarında sarı okul gömleği içine siyah tişört giyip, bilumum sert müzikleri kulağımdan eksik etmezdim. O müzikleri dinlerken içim kaynıyordu, müziğin sadece ses organizasyonundan ibaret olmadığını içinde büyülü bir şeylerin olduğunu hissediyordum. Sonra okuldaki badimle kurduğumuz iki kişilik grubumuzun ilk provasında, ilk davula oturuşumda, ilk kocaman sesi çıkarmaya başladığımızda müzik hayvanını deneyimledik sanırım.

İlk şarkını ne zaman yazdın?
Çocukken ajandalara şiirimsi küçük yazılar karalıyordum. Lise döneminde elime bir gitar ve de gitar akorlarını tarif eden bir kitap geçti. İlk çalınan akorlarla ilk şarkılar da çıkmaya başladı.

Albümünde tüm şarkılar senin, tüm enstrümanları çaldın, miks aşamasında da sözün geçti diye biliyorum. Öncelikle bu adımı atarken aklında ne vardı? (delilik çünkü) Peki buna devam edecek misin? 
Gitar-vokal kompozisyonu bakımından parçalar şekil aldıkça, nihaî hâllerini duymak istiyordum. Bilgisayar başına geçip elime enstrümanları alıp derme çatma da olsa her şeyi çalıp kaydetmek zaman içerisinde benim için doğal bir süreç hâline geldi. Albümdeyse aynı şeyi, iyi bir stüdyoda, fikrine ve zevkine güvendiğim iki güzel dostum Baran Göksu ve Umut Çetin’le beraber yapmış oldum. İkinci albümün daha işbirlikçi olmasını, sahnede çaldığım grupla beraber olmasını hayal ediyorum. Daha çok ses daha çok fikir olsun, zengin olsun istiyorum.

Kadıköy mü, Karaköy mü?
Açık ara Kadıköy ama sebebi ekol filan değil, tamamen kişisel. En üretken, en hareketli, en yaşadığı yerle barışık hissettiğim yer olduğu için.

Şarkıların, müziğin ve tavrın insanlar üzerinde nasıl hisler bıraksın isterdin?
Hissettiğim şeyin karşıya dolaysız, ağdasız ve sade bir şekilde geçmesini istiyorum. Şarkıları yaptıktan sonra, ikinci hattâ üçüncü kulakla dinleyip bu anlamdaki sağlamasını yapmaya çalışıyorum.

Ortaçgil mi, Kızılok mu?
Seçmem çok zor. İkisini de müzikal babalarım olarak görüyorum. İkisinden de ayrı ayrı çok etkilendim, çok beslendim. “Memurun Şarkısı”nın iki dönemlik dersi olsa giderim.

Albümde muhteşem şair Orhan Veli’nin “Güneş” şiiri yer alacak. Senin için o şiirin anlamı nedir?
İlk aldığım şiir kitabı Orhan Veli’nin tüm şiirleriydi. Sanırım lisedeydim, çok etkilenmiştim. Çok hayat dolu, sokaktan, hafif, naif ve duruydu. Güneş’i kim bilir kaçıncı okuyuşumdu ama “Ah aydınlıklardan uzaktayım” dizesi o an bir melodi olarak çalındı kafamda.

Bu ara hangi kitabı okuyorsun?
Kitap okuma işinde biraz dağınığım. Aynı anda iki üç kitabı çevirebiliyorum. Orhan Veli’nin sevdiceği Nahit Hanım’a yazdığı mektuplardan oluşan Yalnız Seni Arıyorum’u ve Sinem Sal’ın Yine de Amin’ini döndürüyorum bu ara.

Mabel Matiz’in oldukça ses getiren, ödüllere doymayan son albümündeki prodüktörlerden birisin. Bu alanda da adını duymaya devam edeceğiz belli ki. Bir prodüktör olarak ipleri elinde tutmayı mı seviyorsun, sanatçıyla birlikte mi karar alıyorsun? Albüm süreçlerindeki yöntemlerin nasıldır?
Bir albümün prodüktörü olmak sanatçıyla müzikal ortaklığı gerektiriyor. İpler ya da hiyerarşi olmamalı. En üstte hep müzik durmalı. Mabel ve Cihan’la (Murtezaoğlu) bu anlamda iyi bir dil geliştirdik. Üçümüzün de müzik anlayışında öne koyduğu başka değerler var. Zaman zaman tartıştık tabiî ki ama sonunda uzlaşmaya ve birbirimizi anlamaya çaba gösterdik. Oradaki değer çokluğunun uzlaşması da güzel ve zengin bir albümün ortaya çıkmasını sağladı.

Röportajın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:32’ye ulaşabilirsiniz.